
Ah uyanıklar!
Enflasyon, toplumsal kesimler arasındaki gelir çekişmesini adaletsiz bir zeminde azgınlaştıran amansız hastalıktır.
Adaletsizliği, haklının değil güçlünün kazanmasından gelir. Bu da dengeleri hızla bozar ve sosyal patlamalar yaratır.
Türkiye bu tehlikeyi önlemek için IMF'ye başvurdu. IMF, kapitalizmin zaptiyesi olarak gelmedi buraya, daha önce 16 kez yaptığımız gibi onu yine biz çağırdık.
Ama sıkışmaya ve sıkılmaya başladık.
Şimdi IMF ve onun temsilcisi Cottarelli, nefretli "go home!" hezeyanlarının öncüsü olan zılgıtların hedefi oluyor.
Bu isyanın psikolojik alt yapısını da Türk İş ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği yapıyor..
Çünkü bu iki örgüt enflasyon seviyor!
Çünkü bu iki şemsiye altındaki kesimler, enflasyon döneminin gelir çekişmesi ortamında, örgütlü güçlerini kullanarak haklarından fazlasını almaya alıştı.
KİT'lerde genel müdürden daha yüksek maaş alan işçi garabeti böyle doğdu..
Çiftçiler buğdayı, tütünü, çayı dünya fiyatlarının üstünde devlete bu sayede sattı.
Hastayı kaçırma cinliği
Şimdi Türk İş Başkanı Bayram Meral "İşçi 2 aylık ücretini devlete bağışlasın"...
Ziraat Odaları Başkanı Faruk Yücel "Çiftçi ürün bedelinin yüzde 10-20'sini devlete hibe etsin" diyor.. Ama şu şartla:
"IMF ve Cottarelli'ye go home!"
Aylardan beri Türkiye'nin suni gündemlerle meşgul edildiğinden şikâyet ediyorduk.
Meğer incir çekirdeği doldurmayan o boş şeyler, örneğin bakanlar arası itiş kakışlar, İbo ile Derya Tuna atışmaları, ameliyat masasındaki hastaya uyuşturucu yardımı imiş..
Şimdi güya esas gündeme döndük ve aklımıza gelen ilk "parlak fikir", hastayı ameliyat masasından kaçırmak cinliği!
Türk İş Başkanı "Fedakârlık sadece çalışanın, çiftçinin meselesi değildir. Tüm kesimler fedakârlığı birlikte yapsın" diyor.
Devlette israf devam ediyor ama toplumun öbür kesimleri, ister istemez programın yüklediği fedakârlığa katlanıyor.
Faizlerin düşmesi sayesinde devlet iç borçlanma nedeniyle 8,5 ayda 20 milyar dolarlık tasarruf sağladı.
Türk İş'in sorumluluğu
Bundan büyük fedakârlık, daha sevindirici bir adalet olur mu?
Bu program olmasaydı devlet kendisine faizle borç verenlere 20 milyar dolar daha fazla ödeyecekti. Artık çalışmadan, riske girmeden devlete borç vererek Karun gibi yaşama dönemi bitmiştir.
İşçi bunu desteklemez mi?
Türkiye'nin geleceğini düşünenler, IMF'yi kovacak yerde, Türkiye'yi 17 kez IMF'ye muhtaç hale düşüren alışkanlıkları kovmanın kavgasını yapsın.
Bu ülkenin istikbali Avrupa Birliği, onun ön şartlarından biri de enflasyondur.
2000'in gündemi AB'ye girmek ve ona kabul edilmenin kalitelerini kazanmaktır.
İşçiler, geçmiş yüzyılın hastalığı olan enflasyona muhafızlık yapamaz.
Türk İş, enflasyon lobisinin aradığı sokak muhalefetine taşeronluk yapmaya soyunursa önce kendine ihanet eder.