Türkiye kendisini, yine kendisine çok güçlü göstere göstere, 20. yüzyılı da, tam bir fiyaskoyla köküne kadar ıskaladı...
Bugün İsrail'de adam başına düşen ortalama ulusal gelir, 15 bin 800 dolar... Yunanistan'da 12 bin dolar.. Kore'de 11 bin dolar...
Türkiye'de ise 3 bin doların altında. Ve Türkiye dünya sıralamasında 93. sırada; neredeyse Afrika ülkeleri düzeyinde. Ve İsrail'in 70 basamak altında..
Takvimlerin aynı şoven babalanmalarla, ekonomik bir saydamlığa asla yanaşılmadan eskitilmesi sürerse; 10 yılın sonunda dünya sıralamasındaki yeri, 93. sıradan 100. sıraya düşecek...
Şimdilik günleri, eveleme geveleme ve paparazzilerle savurtmaya tav olmuş, gidiyoruz..
Gide gide nereye kadar gidilecek bakalım...
Türkiye kendi kendini kazıklayıp kandıra dursun, biz gelelim Komet'in, Beşiktaş'taki 2500 metre karelik Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde açtığı "İdi İdim İdik" sergisine...
Komet'in öz yaşamıyla sanatı; biribirinden ayrılmaz bir saç örgüsü özgünlüğünün, zorlamalardan uzak bir zeka beşiğinde sallana sallana, kendi doğallığı içinde geldi bugünlere...
Komet'in tüm tabloları bir arada sergilense ve yaşam öyküsü de, ince ayrıntılarıyla beyaz perdede filmleşse, o zaman daha iyi anlaşılır ne demek istediğim..
Müzik, mimari, resim ve heykel; edebiyatın, yani sözle anlatım sanatının ulaşamadığı bir başka alanda yansıtır insanlığın yaratıcı dehasını...
Ressamı değilse de, resmi yazıyla anlatmaya kalkmak anlamsızdır onun için...
Komet son sergisinde, yaşamı boyunca kendince "biraz tuhaf" bulup biriktirdiği fotoğrafları, yazı kupürlerini, dergi kapaklarını; iyice büyülterek, geniş boyutlu bir bütün ve çarpıcı bir ironi içinde değerlendirmiş..
Cumhuriyet'in ilk yıllarında, objektife poz verme zorlanmasına uğramış gelin-güvey fotoğrafları..
Masanın başında kasıntı bir yönetici...
Bir ayağını kaldırıp; balkon parmaklığı, yahut küçük bir tabure gibi ille de azıcık yüksekce bir yere koymuşların fotoğrafları...
Rönesans üstüne uyduruk bir makale..
Ve halka biçiminde yerleştirilmiş 5 küçük boy televizyonda, durmadan konuşan 5 ünlü değişik filozof...
Bir de bunlara, hatıra eşyası diye satılan ünlü heykellerin miniskül uydurma kopyalarıyla, komik ıvır zıvırları ekleyin vitrinler içinde...
Ayrıca Komet'in 5-10 özgün ve çarpıcı tablosu...
Çoktandır gördüğüm yoktu Komet'i... Cumartesi akşamı, 21. yüzyıl titreşimli ve gerçek kahkahalı bir kaç ortak saat yaşadık Dolmabahçe Kültür Merkezi'nde...
Coşkun Aral'ın, dağ tepe, çöl deniz, demeden; canını da tehlikeye atarak gittiği savaş bölgelerinde, olağan üstü bir refleksle çektiği dehşet fotoğrafları... Aral, bir başka sanat titizliğiyle bir albümde toplamış o korkunç, ama görkemli fotoğrafları. Albümün adı, "Sözün bittiği yer"...
Okay Gönensin, Coşkun Aral'ın albümü için yazdığı bir yazıda; Sartre'dan da bir alıntı yaparak, "Kitapların yazıldıkları dönemlerde taze bir meyve tadında olduğunu ve değişen zaman içinde bayatlayıp, canlılıklarını yitirdikleri"nden söz ediyor ve şöyle diyordu:
"Coşkun'un fotoğrafları, Sartre'ın sözünü ettiği kitaplar gibi bir süre daha yaşayacak... On yıl, yirmi yıl, elli yıl... Sonra 'barbarlık çağının son görüntüleri' olarak yitip gidecekler."
İnsanların savaşçılıkla, biribirlerini öldürmekle övündükleri; ölüp öldürmeyi kahramanlık'la değerlendirdikleri "barbarlık çağları" da, elbet uzay çağı içinde bitecek...
Ama Aral'ın fotoğrafları, akşam viskisini smokinle içen gizli bir yamyamın, sabah kahvaltısında üç aylık bir bebeği yerken çekilmiş bir enstantanesi gibi, hep kalacak insanlığın Ğelbet deha tarihde değil- ahmahlık tarihinde...