


Karamsarlık doruktaydı
Geçen haftanın karamsarlığını tek bir olaya bağlamak zor. Verilerden çok ekonomi yönetimindeki dağınıklık ön planda
Geçen hafta mali piyasalarda karamsarlığın dozu iyice arttı. Borsada düşüşler yaşandı. Hazine tahvilleri piyasasında faizler yükseldi ve yıllık bileşik yüzde 35'in üzerine çıktı. Son olarak Cuma günü Hazine'nin yurtdışında ihraç ettiği Eurobond piyasasında da satış baskısı arttı. Bu gelişmeleri tek bir olaya bağlamak oldukça zor. Ayrıca, geçen hafta açıklanan verilerin çok da kötü olmadığına bakarak, nedeni rakamlarda değil başka yerde aramak doğru olur.
Bu noktada ekonomiyle çeşitli makamlardan gelen irili ufaklı pek çok olumsuz sinyalin varlığını gözardı etmek zor. İlk akla gelen, Türk Telekom'un hisse satışının yine aksayacağının anlaşılmış olması. Bu durum 7.6 milyar dolarlık 2000 yılı özelleştirme hedefinin gerçekleştirilmesini imkansız hale getirdi. GSM lisans satış bedelinin bu yıl bitmeden tahsil edilmesi durumunda özelleştirme gelirinin 6 milyar doları aşabileceği ve bunun da önceki yıllara göre büyük bir başarı olduğu söylenebilir ama mesele bundan ibaret değil. Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değil.
Telekom'un özelleştirilmesinden THY'deki fiyat politikasına, kamu bankalarının kime bağlanacağına ya da enerji politikasına kadar çeşitli konularda ilgili bakanların genellikle birbiri ile çelişen görüşleri var. Bu tür konulardaki çekişmeler iyice su yüzüne çıkıp kamuoyu gündemini uzun süre işgal ettiğinde, konu sonunda tatlıya bağlansa bile geride yine de nahoş bir iz kalıyor. Bu gibi durumlarda, görevi bakanlar arasında koordinasyon sağlamak olan makamın zamanında ve etkili müdahaleleri en iyi sonucu sağlayabilir.
İzlenimimiz o ki, piyasalarda "hükümetin ekonomik reformlar konusunda çok da arzulu olmadığı ama işler sarpa sarmaya başladığında bir son dakika müdahalesi ile çözüme gittiği" şeklinde bir düşünce var. Şu ana kadar oluşan görüntü bu.. Ancak, son zamanlarda bu görüntüde bile bozulma olduğu söylenebilir. Örneğin, kamu bankalarının politik etkiden uzaklaştırılması taahhüdü zamanında yerine getirilemediği için Dünya Bankası'ndan sağlanacak bir kredi ertelendi. Sonuçta bunlar tortu bırakıyor.
Sanayide yavaşlama sinyali
Geçen Cuma günü Temmuz ayı sanayi üretiminin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3.5 arttığı açıklandı. Bu konuda dört noktaya dikkat çekmek istiyoruz:
* Yüzde 3.5'lik sanayi büyümesi rakamı beklenenin altında idi, çünkü geçen yılın Temmuz ayında üretimin oldukça düşük olması nedeniyle yıllık bazdaki artışın daha yüksek çıkması bekleniyordu. Dolayısıyla akla ilk gelen soru, büyüme hızında bir yavaşlama olup olmadığı. Hatırlanacak olursa, 21 Ağustos tarihli yazımızda bütçe sonuçlarına değinirken KDV ve diğer işlem bazındaki vergilerde Temmuz ayında bir duraklama olduğuna değinmiş ve bunun bir "hız kesme" işareti olabileceğini söylemiştik. Geçen hafta açıklanan aylık sanayi üretim endeksi tek başına güvenilir bir gösterge değil ama bu yöndeki ikinci işaret.
* Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz bir konuya yine dikkat çekelim: Petrol sektöründeki gerileme, toplam sanayi büyüme rakamını olduğundan düşük göstermeye devam ediyor. Gerçi Temmuz ayında bu sektördeki gerileme yılın ilk 6 ayına göre daha hafif. Ancak petrol dışarıda bırakıldığında sanayi üretim artışı yüzde 6'nın üzerinde. Ancak, bu tür bir hesaplamanın önceki aylarda yüzde 7-8 civarını işaret ettiğini de hatırlatalım.
* Üçüncü olarak, büyümede biraz hız kesmenin olumlu karşılanması gerektiğini söylemekte yarar var. Büyümenin daha makul bir düzeye inmesi, cari işlemler dengesi ve enflasyondaki direncin kırılabilmesi açılarından son derece faydalı.
* Son olarak, özellikle Ağustos-Ekim aylarına ilişkin büyüme rakamlarının çok yüksek, belki iki haneli çıkması mümkün. Son söylediğimiz biraz önceki "hız kesme" beklentisi ile çelişkili görünebilir. Ancak geçen yıl depremin etkisinin en yoğun olduğu Ağustos-Ekim aylarında kaydedilen düşüşler bu yıl hesaplanan yıllık artış oranlarını şişirecek gibi görünüyor.
Enflasyon-kur farkına dikkat
Ağustos ayı enflasyon verileri açıklanalı bir hafta olduğu için konunun detaylarına girmiyoruz. Hatırlanacağı üzere, çekirdek enflasyon (özel sektör imalat sanayii fiyat artışları) yüzde 1.7 olmuştu. Bu rakam aslında oldukça iyi bir haber çünkü çekirdek enflasyon yavaş da olsa inmeye devam ediyor. Bu düşüşün yaz mevsiminden kaynaklanan sebze-meyve ucuzluğu ile de fazla bir ilgisi yok.
Eylül ayı sonrasında, yani meyve-sebze ucuzluğunun etkisi bittikten sonra, toptan eşya ve tüketici enflasyonunun ne olacağı merakla bekleniyor. Kanımızca bunlardan daha önemlisi, çekirdek enflasyondaki aylık rakamların Eylül ayı ve sonrasında da inmeye devam edip etmeyeceği ve kur artışına göre çok yüksek kalıp kalmayacağı.
Yüzde 1.7'lik Ağustos ayı çekirdek enflasyonu aynı aydaki yüzde 1.3'lük sepet kur artaşının hâlâ üzerindeydi. Grafikte görüldüğü gibi, aradaki fark yılın ilk aylarına göre belirgin biçimde azaldı. Ama bu fark küçük de olsa, uzun süre sürdürülmesi sakıncalı çünkü ihracatçıların rekabet gücünü kaybetmesi ve ithalatın daha ucuzlatılması anlamına geliyor. Ayrıca yılın son çeyreğinde sepet bazındaki kur artışı aylık yüzde 1 düzeyine iniyor. Gelecek senenin cari işlemler açığına ilişkin endişeler ise bu fark ile büyüme hızı ile doğru orantılı olmaya devam edecek.