kapat

21.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Erkekce bir madalya töreni

Hüseyin Özkan, altın madalyayı boynuna taktığı geceden daha fazla ilgi toplayacağını bilmiyordu herhalde Manly'ye gelirken..

Manly, Erkekçe demek.. Hani beni sevgili dergim vardı, Türkiye'de hâlâ ulaşılamayan rekorlar kıran işte o.. Burada Sydney'in şirin bir plaj semtinin adı.. Size nasıl desem.. Kilyos.. Bir tarafı okyanus.. Köşeyi döndünüz mü, bizim Boğaz gibi uzanan körfez.. Bu kıtaya ilk gelen Avrupalılar buradan giriş yaparmış.. Hasta görünümlüler burada karantina altına alınırmış.

Ağır işler varmış burda.. Yaşam da zormuş.. Bu yüzden genelde erkekler görülürmüş etrafta.. "Manly" adı o günlerden kalma.. Oysa şimdi, nasıl cıvıl cıvıl.. Okyanus sahilinde kilometrelerce uzanan plajlar, aynı Copa Cabana..

Bir yanda sörfleri dalga bekleyenler.. Bir yanda topless, ipkini ile güneşlenenler, bir yanda cadde boyu sıralanmış kafe ve restoranlarda hem birşeyer yiyip içerek, hem de adım başı asılı televizyonlarda Olimpiyat seyrederek eğlenenler.. 500 metre ilerde bir de çıplaklar plajı varmış, bize gece yarısı dönerken söylediler..

Aslında Sydney'in en büyük keyif ve eğlence yeri imiş Manly de, son on yıldır, ünvanını kent merkezinde yapılan Darling Harbour'a kaptırmış. Darling Harbour, bizim eski Galata gibi tam bir ticari limanken kent planlarını değiştirmişler, dev gemileri ordan kaldırıp, koyu bizim Tarabya'ya çevirmişler.. Burası burunlarının dibi.. Manly uzak.. Rağbet buraya kaymış..

Şimdi bizim ne işimiz var Manly'de..

Bir eski dost, Sarıyer'in ünlü Urcan'ı.. Bir aile kavgası sonunda başına gelmedik kalmamıştı da kaçıp gitmişti ya.. Gazetelerde okumuştum, Sydney'de yaşadığını..

Türk Hava Yollarının pırıl pırıl bir Sydney Müdürü var.. Atagün Kutluyüksel.. "Ben seni bir akşam götüreyim Hıncal Ağabey" dedi.. Kenan, Nuyan Yiğit ağabey düştük yollara.. Yarım saat falan tutuyor araba ile..

Geldik ki, Urcan bir fast food, döner, kebab ve pide dükkan işletiyor.. Yanında Pizza İstanbul.. Onun da sahibi bir Adanalı.. Caddenin karşısında bir Türk kebabçı daha.. ODTÜ Mezunu bir Elazığlı..

Etçi Urcan..
Bre aman.. 1980'lerin başında İstanbul'a yeni taşınmışız Ankara'dan.. Mudo beni Urcan'a götürdü.. Balık yemem.. Et istedim. Masada Taviloğlu'nun başka arkadaşları da var.. 10 kişi falanız..

Üç dakika geçmedi, tepemizde bir adam.. "Kim o benim dükkanıma hakaret eden" diyor.. Urcan'da et isteyerek ben hakaret etmişim meğer.. "Ben balık yemem" diyecek oldum.. "Ben sana bir balık yapayım da yeme bakalım. Şimdi senin için mutfağa giriyorum" dedi.. Elleri ile pişirmiş, kendi getirdi önüme koydu, bir minik kalkan.. Ama ne kalkan.. Ondan sonra balık yemeye başladım zaten.. İşte Urcan'la böyle tanışmışız.. Şimdi "Et" isteyene küfür yemiş gibi bakan Urcan et satıyor.. Olacak şey mi?..

"Aahh.. Aahh Hıncalcığım" dedi.. "Kader işte.. Türkiye'den ayrılınca 1994'te gelmiştim buraya gezmeye çok beğenmiştim. Gene buraya geldim. Balığı bol.. Güneşi bol, denizi bol diye.. Bir ortakla tekstil işine girmeye ikna ettiler beni. Girmez olaydım. 5 milyon dolarımı kaptı kaçtı herifçioğlu.. Sarsıldık tabii.. Bu dükkanı satın alabildim ancak.. Ama artık kendime geldim. Ortağa açtığım davaları da birer birer kazanıyorum. Bir daha gelişinde seni Balıkçı Urcan'da ağırlarım gene.."

O gece de balıkçı da ağırladı.. Yanda Manly'nin en iyi balık restoranı var.. Bizimkilerin yanında hikaye tabii..Urcan burda Urcan'ı açarsa efsane olur..

Hüseyin Özkan da Judodan grubu ile oraya geliyormuş meğer.. Onları da bekledik.. Hüseyin'i madalyası ile görünce Avustralyalılar bir alkış, bir kıyamet..

İlk defa bir Olimpiyat madalyasını bu kadar yakın, bu kadar içlerinde görüyorlar.. Ve de bir Olimpiyat Şampiyonunu.. Hüseyin gecenin kahramanı oldu.. Nasıl da mütevazi.. Nasıl da utangaç..

Urcan'ın yardımcısı Mehmet "Ne alırsın" diyor.. "Farketmez. Sandviç de olsa olur" diye yanıt alıyor.. Manly halkı ve o gece bizim gibi orayı ziyarete gelenler bayıldılar Hüseyin'e..

Biz de iftihar ettik tabii..

Citius.. Altius.. Fortius.. Seksius!..

Daha hızlı.. Daha yüksek.. Daha güçlü.. diye binlerce yıldır ezberlenen Olimpiyat logosuna bir sözcük daha eklenmesi kesinleşti..

Seksius.. Daha seksi..

1988'de "Rahmetli" Flo Jo'nun fevkalade seksi makyajları ve kıyafetleri, hatta yarış forması şovu çaldığından beri kadın sporcular bu işe biraz daha dikkat etmeye başladılar.. Onlar dikkat etmeye başlayınca millet de onlara dikkat etmeye başladı.. Medya bu fırsatı kaçırır mı?..

Suya dayanıklı makyajlarla havuzun başına gelen birbirinden çekici yüzücüler.. Minnacık mayolarla kendilerini yerden yere atan plaj voleybolu fıstıkları.. Mini eteklerinin altına paçalı lasteksler yerine klasik iç çamaşırlarını giyen hokeyciler..

Nerde doping hatta seks kontrolünün olmadığı devirlerdeki erkek gibi adaleli, erkek gibi kalın sesli ve erkek gibi kıllı, kadından başka herşeye benzeyen kadın sporcular, nerde bugünkü, nerdeyse mankenler..

Nerdeyse ne demek?.. Marie Jose Perec resmen mankenlik, foto modellik yapıyor. Hollandalı yüzücü İnge de Brujin, dünya çapında yüzücü tamam.. Ama dünya çapında da cazip bir kadın.. Vatandaşı bisikletçi Leonten Zijlaar da öyle.. Amerikada mayo reklamlarında poz veren Jenny Thompson ya..

Kadın sporcularda seks patlaması konusunda bir rapor hazırlayan Debbie Sims "Kadın sporcular üzerinde iyi derece yapmak kadar dişi görünmek de gerektiği konusunda bir baskı var. Bu baskı daha güzel görünmelerinin daha medyatik olacağını bilen sponsorlar ve pazarlamacılardan mı geliyor, bilmem" diyor.

Bana sorarsanız sadece ve sadece "Kadın" olmalarından geliyor.. Güzel, çekici görünmek her genç kadının iç güdüsü.. Hele hele bir de medyanın bu kadar önünde olduğunu bilirken..

***

Seksius diyince erkeklerden de söz etmek gerek.. Olimpiyat köyüne tam 100 bin kutu prezervatif getirildi erkek sporcular için.. Kullanmayanlar sadece Kanadalılar.. Yok canım sandığınız gibi değil.. Onlar kendi prezervatiflerini kendileri getirmişler.. 3 bin kutu.. Başkasının malına güvenmiyorlar..

Satışlara ve Olimpiyat köyündeki davranışlara bakılırsa (ki bakan ve televizyonda anlatan Avustralya Kadın Basketbol takımının fıstıklarından Michele Timms) Kübalılar en azgınlarıymış.. En çok prezervatif alanlar onlarmış.. En çok tercih ettikleri çeşit de..

Çilek kokulu olanlar..

Olimpizm ruhu dedikleri...İşte Olimpizm dedikleri bu.. Sydney'in bir kahramanı var şimdi.. Eric Moussambani.. 100 metre serbest yarışına başladığı andan itibaren bitirene kadar çılgınca alkışlandı.. Havuzda görevli gönüllüler, güvenlikçiler, hatta büfelerde satış yapanlar işlerini bırakıp Eric'i seyre geldiler.. Dünyanın en kötü yüzücüsünü..

100 metredeki zamanı, 200 metreyi kazanan Hoogenband'dan 7 saniye yavaştı.. 100 metre derecelerinden ise bir dakika fazla.. Rekor kitaplarına bakılırsa 90-95 yaş gurubunun derecelerine eşit..

Ocak ayında yüzmeyi öğrenmişti.. Ülkesi Ekvator Ginesinde Olimpik havuz olmadığı için ilk defa 50 metrelik bir havuza giriyordu.. "100 metre çok" diye hocama yalvardım ama, girmem gerektiğini söyledi. İyi ki girmişim, şimdi tüm dünya beni de ülkemi de tanıyor" dedi.. Yüzmenin tüm stil ve tekniklerinden hiçbirine benzemeyen bu tarihin en berbat olimpik yüzüşünü serisindeki Nijeryalı ve Tacik sporcular hatalı çıkış yaptıkları için tek başına yaptı üstelik Eric..

En berbat dediğime bakmayın.. Tarihe geçti adam.. 1968 Meksika Oyunlarında Tanzanyalı maratoncu John Stephen Akhwari'nin geçtiği gibi.. Maraton bitmiş, kapanış töreni bitmiş, herkes toparlanıp evine gitmişti, John stad kapısına geldiğinde.. Düşmüş bacağından yaralanmıştı. Kan sargılardan sızıyor, nefes almakta zorlanıyordu.

"Sen çılgın mısın, niye bırakmadın yarışı" demişlerdi, 30 yaşındaki sporcuya.. "Ülkem beni Meksika'ya yarışa başlamam için değil, Bitirmem için gönderdi" dedi..

Olimpizm dedikleri işte buydu.. Hani "Önemli olan kazanmak değil.." dedikleri..

Spor Yazarlari sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır