|
|
EMİN ÖZTÜRK
|
  
Dördüncü petrol şoku
Ham petrolün uluslararası piyasalardaki fiyatı 1998 yılının sonundan beri üç kattan daha fazla artmış bulunuyor. Hafızalarımızı tazeleyelim: 1998 sonunda 9-10 dolar olan fiyat son haftalarda 35 dolar seviyesine kadar çıktı. Petrol üreten ülkeler örgütü OPEC'in ve örgütün lideri Suudi Arabistan'ın üretim artırma yönündeki sözlerine rağmen fiyatlar hala yüksek. Bu durum petrol sektörü uzmanlarının beklentilerini doğru çıkarmamış oldu. Bir kaç ay öncesine kadar üretimde yapılacak bir artış sözünün bile fiyatları aşağı çekeceği düşünülüyordu. Görünen o ki, fiyatların yüksek kalmasının arkasında başka nedenler de var. ABD'de petrol stoklarının çok düşük bir seviyede olması ve rafineri sektöründe atıl kapasite bulunmaması bu nedenler arasında. Ayrıca, Avrupa'da, Amerika'da ve dünyanın diğer bölgelerinde ekonomik büyümenin canlı oluşu petrol talebinin yüksek olmasına yol açıyor. Bu şartlar altında, özellikle de kış mevsiminin sert geçmesi durumunda, ham petrol fiyatının 40 dolar düzeyini aşması şaşırtıcı olmayacak.
Gelişmiş-gelişen ülke farkı
Şu anda karşılaşılan durum dördüncü petrol şoku oluyor. Ancak, gelişmiş ülkeler açısından bu defaki durum öncekilere göre daha rahat çünkü arada geçen yıllarda bu ekonomiler önemli ölçüde değişti. Tasarruf sağlayıcı önlemler alındığı ve diğer yakıt türlerine kayıldığı için petrolün yakıt olarak önemi eskisi kadar fazla değil. Ayrıca, ağır endüstrilerin bu ekonomilerdeki payı azalmış ve hizmet ile teknoloji sektörlerinin payı artmış durumda. Dolayısıyla, her bir dolarlık milli gelirin yaratılması için 1970'li yıllara göre yüzde 50 daha az petrol kullanıldığı hesaplanıyor. Yani petrol fiyatlarındaki artışın büyüme ve enflasyon üzerindeki olumsuz etkisi bu ülkelerde eskiye göre daha az. Zaten son petrol şoku gelişmiş ülkelerin enflasyon sorununu çözmüş olduğu bir döneme denk geldi.
Gelişmekte olan ülkelerde ise bunun tersi bir durum olduğu söylenebilir. Bunun bir nedeni ağır endüstrilerin hala önemini koruyor olması. Ayrıca, arada geçen yıllarda otomobil sahipliği oranında artış olmuş durumda. Dolayısıyla, petrol gelişmekte olan ülkeler için hala önemini koruyor.
Türkiye köşeye sıkıştı
Türkiye'nin ise diğer gelişmekte olan ülkelere göre ilave bir dezavantajı var. Türkiye enflasyon sorununu henüz halledememişken dördüncü petrol şoku ile karşılaştı. Aslında bu yılın başından beri Türkiye'deki tüketiciler yurtdışında artmakta olan fiyatların etkisini çok fazla hissetmediler. Bunun nedeni, petrol vergisinin aşağı çekilmesi yoluyla petrolün içerideki fiyatının yılbaşından beri çok az artmış olması. Dolayısıyla, enflasyon üzerinde doğrudan bir olumsuz etki olduğunu söylemek zor.
Ama bu politikanın maliyeti bütçede ortaya çıkıyor. Sene başında petrol tüketim vergisinde oransal sistemden maktu sisteme geçilmişti. Yeni sisteme göre petrol vergisinin her ay açıklanan enflasyon ölçüsünde artması gerekiyordu. Ancak petrol fiyatının düşeceği beklentisine göre tasarlanan bu sistem uygulanmadı. Gelişmeler tam tersi yönde olduğu için hükümet yetkisini kullanarak petrol tüketim vergisini enflasyona göre artırmak bir yana mutlak olarak azaltmaya başladı.
Bu stratejinin en iyi tercih olup olmadığı tartışılabilir. Diğer vergi gelirleri iyi performans gösterdiği için yılın şu ana kadar olan bölümünde petrol tüketim vergisindeki düşüş bütçe sonuçlarını tümüyle olumsuza çevirmedi. Programın temel amacı da enflasyonu düşürmek olduğuna göre uygulanan staratejinin mevcut şartlara göre en uygun olanı olduğu söylenebilir. Ancak enflasyon derdini halletmiş ve bütçe açığını AB kriterlerine düşürmüş ülkelere göre Türkiye'nin petrol fiyatları nedeniyle çok daha fazla köşeye sıkıştığı da bir gerçek.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|