Tecavüz itirafı beni rahatlattı
Tecavüz, hayatımın dönüm noktasında, genç kızlığımda yaşadığım en büyük acıydı. Bu olay erkeklerle bütün ilişkimi etkiledi. Bir insanı çok istiyorum, onunla birlikte oluyorum ama bir anda ne oluyorsa, sihir bozuluyor ve ilişkiyi bitiriyorum. Bu belki de benim intikamım... Bu olayı itiraf edince çok rahatladım...
40 derece ateşler içindeydi... Yine de konuştu... Konuştukça o rahatladı mı bilemiyorum ama ben dinledikçe ağırlaştığımı hissettim... Çünkü acılardan, kayıplardan, ölümlerden söz etti... Onun acılarını unutması mümkün değil. Dönüş yolunda teybime Zerrin'in kasetini koydum... Birlikte 'büyüdüğü' şarkılarını dinledim...
Belki de şarkılarda sesi bu kadar 'gür' çıkmasaydı, bu kadın hayata yenik düşerdi... Şimdi mi? Dimdik ayakta... Bu da şarkıların ve hayatın her türlü acımasızlığına rağmen sevginin mucizesi olsa gerek...
* Neden Zerrin Özer hep yalnız bir kadın?
- Çok yalnız hissediyorum kendimi. Yalnızlığa koşarak adım atıyorum gibi geliyor. Çünkü beraberliğim yok, o heyecanı kaybettim. O heyecanı kaybetmek demek Zerrin'in duygularının ölümü demek... Çünkü, Zerrin sevgisiz yaşayamaz. Yani hissetmeden o heyecanı almadan, aşksız yaşayamaz. Bu dönemde kasetim çıktı. Satışları, gördüğü ilgi beni çok mutlu etti. Şimdi bu duygu ile yaşıyorum. Ben sevgiye aşığım. Bu da sevginin bir şekli. Ve sevgiyi bu taraftan yakalamak adına da çok mutluyum. Çünkü bu şarkıları yaptığımız dönemlerde bir yaşında olanlar şimdi yirmi yaşındalar. Benimle aynı dönemde o şarkıları hissedip yaşayanlarla yeniden buluştum. Bunlar için Tanrı'ya dua ediyorum. Az bir zaman değil, 20 sene olmuş.
ÇOK DARBELER YEDİM
* Çok kırılgansın. Herşeyden çok fazla etkileniyor, çok fazla ağlıyorsun. Sürekli bu duygular içinde olmak seni yormuyor mu?
- Ben de duyuyorum, 'Zerrin Özer çok fazla ağlıyor' dediklerini. Bunlar benim hiç umurumda değil çünkü ben duygularımı seviyorum. Ortam öyle bir hale geldi, öyle mekanik oldu ki kendimi her zaman onun dışında tutmaya çok çalıştım. Hayatım boyunca en önem verdiğim şey, maneviyat ve insan olabilme. Çünkü hepimiz gideceğiz. Önemli olan iyi insan olabilmek. Bazı insanlar fazla üzülmez, çünkü benim gibi, sencil oncul değildir, daha bir bencildir. Bazı insan benim gibi duygularına yenik düşer, çünkü saklayamaz. Ben hayatımda hiç oynamadım. Gönlümden ne gelirse onu konuştum, onu savundum. Bütün kaybettiklerimi çok özlüyorum. Allah herkesi, bütün sevdiklerimi korusun. Ve inan herkesi koklayarak, içime sindire sindire öpüyorum çünkü yarın ben olmayabilirim, karşımdaki insan olmayabilir. Buna hazırlıklı olmam gerektiğini biliyorum ama beceremiyorum. Tanrı sevdiği kullarını sınarmış diyorum. Her olumsuzlukta bir olumlu pay çıkarmak istiyorum. Tanrı beni seviyor ki bana bunları yaşatıyor, beni sınıyor diyorum. Yani esas dünyanın öteki alem olduğuna inanıyorum ben. Burada sınanıyoruz, esas mekan farklı.
* Bütün bu yaşananlar sesine bile sinmiş durumda. Hiç değişmiyor mu?
- Hüzün bu. (Gülümsüyor) Ama kuvvetli bir insan olmasaydım bunlara dayanamazdım. Düşünebiliyor musunf; annem 85 kilodan 12 kiloya düştü. Ölene kadar ben baktım. Bir kadavra gibiydi. Annesine çok düşkün bir evlat için çok zor bir şey bu. Onun için zaman zaman böyle duygusal çöküntüler, depresif durumlar yaşamam çok doğal.
* Annen, hayatında çok baskın bir karakter. Aslında hayatını kuşatmış, seni o yönetmiş. Bunu hangi amaçla yaptığını şimdi anlayabiliyor musun? Yoksa suçluyor musun?
- Şimdi anlıyorum ki, böyle davranmasının sebebi bendim. 'Buna ben izin verdim' diyorum. Meslek hayatım boyunca da insanlardan çok darbeler aldım. Ben buna müsaade etmeseydim, buna altyapı hazırlamasaydım kimse bana bunu yapamazdı. Demek ki ben annemin bana bunu yapmasına müsaade ettim.
* Hayatını annesine dayamış bu kocaman kadın onun kaybıyla birlikte neler yaşadı?
- Annem hayatımda o kadar çok vardı ve hayatıma o kadar çok müdahale etti ki, umutsuzluğu bana öğretmedi. İlk yalnızlığım onu kaybettiğim zaman başladı. Onsuz çok zor durdum ayaklarımın üzerinde. Bu demek değildi ki herşeyimi o hallediyordu, o yapıyordu. Ama manevi bir güç alıyordum. Yani sırtımı ona dayamıştım çünkü ilişkilerimde de doğru seçim yapamıyordum. Annemin vefatıyla birlikte yalnızlığım çok çoğaldı. Garip hissediyorum kendimi.
İLİŞKİLERİMİ BEN BİTİRDİM
* Mazoşist misin? Sanki acılardan özellikle kendini uzak tutamıyormuş gibisin...
- Yok artık Tanrı'nın da gücüne gider. Mazoşistim fakat bu kadar mazoşist değilim Artık biraz mutlu olmak istiyorum. Benim trilyonlarım yok. Ama olsaydı da şu anda halktan gördüğüm sevgiyi alamazdım. Bu çok önemli. Ve şimdi bunun tadını çıkarmak istiyorum.
* Hayatına pekçok erkek girdi. Sevgiyle yola çıkıyorsun, çok seviyorsun ama devam etmiyor. Neden?
- Şimdi hep şu yazılmıştır, Zerrin Özer yine terk edildi. Hayır... Her ilişkimi bitiren ben oldum.
* Bunda ilkgençliğinde yaşadığın o kötü olayın (tecavüzün) etkisi olduğuna inanıyor musun?
- O benim hayatımın dönüm noktasında, genç kızlığımda, çok başka şeyler hayal ederken yaşadığım en büyük acı. Bütün bir hayatıma imza atmış bir büyük acı bu. Şimdi neden bir erkekle bu devam etmiyor? Bir insanı çok istiyorum, o insanla birlikte oluyorum, gerçekten geyşa gibi bir ilişki yaşıyorum, o kadar çok şey veriyorum ki... Fakat ne oluyorsa birdenbire sihrinin yok olduğunu görüyorum. Ondan sonra ilişkiyi bitiriyorum. Ve bitiren taraf da hep ben oldum. Çok acı bir şey. Bunu asla böbürlenerek söylemiyorum. Yani ilişkinin bir yerinde o sihir bozuluyor ve ben kaçıyorum.
* Belki de o olayın intikamını erkeklerden böyle çıkarıyorsun...
- 'Bilmiyorum ki. Doğru olabilir. Bu olayı konuştuğum çok yakın bir arkadaşım bana 'Bu senin intikamın' derdi.
* Tecavüze uğradığını itiraf etmen, bunu milyonlarca insanla paylaşman seni psikolojik olarak rahatlattı mı?
- Evet... Bütün siyah gözlüklerimden kurtuldum. O televizyon programını izledikten sonra psikiyatrım telefon açmış, tebrik etmiş. Bu itiraf beni rahatlattı, artık bütün düşüncelerimi insanlara rahatlıkla söyleyebiliyorum. Eskiden söyleyemezdim, konuşamazdım. Asla 'kimseyi kıracağım, üzeceğim' derdim yok. Yanlış gelen ne varsa söylüyorum.
AĞLAMAYACAĞIM...
* Bu olayı itiraf ettikten sonra pişmanlık duyup, "Eyvah ben ne yaptım?" dedin mi?
- Tek şeyden korktum. Ya halkın gözünden düşersem diye korktum. Bu planlanmış bir şey değildi. Hatta o programa giderken 'herkes ağlıyor. Ben çok duygusal bir insanım ama bu programda ağlamayacağım' dedim. Ve ilk kez bu konuda konuştum. Nasıl olduğunu bile hatırlamıyorum. Düşünebiliyor musun 18 sene her gece yatağın içinde yorganın altına girip ağlamışım, kimseye belli etmemişim. Çünkü korkuyordum. 'Tülay ablama söylersem gider o adamı vurur' diye düşünüyordum.
*Onlar da mı bilmiyorlardı?
- 18 sene bilmediler...
* Hiç kimse mi?
- Hiç kimse... Kimseye söyleyememiştim çünkü korkuyordum. 'Ben bunu söylesem Tülay ablam o adamı vurur, annem de kalp krizinden gider, benim ailem dağılır diye' düşünüyordum. (Konuşurken sesi titriyor) Düşün, çimdik yiye yiye, tokat yiye yiye yaşadım ben bu olayı. Bağırmaya çalışıyordum, sesim çıkmıyordu. Şoktaydım. Ağabey gibi bildiğim bir adamdı çünkü.
"FAZLA KONUŞMASIN"
* Hiç intikam almayı istemedin mi?
- Çok istedim. Ama yapmadım. Hayatımda çok büyük bir girdap açıldı. Bakireydim ve herşeyi evleneceğim insanla birlikte yaşamak istiyordum. Bütün dileğim, isteğim buydu. Ağabey diye bütün sırlarımı paylaştığım, sevdiğim insanı anlattığım insan bana böyle bir şey yaptı. Tabii bunun izleri hiç silinmedi. Panik ataklar oluştu bende. Bir gün bunları kitabımda yazacağım. Çünkü Türkiye'de bunu yaşayan kaç kadın var... Bir de bu olay olduktan sonra da hayatımdan çıkıp gitmedi. Aile dostumuz olduğu için sürekli görüşüldü. Ve ben bunu kimseye söyleyemiyordum. Kimseye belli edemezdim. Korkunç şeyler yaşadım. Bir tek lafı hiç unutmuyorum; 'Aaa çok mu önemli' dedi. Bir tek onu hatırlıyorum. Herhalde ben ona sevgilimi anlattıkça o benim genç kız olmadığımı zannediyordu. Ailece bu kadar inandığımız, karısıyla falan ailece görüştüğümüz bir adam...
* O adam hala var mı?
- O adam hala var.
* Senin bu itirafından sonra bir şey yaptı mı?
- Bana haber yollamış, 'fazla konuşmasın' demiş.
Anne olmaya hakkım yok
*Bir çocuğun eksikliğini ne kadar hissediyorsun. Herkes ne kadar yanında olsa da yine de yalnızsın...
- Hayatım boyunca kendimi bildim bileli çalıştım. Madden anneme destek olduğum için öyle bir şeye hiçbir zaman hakkım olduğunu düşünmedim. Bunu ilk defa söylüyorum. Yani 'anne olmaya benim hakkım yok, benim çocuğum olamaz gibi' düşündüm. Burada yine annem önemlidir.
SPERM KİRALAMAK İSTEDİM
Çünkü o 'Zerrin'e yanaşan her insan yanlış insandır' diye düşünüyordu. İnsanların menfaat için bana yaklaşacaklarını düşünüyordu. Bir gün anneme, 'beni kalpten seven yok mudur?' dedim. (Gülüyor) Hiçbir zaman bir evlada sahip olma hakkını kendimde görmedim. Fakat şimdi o kadar merak ediyorum ki. Kimbilir nasıl bir şey olurdu ve ben onu ne kadar çok severdim. Sperm kiralamayı da düşündüm. Londra'da, Belçika'da araştırdım. Ama bu saatten sonra o da olmuyor. Bir de ben anne baba ayrı büyüdüğüm için korkuyorum. Hiçbir zaman böyle bir şeye hakkım olduğunu hissedemedim. Evlat edinmeye de sıcak bakmıyorum çünkü insan kendi parçasını görmek istiyor.
AMERİKA'DA OLABİLİRDİM
* Annen olmasaydı hayatın nasıl olurdu?
- Annem olmasaydı zaten bugün Amerika'daydım ben. Ve inanıyorum ki dünya çapında bir yerlerde olurdum. Zaman zaman yaşadığım pişmanlığım sadece bu. Ama annesiz hiçbir zaman yaşamadığım için bilemiyorum ki ne olurdu. Yani daha mı az duygusal olurdum bilemiyorum. Yine de güçlü bir kadınım ben. Herkes öyle diyor. Geçen zamanla birlikte bilmediğim bazı yönlerimi keşfediyorum.
ŞENGÜL BALIKSIRTI
|