kapat

20.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Manisa utancı

Manisalı gençlerden biri uğradı geçen gün... Bilmem siz onları hala hatırlıyor musunuz...

Lise öğrencileriydiler. Bir gün evlerinden, okullarından alınıp, emniyette işkenceye yatırılmışlardı. O dönem hepimiz bu gençler için üzülmüş, kaygılanmış, öfkelenmiş, isyan etmiştik.

Sonra unuttuk tabii... Pek çok benzerini unuttuğumuz gibi...

Ben de birkaç yıldır görmemiştim onları...

Ziyaretime gelen 79 doğumlu genç, ilk tanıştığımda 18 yaşında bir liseliydi. Şimdi üniversiteli olmuştu. Yaşadıklarını hafızasının en dip köşesine gömmüş gibiydi. Unutmak zorundaydı.

Ya biz...?

Bizim unutmaya hakkımız var mı?

***

Onunla görüşürken, yanımızda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ya da Adalet Bakanı Prof. Hikmet Sami Türk'ün olmasını ne kadar isterdim.

Türkiye'nin bir hukuk devleti olması gerektiğine inanan bu iki insan, iktidar koltuklarında oturdukları bir devlette yaşanan bu adaletsizlik karşısında neler hissederlerdi acaba...?

Yaşları 14 ile 30 arasında değişen 16 genç, 26 Aralık 1995 sabahı gözaltına alınmışlardı.

Tarihe dikkatinizi çekerim: 5 yıl önce alınmışlardı.

Lise sonda olanların mezuniyetlerine birkaç hafta kalmıştı.

Gizli örgüt üyesi olmakla suçlanıyorlardı. Sorgucuları, Bingöl'den yeni gelmiş özel timci polislerdi. Sorguda tacizden kaba dayağa, elektrikten tazyikli suya kadar işkencenin değişik çeşitleriyle tanıştılar.

Salıverildiklerinde artık bambaşka insanlar olmuşlardı.

Ancak kamuoyu da görülmedik bir tepkiyle onlardan yana çıkmıştı.

Mahkeme sonunda toplam 76 yıl ceza aldılar. Yargıtay, tarihe geçecek bir gerekçeyle "İşkence vardır" diyerek çocukların cezasını bozdu.

Ancak asıl bozulan onların sağlığı ve ailelerinin adalete inancıydı.

***

Bu arada iki dava birbirine paralel yürüyordu:

Çocukların Yargıtay'dan dönen davası ve polisler aleyhine açtıkları işkence davası...

Kamuoyu işin peşini bıraktığında, çocukları mahkum eden mahkeme, nihai kararını vermek için polislerin işkence davasının sonucunu bekliyordu.

Aradan geçen sürede ne oldu biliyor musunuz?

Hiçbir şey...!

Ben de dehşet içinde öğrendim ki, mahkeme olaydan 5 yıl sonra hala işkenceden yargılanan 10 polisin ifadesini alamamıştı.

Polisler firari de ondan mı?

Hayır, ifadesi alınamayan polislerden biri hala Van'da görev yapıyor ve 5 yıldır koruma altında tutuluyor. Belki af, belki zaman aşımı bekleniyor.

Bu arada "traji-komik" bir gelişme daha oldu:

İşkencecilerin ifadesini alamayan adalet nihayet kendine bir suçlu buldu:

5 yıldır çocukların davasını büyük cesaret ve kararlılıkla savunan avukat Sema Pekdaş hakkında, sanık polislerin fotoğraflarını teşhir ederek görevini kötüye kullanmaktan dava açıldı.

İşkence davası duruyor, ancak çocukların avukatı ay başında yargılanmaya başlayacak.

Kara mizah gibi değil mi...?

***

Daha da ilginç bir gelişme var.

Çocuklardan biri, o korkunç günlerde üniversite sınavını kazanmış ve hukuk fakültesine girmişti. Önümüzdeki yıl mezun oluyor.

Geçenlerde avukatları Sema Pekdaş'a, "Merat etme" demiş, "Mezuniyetime az kaldı. Seni mahkemede ben savunacağım."

Avukatların sanık, sanıkların avukat olduğu bu "ibret davası" kuşaktan kuşağa bayrak gibi el değiştirerek yakında adaletine en çok güvenilen yere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidecek ve büyük olasılıkla Türkiye'nin mahkumiyetiyle sonuçlanacak.

Ya biz...?

Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Adalet Bakanı ve kamuoyuyla bu cezanın, bu utancın altından nasıl kalkacağız?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır