kapat

13.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Troy
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Antik English
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


'Sorunlu' çocuklar mı?

Tek dersten çakıp da, koca bir yıl kaybeden öğrenciler hakkında Milli Eğitim Bakanı Metih Bostancıoğlu ne düşünüyor acaba?..

Günlerdir bunu anlamaya çalışıyorum...

Bir açıklama yapmadıkları için bakış açılarını tasavvur etmeye çalışıyorum.

Bence sayın Bakan, bu öğrencilerin "sorunlu çocuklar" olduğunu düşünüyor.

Bunlar zaten sorunlu çocuklar, tek dersten kurtarsak ne olur, kurtarmasak ne olur, şeklinde yorum yapıyor...

Böyle düşünmese, af çıkarması bir saniye bile sürmezdi.

Demek ki, onların "sorunlu" olduklarını varsayıyor.

Şimdi bir şey söyleyeceğim.

Eğer Türkiye'de bana gelen telefon kadar "sorunlu çoçuk" varsa, "vaka" sanıldığından da "ağır" demektir.

Şu açılardan:

Milli Eğitim'deki "sorunlu çocuk", Milli Eğitim'in sorunu değil de, kimin sorunudur?

Ayrıca...

Bir ülkenin çocukları mı sorunludur, yoksa büyükleri mi?

Bu çocuklar sahiden "sorunlu" ise, aslında aileleri "sorunlu", yanında okulları "sorunlu", aslında sistem de "sorunlu" ve dahi öğretmenleri "sorunlu" demek değil midir?

Ayrıca...

Aldığı bütün dersleri vermiş de bir tek dersten kalmış çocuk, nasıl "sorunlu" bir çocuk sayılabilir?

Bir dersten sorunlu, öbür derslerden sağlıklı mıdır?

Bir sürü dersten sağlıklı olan çocuk, bir dersten nasıl sorunlu olabilir?

Ayrıca...

"Sorunu", kabahati, kusuru veya suçu çocuğun üstüne atan büyükler sorunlu olmayıp da çocuk nasıl sorunlu olabilir?

Sayın Milli Sorun Bakanı Metin Bostancıoğlu, izninizle size bir noktayı hatırlatmak isterim:

Eğer tek dersten kalan çocuklar "sorunlu" ise, biz bütün büyükler çoktan "hastanelikiz" demektir.

"Hukukçu" mantığınızla biraz daha "analitik" baksanız yeter...

Kimseden kimseye merhamet dilenmiyoruz...

Özel
Terör bittiği için özel timciler asayişin emrine veriliyormuş... Hırsızlar sıkıysa şimdi çalsın bakalım...

Müze
Dünyada en fazla içen Ruslar, Mos-kova'da alkollü içecek müzesi kuruyormuş... Sanatçı millet vesselam...

12 Eylül 'yaveleri'
Gazete sütunlarında "12 Eylül anılarından" geçilmiyor... Televizyonlarda da, 12 Eylül araştırmaları, diziler, açık oturumlar ve ona benzemez nice 12 Eylül hokkabazlıkları...

Zannedersiniz ki Türkiye, 12 Eylül'de Nobel Ödülü almış veya 12 Eylül 1980'de aya ilk ayağı biz basmışız yahut Avrupa Birliğe'ne girmişiz... Ne bitmez 12 Eylül aşkıymış bu...

Velakin siz görünüşe aldanmayın, bermutad, körlerle sağırlar birbirini ağırlıyor, herkes birbirine "devrimcilik, demokratlık mektubu" yazıyor...

"Ay kardeş vallahi 12 Eylül'e ben de karşıyım..."

"Hayır lan, esas ben karşıyım!"

"Sizinki de bir şey mi, en fazla ben karşıyım!"

Gazete mutfaklarında bir hararet, bir hararet... Bir "eski tüfekler" dizisi de biz patlatalım arkadaşlar, "emekli eşkıyaların" vatan hasretini yazalım, sayfa sayfa... Sabah gazetesi, Zincirbozan mektuplarını yayınlıyor, siz de 12 Eylül'e karşı birşeyler uydursanıza lan, ne biçim devrimcilersiniz, her yıl 12 Eylül'ün geleceği baştan belli değil mi?..

Ünlü 12 Eylül tıraşı bu minval üzre devam ediyor...

Benim de midem bulanıyor, kusura bakmayın!

Malum olduğu üzere, Kenan Evren Paşamız, bundan 20 yıl kadar önce sinirlenip, haşırt diye 12 Eylül'ü geçirmişti alayımıza, 105'lik obüs namlusu gibi... Sokaklara bir "esas duruş" çektiydi.

Kıçında pantolon olmayan "ideoloji kabadayıları" da, o saniye sırra kadem bastıydı. 600 bin kişi içeri tıkıldı.

Binlerce insan yargılandı, binlerce gariban işinden ekmeğinden oldu.

Paşamız, üç yıl sonra da, sandıkla birlikte, 61 Anayasası'nın ırzına geçen "perişan bir anayasayı" koydu milletin önüne... Oylayalım beyler! dedi...

Gel de oylama... Oylama da, oylum oylum fidan boylumu gör o zaman... Benim demokrat halkımın cevabı ibret vericiydi:

Kenan Evren'i bile ürküttü, bunlar benimle dalga mı geçiyorlar diye...

Yüzde 95 evet! Farz edelim ki halk korktu... Halk dediğin bazen korkmuş gibi yapar, öyle...

Peki sivil siyasetçiler ne yaptılar?

Geride kalan 17 yıl içinde...

Aynı Anayasa ile devam!

Hani şu geçende KHK geri mi gönderilmeli, yoksa Anayasa Mahkemesi'ne mi gönderilmeli diye içinden çıkamadığımız anayasa ile devam...

Türkiye'nin, sivil siyasetçisi, aydını, nazillisi, enteli, danteli, hukuk adamı, anayasacısı, genetikçisi, inşaatçısı, mühendisi, doktoru, ekonomisti ve binlerce bürokratı geçen 20 yıl içinde ne yaptı? Tıraş etmeye devam etti.

Öyleyse, lütfen bırakalım bu eleştiri ayaklarını...

20 yıl geçti be!

"Ben 12 Eylül'e karşıyım" demekle "demokrasi" gelecek olsaydı, vallahi gelmiş olurdu şimdiye kadar...

Öpülen yanağın davası olmaz arkadaşlar...

Daha fazla komik olmayalım...

Ya demokrasiyi bütün ruhuyla isteyip, mücadele edelim...

Ya da takalım papyonu, bakalım dalgamıza!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır