


Faşist öğretmen
Tek dersten kalan öğrencilere "af" savunurken, hangi noktalardan yola çıktığımı binlerce insan anladı.
Fakat "anlama özürlü" bir öğretmen, adı hiç önemli değil, kendisinin ne kadar faşist ve merhametten uzak bir zihniyete sahip olduğunun farkında bile olmadan, savunduğum teze değil de "şahsıma" yüklenen bir e-mail göndermiş...
"Sen de sınıflarını hep afla geçmiş olmalısın ki, affı savunuyorsun, araştırmadan yazıyorsun, adaleti hiçe sayıyorsun" diyor.
Öz geçmişini ve hayat mücadelesini hiç bilmediği bir yazarı bu kadar kolay suçlayabilen bir öğretmen olsa olsa bir "faşisttir" ve kimbilir minik yavrulara neler yapıyordur?
Basit bir telefonla bana ulaşıp hayat mücadelemi öğrenebilecek iken, e-mail'e sarılıp hakareti seçen bir öğretmenin; faşist olmaktan başka şansı var mı, söyleyin?
Üstelik ben, hakareti hak edecek bir şey istemedim.
Kendim için hele hiç istemedim.
Tanrı çocuklarımızı böyle öğretmenlerden korusun!..
"Anlama özürlü öğretmen", af talebimden, çocuklara "çalışmayın" dediğimi çıkarmış...
13 ders alıp tek bir dersten kalan çocuğa af istemek, "çalışmayın" demek mi?
Tek dersten kalmış çocuğa af çıkarmak, derslerini geçmiş çocuklara "haksızlık" ve "adaletsizlik" mi?
Okullar mahkeme mi, yoksa her çocuğun makine parçası gibi "eşit" sayıldığı bir torna tesviye atölyesi mi yoksa gestapo kampı mı?
Dersini çalışan çocuğun ödülü sınıfını geçmektir.
Tek dersten başarısız çocuğu bedbaht etmek değil...
Birinin bedbahtlığı ve yıkımı, başarılı çocuğun ödülü olabilir mi?
Bu "zavallı" öğretmen bana, af görüp de hayatta başarı göstermiş insanların bulunmadığını ispatlayabilir mi?
Bu zavallı zihniyet, alimlerin bile "okul hayatlarını" birazcık inceleme zahmetine katlansaydı, ne olurdu sanki?
20 bine yakın evladın tek dersten affedilmesi, böyle faşist bir zihniyeti rahatsız edebilir ama Türkiye'yi hiç etmez.
20 bin ailenin mutluluğunun, çocukların biraz daha hayata yaklaştırılmasının ve yüreklerinin ısıtılmasının ne demek olduğunu, bir faşist kafa anlayamaz.
Ben af ile hiç geçmedim ama yine affı savunuyorum, çünkü öğretmenlerimden hep "insanlık ve hoşgörü" gördüm, öyle yetiştim.
Ama faşist öğretmenimiz belli ki, kendisine gösterilen hoşgörüden zerre kadar nasibini almamış...
Rastık
Kalın kaşlılar, doğuştan "liderlik" özelliğine sahip oluyormuş... Kaşı ince olanlar, rastık sürse olur mu?
Hamal
Balina hayalicileri bir "hamalı" yönetim kuruluna sokmuş... Herhalde soygun paralarını taşımak içindir.
Buluş
Beyoğlu Emlakbank'ı 2 trilyon lira çarpan bankacının adı Serpil Buluş imiş... Bence de çok iyi bir buluş!..
Angaje yazarlık olmuyor
Erbakan'ın bir grup meslektaşımızı görüşmeye "çağırması" amacına ulaştı.
Ve bir kısım yazar, derhal ikiye bölündü.
Davete gidenler "Erbakan'ın yalakası" ilan edildiler, onları eleştirenler de "papyonlu gazeteciler" sıfatıyla "darbeci" oldular.
Erbakan'ın niyeti de buydu!
"Demokrat Gazeteciler Birliği" teklifinden anlaşıldığı gibi...
Erbakan, müseccel bir kurnazdır, balıklama atlarsan, lüfer gibi mangalda ızgara olursun...
Sana "demokrat" yaftasını asar, o bildiği yolda ilerler, sen de boynundaki yafta ile huzur-u kalp içinde viskini yudumlarsın...
O kafayla aklına da getiremezsin ki, gazeteci ve yazar sadece ve sadece "halk"a angajedir...
Ne Erbakan'ın toplantısına katılmak bir insanı demokrat yapar, ne de "30 Ağustos" resepsiyonuna katılmak bir gazeteciyi "darbeci" yapar. Kaldı ki, bedevi çadırında bir diktatörün karşısında ayakta bekleyen bir siyasetçinin "davet"i ile 30 Ağustos Ulusal Zafer Bayramı "daveti"ni aynı kefeye koyabilmek için, insanın en azından "gözünün dönmüş olması" gerekir. Allah'tan ki, bölünerek birbirini suçlayan yazarlar, Babıali'nin çok dar bir kesimini temsil ediyor.
Geniş kesim, geleneksel gazetecilik ve yazarlık yolunda yürümeye devam ediyor.
Çiftçilik yapan bir dede, bahçesinden badem çalan çocukları esir almış... Dedelerimiz de değişiyor...
Salih Memecan, çocuklardan oluşan okurlarıyla buluşmuş... Memecan, kendi okurunu kendi yetiştiriyor.
Aşırı hız yüzünden frenleri tutmayan TIR şoförü, 21 kişinin ölümüne sebep oldu. Yani kaza mı oldu?
10 tane 300 milyar
Milli Piyango yılbaşı ikramiyesini 3 trilyona çıkarmış...
Bu para, ikramiyeye "ihtiyaç" duyan milyonlarca ailenin, telaffuz ve tasavvur etmekte güçlük çekeceği bir miktar... Yuvarlak hesap 5 milyon dolar...
Bir kişiye çıkarsa, delirtir...
Ama bence yanlış bir ikramiye politikası güdülüyor.
Hayali "yükseltmek" başka şey, "ulaşılabilir" kılmak başka şey...
İnsanlar şimdi bilecek ki, 10 milyon dolar büyük para...
Ama o paraya sadece bir kişi ulaşabilecek...
Oysa, 10 tane 300 milyar büyük ikramiye konulsaydı, insanlar, 500 bin doları kazanan 10 talihliden biri olabilirim, diyeceklerdi....
Türkiye'de 500 bin dolar da çok yüksek paradır. Bence MP, ikramiyede "ulaşılabilirliği" kovalamalıydı.