Bizim kulak çekmemiz artık yetmiyor. Anlaşılan bu şehirlerarası otobüslere birer Hortum Süleyman gerek... Alacak hortumu eline, on vuracak, bir sayacak... O kadar yazıyoruz, çiziyoruz, hâlâ dünya kadar şikayet geliyor. Alın size bir misal;
Uludağ Turizm İşletmesi'nin Ankara-Balıkesir seferine çıkan 26 HA 252 plakalı otobüsüne, 6.7.2000 günü, saat 14.30'da bir yolcu bindi. Biletini hareket gününden 3 gün önce almıştı. İsmini vermek istemiyorum, çünkü kendisi ODTÜ'de Öğretim Görevlisi bir Doçent, adamın başını derde sokmayalım... Daha otobüse bindiğinden 2 dakika sonra, aynı numaraya ikinci bir bilet satılmış olduğundan, kendisini kaldırmak istediler. Biletli yolcu olduğunu, yerinden kalmayacağını belirtmesi üzerine, bileti elinden alındı ve yok edildi. İtirazı üzerine kendisine başka bir bilet verdiler. Bu bilet ise, dandikmiş... Yer kavgası devam etti.
İsminin Mustafa olduğu öğrenilen şoför, yolcuya "Kafam zaten çok bozuk, gelirsem onun ağzını, burnunu kırarım" diye haber yolladı. Ama bizim kibar, efendi öğretim görevlisi inat edince, şoför otobüsü kenara çekip, durdurdu. Ve yolcunun üzerine yürüyerek, "Al şu paranı ve defol in bu arabadan" diyerek, başka türlü hakaretlerde de bulundu. Daha sonra da hızını alamayıp, bir küfür daha savurduktan sonra direksiyon başına geçti ve araba yeniden hareket etti. Bizim halim, selim ama inatçı yolcu, şoför muavinini çağırıp, şoförün adını, sefer numarasını istediğinde, ikinci bir hakarete daha uğradı. Bunun üzerine muavine, "Davranışını yadırgadığını, üniversitede öğretim görevlisi olduğunu, aynı zamanda Başbakanlıkta da danışman olduğunu" söylediğinde, muavin tavır değiştirerek, "Şoför 4 gündür yolda... Uyku uyumuyor, onun için çok sinirli" dedi ve hoş görmesini istedi. Muavinin bu ifadesinden sonra, bütün yolcular "Eyvah yandık" demeye başladılar. 4 gündür uyumayan şoför onları hedefe nasıl eriştirecekti.
İşte size bir şehirlerarası otobüs yolculuğu hikayesi... Şimdi sorarım size; "O otobüsteki halim, selim yolcu yerine bir Hortum Süleyman olsaydı, ne olurdu?..." Herhalde o terbiyesizler ağızlarının payını alırlardı. Ondan sonra da yok efendim insan hakları diye konuşup, dururuz. O haklar insanlara tanınmış haklardır, anlaşıldı mı?....