


Devlet cinayet mi işliyormuş yoksa?
Gazeteci Cüneyt Arcayürek'in "Bekleyen adamın gerçekleşen düşü" adlı kitabı siyaset sahnesine bomba gibi düştü. Arcayürek'in "Demirel'in başdanışmanı" olduğu yıllardaki anılarını anlattığı kitapta çok ilginç bir bölüm var.
Demirel Cumhurbaşkanı olduğu sırada Cüneyt Arcayürek'e aynen şunu söylemiş: "Tansu Çiller hükümet olduktan bir süre sonra bana geldi. Şuradaki koltuğa oturdu, 'Ben terör işini özel harekat timleri ile çözeceğim' dedi. 'Bak' dedim kendisine, 'Özel timler bir gün gelir başına bela olur. Bunlara hakim olamazsın. Her çeşit iş gelir başına, bu memleketin iki ordusu yoktur. Terörü bu orduyla çözeceksin.' Gitti Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'le öteki komutanlarla öyle bir kaynaştı ki..."
Yılların deneyimli gazetecisi Arcayürek Demirel'in bu sözlerini "Faili meçhul cinayetlerde Demirel Çiller'i işaret ediyor" şeklinde tercüme ediyor.
Nitekim bu konudaki yorum dün büyük bir gazetede yayınlandı. Demirel hiç alınmadı, sadece "Ben bu konuda konuşmam" dedi.
Bu ne biçim iş böyle, anlamak mümkün değil. Faili meçhul cinayetleri dönemin başbakanının işlettiği ima ediliyor. Bunu yapan bizzat o dönemin Cumhurbaşkanı. O Cumhurbaşkanı aynı şekilde dönemin Genelkurmay Başkanı ile diğer Kuvvet Komutanlarını da işin içinde gösteriyor.
Kısacası Demirel "Devletin cinayet işlediğini, ancak faillerin bulunamadığını; bu cinayetlerin de faili meçhul olarak adlandırıldığını" söylemiş oluyor.
Bu itiraflar çok güzel. 12 Eylül'ün yıldönümünde de Evren, zamanında hapisteki kimi görüş sahiplerini tamamen ortadan kaldırmak için talimat verdiklerini söylemişti.
Ne korkunç günler yaşamışız. Allah'tan bazı liderlerimiz yaşlandılar ve megalomaniye kapıldılar da, itiraflarda bulunuyorlar.
Bu güne kadar devletin bazı cinayetlerde parmağı olduğu imaları çok yapılırdı. Ama her seferinde "Devlete yönelik böyle bir suçlama yapılamaz" hamaseti içinde bunu söyleyenler susturulurdu.
Buyrun işte, bir dönemin Cumhurbaşkanı itiraf ediyor ki, devlet faili meçhul işinde vardır, üstelik bunun şifahi emrini veren de bizzat dönemin başbakanıdır. Başbakan hakkında faili meçhul cinayet işlettiği, Cumhurbaşkanı hakkında da bildiği halde kılını bile kıpırdatmadığı, Kuvvet Komutanları ve dönemin Emniyet Genel Müdürü hakkında da bu emirleri uyguladıkları için dava açılması gerekmiyor mu?
Bakalım göreceğiz, yine üzerine mi yatılacak bu itirafların?
Çocukları karakola götürmeyin
İzmir'de küçücük çocukların 7 saat karakolda tutulmalarına derin bir öfke duyulması çok normal. Kim olursa olsun hiç kimse yaşları 10-14 olan çocuklara bu dehşeti yaşatamaz.
Önceki gece bazı TV ekranlarında İzmir Emniyet Müdürü Hasan Yücesan'ı dinlerken kulaklarıma inanamadım. Koca Emniyet Müdürü polislerini korumak için küçücük çocuklara yapılan muameleyi haklı göstermeye çalıştı sürekli. Hele 7 saat boyunca karakolda tutulan çocuklar için "canım nezarete atmadık ya" diye konuşması olacak şey değildi.
Tabii gazete ve televizyonlarda yer alan "suçları sokakta oynamak" türünden başlıklar da bana biraz abartılı geldi. O kadar da değil herhalde, cezası ya da yaptırımı bu olmamalı ama, çocukların da çevreye bir şekilde rahatsızlık verdikleri izlenimi edindim ben.
Bakın, dün çocukların oyun oynadıkları için gözaltına alındıkları bölgede oturan yurttaşlardan internet aracılığı ile mesaj aldım. Sonra da bunlardan bazılarıyla konuştum. Özetle şunu söylüyorlar: Bu çocuklar çevreye zarar veriyor. Çimenleri tahrip ediyor, ağaçları kırıyor, içlerinde bira içip etrafı pisletenler de var. Bu çocukların bazıları gece de aynı yerde toplanıyor, aileleri bu çocukları eve hiç çağırmaz mı anlamıyoruz, gece karanlığında daha da gürültücü oluyorlar ve gelip geçenlere de sataşıyorlar. Birkaç kez müdahale ettiğimizde aralarından bıçak çekenler bile oldu. Bizim de çocuklarımız var, ama onların yanına yaklaşamıyorlar, çünkü her seferinde sudan sebeplerle kavga çıkarıp, bizim çocuklarımızı dövüyorlar.
Bu da bir feryat ve görüş. Kimse "Hayır böyle olmuyordur" demesin. Kendi çevresine bakın, sizin oralarda da benzer şeyler oluyordur mutlaka.
Burada iş ana-babalarındır.
112 ve Haydarpaşa Numune
Futbol Federasyonu eski başkanlarından Kemal Ulusu aradı önceki gün. Ulusu Cumartesi günü annesini kaybetti. Önce başsağlığı diledim elbette, zaten Kemal Ulusu da annesi için aramış.
Bana "Türkiye'de artık hiçbir şey eskisi gibi değil, bunun da anlatılması gerek bu yüzden aradım" dedi ve anlattı.
Kemal Ulusu'nun 88 yaşındaki annesi Neriman Ulusu Cumartesi gece yarısı rahatsızlanmış. Hemen 112'ye telefon etmişler, beklemeye başlamışlar. Kemal Ulusu "Yarım saatten önce geleceklerini hiç tahmin etmiyordum, ama 10 dakika bile dolmadan ambülans kapımızdaydı" dedi.
112'nin donanımlı ambülansı Neriman Ulusu'yu hemen Haydarpaşa Numune Hastanesi acil servisine götürmüş. Kemal Ulusu "Hastaneye endişe içinde gittim. Ama gördüğüm manzara beni şaşırttı ve tabii çok sevindirdi. Benzerlerini Amerika'da Avrupa'da bile görmediğim güzellikte bir hastaneydi. Her şey pırıl pırıl, en önemlisi her işlemimiz tıkır tıkır yapıldı. Görevliler bizim adımıza her şeyi yaptılar" diye konuştu.
Türkiye pekçok olumsuzuluğa rağmen çağa hızla ayak uyduruyor. Hele dirayetli, yetenekli, çağa açık yöneticilerin işbaşında olduğu yerlerde bu daha da net bir şekilde görülüyor.
Geç gelen tuhaf açıklama
İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2 ay önce yazılan bir yazıya ancak şimdi cevap verdi. O da yanlış oldu
Bazı konular vardır, daha ilk anda tepki gösterir, çok öfkelenirsiniz. İşte İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden adıma gelen açıklamayı okuyunca böyle oldum. Gerçekten çok öfkelendim. Çünkü akılsız tavırlara hiç tahammülüm olmuyor, kendimi tutamıyorum.
Bundan tam iki ay önce Ortaköy'deki eğlence yerleri nedeniyle trafiğin çok sıkıştığını konu alan bir yazı yazmış ve bazı önerilerde bulunmuştum. Bu önerilerin başında, bu eğlence yerlerine gitmek isteyenlerin özel araçlarını kullanmamaları, bunun yerine taksiye binmeleriydi. Böylece hem gelenler rahat inip binecek hem de park sıkıntısı çözülmüş olacaktı.
Taksiyle gelmeyi özendirmek için de esprili biçimde "En iyisi iki tarafta da alkol denetimi yapın buralarda içki içip çıkanların arabalarına da kim olduğuna bakmadan el koyun. Ondan sonra kimse kendi arabasıyla gelmeye cesaret edemez" demiştim.
Bu yazıdan tam iki ay sonra Emniyet Müdürü adına, 2. Sınıf Emniyet Müdürü Yaşar Ağdere imzasını taşıyan bir açıklama aldım. Üzerinde sayı, tarih; numaralar, damgalar olduğu için belli ki resmi yazı, kayıtlara girmiş, saklanıyor yani.
Benim o yazıdan hiçbir şey anlamadan, sanki ben İstanbul Trafik Müdürlüğü'nü suçluyormuşum gibi bir cevap yazmışlar.
Efendim, Ortaköy bölgesinde trafik sıkışıklığı oradaki eğlence yerleri yüzünden oluyormuş, ama trafik ekipleri canla başla çalışarak trafiğin akmasını sağlıyormuş. Bu arada aralıksız kontroller de sürüyormuş.
Ardından da bilmem kaç tarihli ve numaralı bir genelgeye atıf yaparak alkol denetimlerinin aralıksız yapıldığını söylüyor.
Güler misiniz, ağlar mısınız? Zaten trafik polislerine destek olması için yazılan bir yazı, belli ki Emniyet Müdürlüğü'nün "aman cevapsız bırakmayın" anlayışı ile sapur saçma bir şeye dönüşmüş.
Üstelik cevap neredeyse bu eğlence mekanlarının kapanma mevsimine yakın bir zamanda geliyor.
Cevabın da akıllısı makbuldür.