Aksüt, Sibel ile Emir'in fotoğrafının arkasına not yazıp geri göndermiş: Canım karıcığım. Bu mutluluğu yaşattığın için sana minnettarım
Nakkaştepe'deki eve gittiğimde Sibel, bir aylık oğlu Emir ile Erol Atar'ın objektifine poz veriyordu. Çekimler bittikten sonra bebek, odasına gitti, biz de sohbete başladık...
Sibel hapiste olan eşine oğlu ile çekilmiş bir fotoğraf göndermiş. Sulhi Aksüt de arkasına birkaç satır yazıp Sibel'e göndermiş fotoğrafı... Neler mi yazıyor?
"Canım karıcığım. Bana mutluluğu yaşattığın için sana minettarım... Ölene kadar seninle olmak istiyorum. Seni seviyorum..."
Ben bunu okurken gözyaşları birikti, bir hüzün geçti yüzünden... Sonra yine eski neşeli ifadesi gelip oturdu gözlerine...
Ve sonra "Doğumdan sonra boşanacaklar, Sulhi Aksüt, Sibel ile parası için evlendi ve tüm paralarını bitirdi, Sibel çok mutsuz" söylentilerini sordum. Belli ki tüm bunları o da duyuyor, hiç şaşırmadı, her şeyi yanıtladı...
*Müthiş zor olaylar yaşadın. Başka bir insanın bunları kolay kolay kaldırabileceğini düşünmüyorum. Tehditler, telekulak skandalı, boşanma, vergi cezaları, evlilik, eşinin hapse girmesi ve şimdi bir bebek... Bütün bunları bu kadar kısa sürede yaşadın. Nasıl ayakta durabiliyorsun?
- Gerçekten de bir erkeğin bile zor kaldırabileceği olaylar yaşadım. Bundan 1,5 yıl önce bir kitap okumaya başladım. Ve o kitaptan inanılmaz dersler aldım. Bu kitaptan çıkarttığım notlar banyomun aynasında asılıdır. Ve her sabah duştan sonra onları okurum. Kitabın adı 'Ufak Şeyleri Dert Etme.' 30 madde çıkarttım. Her insan okumalı bunları. Beni hayata bağladı ve düşünmemi sağladı.
* Psikoloğa gittin mi?
- Gittim tabii. Olayların ilk patlak verdiği dönemlerde gittim. O dönemlerde hiç ağlayamıyordum. En büyük problemim buydu. Daha sonra tedavi gördüm. Ama en iyi doktor insanın kendisi. Zaten kısa bir süre sonra da karşıma Sulhi çıktı ve bana inanılmaz destek oldu. Sonra da hamile kaldım.
* Bu notlarda dikkatimi çeken iki madde var. Sorunlarını öğretmenin olarak gör ve başkalarını suçlamayı bırak... Başına gelen olaylardan dolayı başkalarını suçluyor muydun?
- Tabii. Suçladığım bir sürü insan vardı. Ama artık kimseyi suçlamıyorum. Sorunlarıma da sahip çıkıyorum. Onlar benim.
* Sulhi Bey'in hayatında toparlayıcı bir unsur olduğunu söyleyebilir miyiz?
- İnanılmaz sahip çıktı. Çünkü o olaylar yaşanırken çok yalnızdık. Çaresizdim. Onun desteğiyle kendimi toparladım.
* O olmasaydı ne olurdu? Dağıtır mıydın?
- Öyle şeyler olmazdı ama Sulhi beni inanılmaz güçlü yaptı.
* Hayatında bu kadar çalkantılar varken yeniden anne olmak istemen... Bu da cesaret ister...
- Çocukları çok seviyorum. Zaten anaç bir insanım. Çocukluğumda bile 'büyüyünce ne olacaksın?' diye sorduklarında evleneceğim, üç tane de çocuğum olacak' derdim.
* Sulhi Aksüt ile dünyalarınız çok farklı. Üstelik sen onun çok yabancı olduğu, eleştirdiği bir dünyanın insanıydın. Onun için büyük risk değil miydi senin gibi bir insanla beraber olmak?
- Onun için tabii büyük bir riskti. Ama aramızda inanılmaz bir elektriklenme oldu. Tamamen sevgi üzerine kurulu bir beraberlik bizimkisi.
* Yani o dönemde sevginin dışında başka hiçbir şey için göze alınamaz mıydı bu beraberlik?
- Bence öyle. Sibel Can ile evli olmak, o dönemde yaşadığım olaylar, problemler onun için riskti. Sevgi olmasaydı olmazdı.
*Bu evliliği senin çok istediğin, Sulhi Bey'in ise paran için seninle evlendiği söyleniyor?
- Böyle bir şey yok. İnanılmaz mutluyum. Benim babam evine, anneme çok bağlı bir insandı. Düzgün bir adamdı. Aynı şeyleri Sulhi'de gördüm. Beni sevdiğini o kadar net hissettirdi ki bana. Ben de onu çok seviyorum. Kimse mutsuz olduğumu düşünmesin. Hatta ben Amerika'dayken 'ayrılacaklar' dedikodusu çıkmış. Bunlar Sulhi Bey'i de çok üzer. Çünkü şu anda hapiste ve kimseye cevap veremiyor. Daha yeni bir bebeğimiz oldu. Ve biz daha Sulhi ile birbirimize doyamadık. Mart ayında evlendik. Daha yeni gelinim ben. Üstelik bu olaylar bizi birbirimize daha çok bağladı.
* Eşinin suçsuz olduğuna inanıyor musun?
- Sulhi haksız yere hapis yatıyor. Çünkü ortada ne alacaklı ne de verecekli var. Sadece kamu davası devam ettiği için şu anda içeride. Çok önemli bir hukuk profesörü, Köksal Bayraktar Sulhi ile ilgili çok önemli bir mütalaa yazdı. Bir de elimizde çok önemli bir belge vardı ama adli tatil başladı. Şimdi o belgeleri Köksal Bayraktar'ın mütalaasıyla birlikte dosyaya koyduk ve bir an önce okunmasını diliyoruz. Okunursa zannediyorum ki, Sulhi 15-20 gün içinde kesinlikle yanımızda olacak. Çünkü o kadar net ve o kadar ciddi deliller var ki... Yetkililerden tek ricam, bir an önce o dosyanın okunup incelenmesi.
* Niçin eşini ziyarete gitmiyorsun?
- Ben çok istiyorum. Ama Sulhi istemiyor. Haber göndermiş, 'ne bebeği getirsin ne de kendi gelsin' diye. Onun onayı olmadan gidemem.
* Hayatında yeni bir sayfa açtığına inanıyor musun?
- 1,5 yıldır yeni bir sayfa açıldı. Artık çok fazla çalışmayı düşünmüyorum. Sulhi ile aldığımız bazı kararlar var, bu da onlardan biri. Ailemizi zedelemek istemiyoruz. Ben evimde, ailemle, çocuklarımla çok mutluyum.
* Geçmiş yıllara baktığın zaman Sibel Can adı dışında sana ne kaldı?
- Biraz yoruldum ve kırıldım. Ama olumsuz düşünmek istemiyorum. Her şeyi oluruna bırakmak istiyorum. Dünyanın en büyük mutluluğu anne olmak. 10 yıl içinde üç çocuk sahibi oldum. Emir henüz 25 günlük. Şu anda benim için dünyanın en büyük mutluluğu bu. 30 yaşındayım. İyi ki bu üzüntüleri genç yaşta yaşamışım. Herhalde bunları 40-45 yaşımda yaşasaydım daha zor toparlardım.
* Kendini iş hayatına çok mu kaptırmıştın? Seni böylesine cezbeden, kötü olayların içine düştüğünü görmemecesine gözlerini kör eden şey neydi?
- Kaptırmak zorundaydım çünkü iki çocuğum vardı. Ben kaptırmayacaktım da kim kaptıracaktı? Çocuklarımı düşünerek çok çalıştım. Benden başka çocuklarım adına kim ne yapabilirdi ki?