


Empati gerek
Milli Eğitim Bakanlığı'ndan hâlâ ses yok... Sayın Bakan herhalde çok meşgul!..
Ya da sorunları duymamak için, kulaklarını tıkadı, gazetelere ve televizyonlara bakmıyor...
İstanbul'da 7 bin öğretmen açığı ile başlıyor eğitim öğrenim yılı...
Türkiye'deki açık nedir, meçhul!
25 bin yeni öğretmen ataması hâlâ yapılamadı...
Deprem bölgesinde, geçen yıl çadırlarda yürütülen eğitim bu yıl barakalara alınmış...
SABAH muhabirleri deprem bölgesini görüntülediler...
Okullar dökülüyor...
Sanki depremli bir öğretim yılını daha da ağırlaştırmak için, öğretmen kurulları toplanmadı...
Bir ya da birkaç dersten bırakılan öğrenciler perişan...
Yıllardır toplanan ve kısmen başarısız öğrencilere hoşgörü gösteren kurullar bu yıl niçin toplanmadı diye soruyoruz, Bakanlık cevap vermiyor...
Bu konu yoksa Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nı mı ilgilendiriyor, yanlış yere mi soruyoruz?
Ağzını bıçak açmadığını bakılırsa, Milli Eğitim Bakanımız Metin Bostancıoğlu, kara kara düşünmekte...
"Üç otuz paraya çalıştırdığım 450 bin öğretmenle, bu yılı nasıl çıkaracağım" diye...
Zor iş doğrusu!..
Bu hayat pahalılığında ayağına ikinci pantolonu veya ikinci bluzu alamayan öğretmen, kendisine emanet edilmiş genç beyinleri hangi moral, hangi kıvanç ve hangi mutlulukla yetiştirecek?..
Öğretmen kitlesi bu kadar bıkkın, bu kadar moralsiz ve neşesiz olmasa, sırf anadilini öğrenmek için doğduğu Amerika'dan Türkiye'ye okumaya gelen bir lise birinci sınıf öğrencisi, bütün derslerde geçtiği halde, "Edebiyat" dersinden 40 puan ile sınıfta bırakılır mıydı?
Kendi dilini ve edebiyatını öğrenmeye gelen bir çocuğa bu zulüm yapılır mıydı?
O okulda bir öğretmenler kurulu toplansaydı da, edebiyattan 40 alan öğrenci ikinci sınıfa geçirilseydi, bu yıl daha çok öğrenmesi için teşvik edilmiş olmaz mıydı?
Pırıl pırıl bir çocuk sınıfta bırakıldı da, şimdi Türk edebiyatının onuru mu kurtarılmış oldu?
Öğretmenlerimizin maddi ve manevi imkanları ile eğitim ve öğrenim arasındaki "organik bağı" göremedikten sonra, bunun için hiçbir olumluluk ortaya koyamadıktan sonra, gazete sütunlarında millet adına yöneltilen sorulara berrak biçimde cevap veremedikten sonra, bir Milli Eğitim Bakanlığı'nın varlık sebebi nedir? Sayın bakanımızdan cevap beklemeye devam ediyoruz!
"Empati" yapın sayın bakanım..
Lise 1'de edebiyattan 40 ile kalıp yine aynı sınıfa gidecek çocuk, sizin evladınızmış gibi düşünün...
Ben öyle yapıyorum...
İşkence
Elektriğe aylık sabit ücret koydular. Elektrik işkencesi eskiden sadece emniyette yapılırdı...
Yalama
Hazine, Cotarelli'nin magazinleşmesinden rahatsızmış..
Yalama olmasından korkuyorlar...
Sezer'in sohbeti
Cumhurbaşkanımız sayın Sezer, New York temaslarının sonunda Türkevi'nde bizim gazetecilerle bir sohbet yapmış...
Gazetelerde siz de okumuşsunuzdur...
Fakat ben sohbeti farklı bir gözle okudum.
Karşılıklı soru cevap şeklinde geçen muhabbeti içerik açısından değil, sadece teknik açıdan inceledim.
Gazeteciler 15 soru sormuşlar.
Bu sorularda gazetecilerin kullandığı kelime sayısı sadece 68...
Gazetecilikle kural, soruların mümkün olduğunca kısa olması, alınan cevabın da mümkün olduğunca bereketli ve uzun olmasıdır.
Fakat o da ne?
Sezer'in 68 kelimeden müteşekkil 15 soruya verdiği 15 cevap, 52 kelimeden oluşmakta...
Gazeteciler Sezer'i konuşturmak için soruyorlar ama cevap alamıyorlar. Alıyorlar da, ya sade bir tebessüm, ya sessizlik, ya da tek kelimeden oluşan bir cevap...
Anladım ve kesin olarak kabul ettim ki, cumhurbaşkanımız gerçek bir hakim!..
Konuşmaktan değil, uygulamaktan ve hüküm vermekten yana...
Gazeteci miletini bir hayli zorlayacak gibi görünüyor ama canı sağolsun...
Allah'tan ki, bir başka hukukçumuz, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, senede bir de olsa konuştu mu tam konuşuyor...
Tamı tamına 115 sayfa...
Bu işler böyledir. Kimi konuşarak kimi de susarak göbek çatlatır.
Yine de rengarenk hukukçularımızla alabildiğine zengin bir ülkeyiz !..