kapat

18.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Troy
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


O bayrağa yükselirken bakmak

Burada olmak lazım.. Defalarca olimpiyat izlemek, defalarca başkalarının yükselen bayraklarına bakmak, defalarca marşlarını dinlemek, dinleye dinleye ezberlemek lazım, duygularımı anlayabilmek için..

Nasıl muhteşem bir andır o..

Milenyum Oyunlarının ilk günü.. Şeref kürsüsünün en üst basamağında bir Türk sporcusu var.. Gönderdeki üç bayrağın ortasında ve tepesinde Türk bayrağı.. Ve salonun hoparlörlerinden Türk Milli Marşının melodileri yükseliyor.. Ne güzeldir o melodiler.. Ama inanın hiçbir zaman bu kadar güzel olmadı..

Minnacık bir Türk bu.. Kürsünün en tepesinde durduğu halde, boyu, boynuna asılacak madalyayı getiren ve iki karış aşağıda duran kıza ancak yetişiyor.. Mucizeyi yaratan adam işte bu..

Olimpiyatların ilk gününe "Üç Dünya Rekoru" ile onur getiren adam.. Sadece Türkiye'ye değil, Olimpiyatlara, olimpizme onur getiren adam..

İlk günün psikolojik önemi var.. Olimpik heyecan dorukta.. Daha alışkanlık haline gelmemiş, bıkkınlık yaratmamış.. İlk günde öyle tonla madalya da yok.. Dünya rekorları için daha başlangıç..

1.50 boyunda ve topu topu 56 kilo ağırlığındaki bu adam, şu andan itibaren dünya sporunda en çok konuşulan 10 kişiden biri.. Yanında "Türkiye" yazarak, göğsünde ayyıldızı ile..

Madalyayı veren Sinan Erdem "Boynuna madalyayı takarken kendimi tuttum. Yanaklarından öperken de tuttum.. Ama bayrağa dönüp milli marşımızı söylemeğe başlamadık mı, işte o zaman yaşların yanaklarımdan aşağı inmeğe başladığını hissettim" dedi..

Sinan Ağabey'in başına gelmedik kalmamış burda.. Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesi olarak hava alanında karşılanması gerek unutmuşlar..

Salona gelmiş, hem Halil'i seyredecek, hem de madalya verecek.. Şöför yolu şaşırmış. Yanlış yere getirmiş. Oradaki görevli "Yasak" demiş, "Giremezsiniz.." Tepesi atmış Sinan Ağabey'in.. "O zaman madalyayı da başkası versin, ben gidiyorum" deyince, akılları başlarına gelmiş. Yer yerinden oynamış. Protokol Müdürü koşmuş gelmiş.. Özürün bini bir para..

"O madalyayı taktım ya, hepsine değdi" diye anlattı sonra, Sinan Ağabey.. Değdi tabii..

İşte Avustralya gazetelerinden satırlar:

"Dünyanın dört bir yanından gelenler, üç dünya rekoru kıran ve ikinci Olimpiyat madalyasını alan Türkiye'nin 'Küçük Dinamo'su Halil Mutlu'yu yenemediler."

"Bu nasıl bir yarışmadır ki, koparmada daha ilk kaldırışını yaptığında dünyanın geri kalanı artık gümüş madalya için yarışır oldu.."

"Bugüne dek Naim Süleymanoğlu'nun gölgesinde kalan Mutlu şimdi kendi adını zirveye taşırken hala 'En büyük halterci Naim'dir' diyordu.. 'O arka arkaya üç Olimpiyat kazandı. Benim daha iki.. 2004'te 31 yaşında ve Atina'da olacağım.. Ondan sonrasını Allah bilir..'"

Şimdi söyleyin sadece Dünyanın öbür ucu Avustralya'da değil, beş kıtada ve yüzlerce ülkede, milyonlarca insana bunları okutmak, dinletmek, seyrettirmek ve söylettirmek için neler yapmalıydık, ulusça, devletçe..

Halil'in boynuna Sinan Ağabey bir madalya taktı belki.. Ama milyonlarcasını bu ülkenin insanları gönülden taktılar, TV başında.. Sinan Ağabey iki damla göz yaşını gizlemeyi başardı.. Ama biz milyonlar, çekinmeden ağladık.. En güzel sevinç, en güzel coşku, en güzel zafer gözyaşlarımızı, bıraktık, aksın yanaklarımıza, seller gibi..

GÜNÜN LAFI
"Eninde sonunda Olimpizm, onu zehirleyen şirketlerin ve milliyetçiliğin elinden kurtarılacaktır. Bu aşamaya gelmemiz için dünya ülkelerinde özel teşebbüs sistemi sona ermelidir.. Ancak o zaman, Olimpiyat Oyunları Antik Yunan'daki ruha yeniden sahip olabilir."

The Guardian'daki başyazı'dan.

(The Guardian Avustralya Komünist Partisi'nin sözcüsüdür.)

Forza İtalya!..
İtalyan kadın futbol takımı oyuncuları Melbourne'da oynadıkları açılış maçını kazandıktan sonra şortlarını çıkarıp seyircilere atmışlar.. Yok canım sandığınız gibi değil.. Ben fotoğrafları gördüm, belki siz de görmüşsünüzdür, şortun altında birer minik kilot var hepsinde.. Var da, bu daha ilk maçları..

Ya kazanırlarsa..

Ya madalya alırlarsa..

İşte tahminler:

Bronz madalya: Şortlar ve ayakkabılar..

Gümüş madalya: Tozluklar ve formalar da..

Altın Madalya: Allah ne verdi ise..

Bu son durumda tabii staddaki güvenlik güçlerinin başı derde girebilir.. Düşünebiliyor musunuz, tribüne doğru havada bir minik dantel, hani işte o uçuyor.. Kapmak için kaç adam ezilir acaba?..

Şimdi sanırım dünya erkekleri televizyon başında birleştiler ve hep birlikte benim gibi bağırıyorlar:

"Forza İtalya!.."

***

Avustralyalı gazeteci Mike Colman tatlı tatlı dalga geçiyordu, "Bunda şaşacak ne var, biz ülkemizde her maçtan sonra şortlarımızı seyircilere atarız" diyen İtalyan kızları ile..

"Taylan'da da hamam böceklerini çiğ çiğ yerler, ama biz burada bunu görmeyi istemeyiz" diyor..

İlahi Mike.. Çiğ böcek yemekle ayni şey mi bu?..

Şimdi Anna Kornikova gelmiş, teniste yarı finale kalmış ve..

Gerisini düşünmek bile istemiyorum.. Rüyalarıma girer de..

Ölümüne olimpiyatlar
Biz Sydney'in yakın banliyölerinden birinde, minik şirin bir otelde kalıyoruz, Kenan Onuk ile.. Otel de değil.. Minik bir mobilyalı daire.. Yatak odası, salon, mutfak, banyo.. Olimpiyat Köyü yanındaki basın için yapılan köyde kalanlar bizim kadar talihli değiller. 3 metreye 4 metre buz gibi odaları varmış..

Amerikalı gazeteci John Crumpacker "Geceleri soğuk oluyor diye şikayet ettiğim sanılmasın" diyor, ama "Sydney hayvanat bahçesinde kangurulara niye palto giydirdiklerini anladım.."

Gece ile gündüz arasında büyük fark var, bizim kuzey yarım küresi hesabı ile kendi ilkbaharlarına, yani mesela marta giren Sydney'de.. Ozon tabakasının en delik olduğu yer burası. Güneş tepede olduğu zaman, 11 ile 15 arasında sokağa çıkma bile tavsiye edilmiyor, şapkasız.. Bu yüzden Krokodil Dundee'nin o ünlü şapkası, burada bizim Ertekin gibi hava olsun diye değil, zorunlu giyiliyor. Bir tane alacağım, Akubra denen bu şapkalardan.. Akubra yerli dilinde şapka demekmiş zaten..

Lafı karıştırmayalım.. Bu Olimpik Basın Köyünde manzara da harika imiş.. Kent mezarlığına bakıyormuş. Güney yarım kürenin en büyük mezarlığı bu.. Miami Herald'dan Dan le Batard "Dev örümcekler, sinekler, çişleri zehirli yarasalar, zehirli kertenkelelerle dolu bu ülkede, Olimpiyatları sonuna kadar izleyebilmek için hayatta kalmak gerek" diye yazıyor, mezarlığa bakarak..

Triatlonun yüzme bölümü için Sydney Körfezinde denize atlayacak atletleri köpek balıklarının beklediği şeklindeki haberler gerçekleşmedi Allahtan.. Yarışmalara başlayan tüm sporcular denizden sağ salim çıktılar.. Jaws, sert adaleli etlerden hoşlanmıyor olmalı..

Spor Yazarlari sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır