kapat

20.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Özelleştirmeci åli Paşa
Bugün hararetle tartışıyoruz: Sürekli zarar eden, bir liralık malı üç liraya üreten, hantal devlet işletmelerini satalım mı yoksa satmayalım mı? Halbuki işin doğrusunu Sadrazam åli Paşa bundan 130 yıl önce söylemişti: "Devlet üretimi halka devretmeli... Vergisini alıp, düzeni denetlemeli..."

Fakir bir ailenin çocuğuydu. 1815'te İstanbul'da doğdu. Üç senelik mahalle mektebine gitti. Divan-ı Hümayun'a katip olarak girdiğinde 15 yaşındaydı. Vazifesini mükemmel biçimde yerine getirdiğinden, geleneklere göre ona "åli", yani "büyük, yüce" adı verildi. Böylece adı Mehmet Emin ali Efendi oldu.

Fransızcasını ilerletti. 1833'de Tercüme Kalemi'ne tayin oldu. Devletlerarası görüşmelerde tercümanlık yaptı. Hukuki vesikaları tercüme etti.

Zeki, kibar ve inatçıydı. Detaya önem verirdi. Ciddi ve protokole düşkündü. Rivayete göre Sultan Abdülaziz bir gece åli Paşa'yı geç vakit saraya çağırmış ve kendisini gecelik ve hırkayla kabul etmişti. Paşa, karşısında padişahı bu halde görünce kendisine refakat eden mabeyinciye dönüp, "Efendimizi istirahatteyken rahatsız etmeye nasıl cesaret edersiniz" diye kızarak odadan çıkmıştı. Az sonra Sultan Abdülaziz büyük üniformasını giyip sadrazamını öyle kabul etmişti.

MANZARA-İ UMUMİYE
åli Paşa'nın yaşadığı dönemde Osmanlı içten ve dıştan kemiriliyordu. Tahtta 18 yaşındaki Abdülmecid vardı. İmparatorluğun eski gücünden eser kalmamıştı. Reformlar gerekiyordu. Böyle bir dönemde åli Paşa, Mustafa Reşit Paşa'nın sağ kolu ve en iyi öğrencisiydi.

1835'te Viyana Sefareti'nde ikinci katip, 1846'da M.Reşit Paşa'nın kabinesinde hariciye nazırı oldu. 1848'de vezir ve paşa rütbeleri verildi. 33 yaşındaydı. Osmanlı'nın en genç veziri ve en genç paşası olarak tarihe geçti. Mustafa Reşit Paşa'nın istifasıyla sadrazamlığa getirildi. Yaşının küçük olduğunu söyleyerek görevi kabul etmek istemediyse de padişahın ısrarı sonucu görevi kabul etmek zorunda kaldı. 22 sene saltanat sürdükten sonra Abdülmecid 1861'de vefat etti.

Osmanlı tahtının yeni sahibi Abdülaziz'di. O da åli Paşa'yı sadrazam olarak tayin etti. Fakat yeni padişah farklıydı. Yemeyi içmeyi, gezmeyi seviyordu. Ülkeyi tek başına yönetmek istiyordu. åli Paşa gibi bir akıl ve tecrübe küpünü bir türlü içine sindiremiyordu.

Rivayet odur ki Sultan Abdülaziz, "Ey Allahım beni bu adamdan kurtar" demiş; ölüm haberini alınca da, "Allah'a şükür, beni bu heriften kurtardı" diye sevinmişti.

EN BÜYÜK DİPLOMAT
6 Eylül 1871'de Hakkın rahmetine kavuştu. Alman devlet adamı Bismarck onun için "Avrupa en büyük diplomatını kaybetti" demişti. İngiliz sefirine göreyse o rüşvetle satın alınamayacak tek Osmanlı'ydı. Ancak değeri kendi ülkesinde pek bilinmemişti. Tek dostu Fuat Paşa'ydı. Osmanlı bürokratları ölümüne pek üzülmediler. Onlara göre åli Paşa fazla modern, fazla Batıcıydı.

åli Paşa ölmeden çok kısa bir süre önce padişaha alınması gereken önlemlerle ilgili bir rapor sundu. Fuat Paşa hayattayken hazırladıkları bu rapor "åli Paşa'nın siyasi vasiyetnamesi" olarak anılır.

Ama bu fikirlerin çoğu hayata geçmedi. Eğer geçseydi, bugün cebelleştiğimiz birçok sorun gündemde olmayacaktı.

İLERİYİ GÖRMÜŞTÜ
İşte büyük devlet adamı åli Paşa'nın vasiyetnamesinden birkaç satır:

* Devlet memuru işe sarılmaz, işletmeyi iflas ettirir: Sadece teori öğreten okullar kafi değildir. Eski usullerle mücadele edebilmek için işin pratik tarafını ele almak gerektir. Model devlet çiftliklerinin bir faydası yoktur. Onların idarecileri genelde işi ucundan tutarlar ve iflas etmelerine sebep olurlar. Bunlar da diğer devlet işletmelerine benzeyecektir. Burada şaşılacak bir şey yok; iş başında bulunan devlet memurlarının tak vasfı devlet mallarına karşı alakasızlık ve para hırsıdır.

* Komşumuz olmayan devletten zarar gelmez: Bize komşu olmayan devletler bizi zor duruma sokmaktan veya düşürmekten bir fayda bekleyemez. Onlarla olan münasebetlerimiz yalnız sanayi ve ticaret sahasındadır. Onların tavsiyelerini ve hatta işbirliğini aramalıyız. Alacağımız tavsiye ve yardımlar onların menfaatineymiş gibi görünürse de bize faydalı olabilir, çünkü onların menfaatleri bizim menfaatlerimizin aynidir. Kendi menfaatlerini kollarlarken, bizim menfaatimizi de kollamış olacaklardır.

SATARSAK KAZANIRIZ
* Yerli girişciyi desteklemeliyiz: Özel işletmeleri ve bilhassa yerli sermaye ile kurulmuş olanlarını teşvik etmek devletin kendi menfaatinedir.

*Devlet fabrikaları özelleştirilmeli: Sultanımıza hem memleketin hem de kendi şahsi menfaati bakımından tavsiyemiz maaşlı memurlar tarafından idare edilen devlet fabrikalarından vazgeçmesidir. Bu fabrikalar çok masraflıdır ve iktisadi gelişmenin yegane temeli olan özel sanayii boğmaktadır. Eldeki malzeme, binalar ve makinalar hisse senetlerine çevrilmeli ve fabrikaların idaresi özel şirketlerin eline eline bırakılmalıdır.

*Devlet malı pahalıya üretir: Devlet işlerinin hesapları incelendiğinde yatırımlar, faizler, bakım ve işletme masrafları ve nihayet sarfedilen zaman nazarı itibara alınırsa maliyetinin istihsal edilen malın fiyatlarından on kat daha yüksek olduğu görülecektir. Özel işletmeler aynı malları fiyat ve kalite bakımından çok daha elverişli şartlarla istihsal edebilecek, böylece büyük tasarruflar sağlanacaktır.

Derleyen: Hayrullah Mahmud


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır