İnsanlarımızla çok yakın olmak, onların içlerine biraz daha girebilmek demektir. Ben de bunu böyle kabul ettiğimden okuyucularımla olan diyaloğum bayağı güçlü... Her seviyeden, her branşdan, her yöreden insanla ahbap oluyor, onları canı gönülden dinliyorum. Okurlarım da zaman zaman bana akıllarına gelen bir takım görüşlerini rahatlıkla açıyorlar.
Vedat Doğan isimli okuyucumun enteresan bir görüşü var, kısaca anlatayım; Vedat Bey diyor ki; "28.8.2000 tarihinde, bütün TV kanallarında yayınlanan bir haber benim gibi binlerce kişinin dikkatini çekti. Haber, ülkenin nizamına saygılı ve devletine omuz verenler için oldukça acı ve düşündürücü... Siirt'in bir köyündeki düğünde sanki savaştaymışız gibi silahlar atılıyor, binlerce mermi yakılıyor. Haber aynen şöyle; "AŞİRET DÜĞÜNÜ BÖYLE OLUR..." Bu kadar silah atılmasına rağmen, can kaybının olmamasının sevindirici olduğu da ayrıca belirtiliyor.
Ahmet Bey, Anadolu'nun çilekeş insanı, bu manzara karşısında yöneticilere sormaz mı; "Yıllarca buraların insanının yoksulluğundan, geri kalmışlığından, işsizliğinden ve ikinci sınıf muamele gördüğünden bahsettiniz. Fedekarlığı hep bizden istediniz, yetmedi yardım kampanyaları düzenlediniz. Anadolu'dan alıp, buralara verdiniz. Pekiyi ya bu gördüğümüz pervasızlıklar neyin nesi?... Hani buralarda yoksulluk vardı, yaktıkları mermi bedava mı?... Hani ikinci sınıf muamele yapılıyordu, halbuki açık, açık silahlar patlatılıyor, seri atışlar yapılıyor, hesap soran yok... Bu durum Anadolu'daki bir köyde olsa adamın imanını gevretirler. Yöneticiler ile Doğu ve Güneydoğu edebiyatı yapanlar bu duruma ne diyecekler?... Zira Anadolu insanı ülkenin huzurunu bozanlara karşı tam 15 yıl şavaş verdi, şehit verdi, birçok ocaklar söndü."
Ne dersiniz, Vedat Bey görüşlerinde haklı mı, değil mi?... Sahi... Biz neden olaylara bu gözle bakmıyoruz?...