


Sevgiyi söylemek.. Söyleyebilmek..
Kitaplığımı tasnif etmeye nihayet başlayabildim.. Hepsi birer birer elden geçiyor.. Okuma şansım olanları ayırıyorum.. Olmayanları ayrı bir yere yığıyorum.. Bunları köy okullarına gönderme niyetim var.. İsteyen köy okulu müdürleri bana yazarsa yollarım, mümkün olduğunca..
Yıllardır el değmemiş olanlar var aralarında.. Elime aldığımda içinden fotoğraflar düşenler var.. Albüme koyamamışım hemen.. Üşenmişim herhalde.. Kırışmasın diye kitabın arasına koymuşum.. Unutmuşum.. Ne eski dostlar, ne eski anılar çıktı kitap aralarından..
Birinden ince bir kağıt düştü yere, üzerindeki tozu silkelemek isterken.. Eğildim, aldım.. Kartvizit boyunda ve sigara kağıdı kadar da ince..
Üzerinde şunlar yazıyor aynen..
"Günün birinde, benim seni sevdiğim kadar beni sevecek birisi çıkarsa karşıma, ne kadar mutlu olacağımı bir bilsen.."
Altındaki imzayı hatırladım.. Yıllardır görmediğim ve duymadığım bir kıza aitti.. 15 yıl kadar önce flört etmiştik.. Öylesi bir flört işte.. Ben ondan çok hoşlanmıştım.. O da benden çok hoşlanmış olmalıydı.. O yüzden sürdü gitti zaten.. Ama ötesini konuşmadık.. Onun beni sevdiğini hiç düşünmedim.. Anlamadım da..
Ama söylemedi de..
Oysa beni ne kadar severmiş meğer ve nasıl mutlu edeceğine inanırmış.. İfadenin güzelliğine bakar mısınız?.. Ama bana söylemedi..
Niye söylemedi?..
Niye söylemedi de, yazdı ve o kitabın arasına koydu?..
Kitabı benden okumak için almış, sonra iade etmişti.. Okumak için mi almıştı gerçekten..
Yoksa o notu bana ulaştırmak için küçük bir plan mı yapmıştı?..
Ya da, notun nasılsa o an elime geçmeyeceğini tahmin etmiş, "Yıllar sonra bu kitabı ele alırsan, beni hatırla ve neler kaybettiğini düşün" diye bir veda notu mu bırakmak istemişti?..
Hepsi de olabilir..
Hiçbiri de olmayabilir..
Kadınların mantıkları ile fikir yürütebilmek için o mantığa sahip olmak.. Erkek kafası ile kadını sorgulamaya ve yargılamaya kalkarsak, çok yanlış boyutlara varabiliriz..
Zaten amacım kimseyi yargılamak da değil..
Düşünür haklı.. "Kadınları anlamaya çalışmayın. Onlar anlaşılmak değil, sevilmek için yaratılmışlardır."
Mesele şu..
O notta yazdıklarını, bana söyleseydi eğer, o zaman.. Herşey sıcak, sımsıcakken.. Acaba, yaşantımızın en azından bir kesiti ne kadar değişirdi?..
Yaşayabileceğimiz neleri yaşamadık acaba, kimbilir?..
Böylesi daha mı iyi oldu?.. Bilmem.. Halimden şikayet ettiğim yok..
Ama "Öylesi" nasıl olurdu acaba?.. Onu bilmeme imkan yok..
Pişman olacaksan, yaşadıklarından ol.. Ne yaşadığını bilirsin.. Ama yaşamadığından pişman olacaksan eğer, hapı yuttun.. Ne kaybettiğini asla bilemezsin, derim ya hep..
Onun için söylüyorum işte.. Birini seviyorsanız, çekinmeyin, vakit geçirmeyin, hemen söyleyin..
Hemen..
Belki bir daha söyleme fırsatı elinize geçmez.. Ya da söylediğinizde çok geç olmuş olabilir.
Bu küçük kağıttaki olduğu gibi..
Carlo Cottarelli'ye Açık mektup
Sevgili Carlo Abi,
Öncelikle hükümetin enflasyona mücadele programı çerçevesinde asgari ölçüde saygılarımızı sunuyoruz. Nasılsın abi? Yani, nasığ diyoğ Fatih Terim, Comestai? Bizi soracak olursan, 'kamu açıkları'ndan halliceyiz.
Hoş geldin, sefa geldin diyemiyoruz çünkü zaten sen ne zaman geliyorsun ne zaman gidiyorsun biz de karıştırdık. Tarkan'dan çok Türkiye'ye geliyorsun, düşün artık. Bakıyoruz cep boşalmaya başlamış, anlıyoruz ki Carlo abi havaalanına iniş yapmış.
Bu memlekete şimdiye kadar Avrupa'dan kimler geldi kimler gitti ama hiçbiri senin kadar vefalı çıkmadı. Yani bir Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası bir de sen. Hep buradasın abi. Ne iş? Yoksa ekonomiyi kontrol ayağına buralarda bir çıtır manken bağladın da onunla buluşmaya mı geliyorsun? Sana da yakışır hani. Maşallah yakışıklı adamsın, italyansın. Bizim pazar güzeli çıtırlardan biriyle seni Laila'dan çıkarken görsek rahatlayacağız valla. Bizden biri olduysan öyle kebap yemekle Cimbom bayrağı açmakla kurtulamazsın.
Tabii iş sadece bununla da bitmiyor. Beraber olduğun kızı bir de şöyle döveceksin ki tam olsun. Bizim buralarda ünlülerimiz böyle yapıyor valla. Sen bilirsin. Senin kafana yattıysa iş bitti. Gerisi canlı yayında Reha abimize bi telefon çakmana bakar.
Sana gene de ne kadar teşekkür etsek az. Yani Fatih Terim'in de dediği gibi "Garasya". Haa Grasya dedim de aklımıza geldi, eskiden gres yağı bile bulunamazdı memlekette biliyor musun? Uzun uzun kuyruklar vardı. Kuyruğu keserdin yine çıkardı. Kuyruk yağının bile kuyruğu vardı. Tesadüfe bak ki, o zaman da başbakanımız aynı kişiydi Anlayacağın iki de bir gidip gelmene gerek yok. Gözün arkada kalmasın. Biz tasarruf etmeyi biliriz. Tasarrufu ne kadar sevdiğimiz aynı siyasetçiyle 50 yıl idare etmemizden belli değil mi zaten,
Enflasyon canavarını bile tepelemeye başladık galiba.. Duy da inanma.. Kırk yıllık CANİ olur ma Cari.. Toptan Eşya'nın tabiatına aykırı bir kere..
'İnce ayarf' diyorsun da, biz bunu tam anlayamadık. Seçtiğin tarih sakat abi. 12 Eylül de nereden çıktı. Koca yılda gün mü kalmadı. Gene de bu tarihte ısrarlıysan Marmaris'te birini önerelim. O yıllar evvel 12 Eylülde ince ayar yapmıştı. Bu işlerden anlar netekim. Ama sen gel şu ince ayar işinden vazgeç, Carlo'fça Antlaşması imzalayalım olsun bitsin. Hem MHP'nin de hoşuna gider..
Hepimiz seni o kadar sevdik ki, Zülfü Abim yakında "Carlo Kayın Ormanında" diye bir şarkı yazarsa sakın şaşırma. Arada bi içinden "ulan fazla yükleniyorum galiba bu garibanlara" diye geçiyorsan geçirme abi. Geçiren geçireceği kadar geçirmiş zaten. Ha 49 ha 50 anladın mı Cotarelli abi. Bu millet Katır belli oldukça biz daha çoook Cotarelli taşırız sen hiiiç sıkma canını.
Çav Bella
hakan utku@hotmail. com
Eylül!..
Öyle şirindi ki, bana hep hüzün veren eylül üzerine Ece'nin yazdıkları..
O zaman paylaşalım..
***
"Ayaklarım çıplak, topkakta yürümek istiyorum; ve bu yürüyüşe zaman biçmek istemiyorum... Hafif bir rüzgar olmalı, biraz da nem; arada bir tokatlamalı rüzgar yüzümü... Derin derin nefes almalı, sonra da çok amatörce, sanki iç çekermiş gibi birden bire dışa vermeliyim aldığım her nefesi...
Eylül'e beraber, tüm hücrelerimde hissetmeye başladım güzü... Birçok kimsenin aksine, hep sevmiş, hep deli gibi beklemişimdir sonbaharı ben.. Hep coşmuştur çünkü ruhum... Bu coşkunlukla hem güze "Hoşgeldin" demek hem de bu mevsimin baha hissettirdiklerini paylaşmak istedim..." diye sunuyor, "Eylül" başlıklı dizelerini Ece Eren..
***
Yazsam gördüğüm tüm düşleri
Akasya ağaçlarına,
Yine de yaranamaz yüreğime beynim
Sonsuz bir iç çekiştir mehtap zamanları
Avuçlarımda gezinen,
Sanrısız-sancısız
Sonsuz bir iç çekiştir...
Sen, süslerini takınıp da geldiğinde
Elbette ağlayacak akasya ağaçları...
Çığlıkların sessizliği neden bilir misin?
Suların kuraklığı...
Toprağın çoraklığı nedir?
Nedir ağlayan güneş ve
Bilir misin sevdasızlığı...
Yazsam gördügüm tüm düşleri
Akasya ağaçlarına,
Yine de yaranamaz yüreğime beynim...
Kara gözlü kızlar geçer kapı önlerinden
Kara gözlü umutları ellerinde...
Ve ben ve biz hepimiz,
Savrulur düşeriz yapraklar gibi yerinden...
Sen, zamansız,
Sen hesapsız,
Sen apansızsındır bilirim.
Kuşanıp bütün yaralayıcılığını
Geliverirsen yamaçlarına akasya ağaçlarının...
Elbette bir Eylül günü ağlayacak günebakanlar özlemle, Özlemle arayacaklar güneşlerini...
Söylesene sevdamız mum kolulu değil miydi?
Bir mum alevi değil, miydi yanan yüzünde...
Tüllenen dumanlar değil miydi gözlerim!
Vefasızsın...
Hayırsızsın...
Dahası, sevdasızsın Eylül'e
Şarkılar bestelemeli,
Güne açan gül gibi koklamalı baharı...
Yazsam gördüğüm tüm düşleri
Akasya ağaçlarına
Yine de yaranamaz yüreğime beynim
Birkaç göç oyunudur
Nicedir bahçelerimde gezinen,
Kaygısız-kavgasız
Birkaç Ğ göç oyunudur
Sen, süslerini takınıp da geldiğinde
Elbette ağlayacak akasya ağaçları...
Ve ben yeniden anlatacağım
Gelen güne baharımı
Pazar Neşesi
Bu hafta Pazar neşemiz, Sevgili Kazım Okçuoğlu'ndan, ama Los Angeles'ten değil, Ortaköy'den.. Kazım İstanbul'da tatil yapıyor.
Amerikalı bir çift, tatillerini, efsanevi Bağdat'ta geçiriyorlarmış.. Küçük ve çok eski bir dükkanın önünden geçerlerken "Selamın aleyküm" diye bir ses duymuşlar. Yaşlı ve ak sakallı dükkan sahibi "İçeri gelin, çok ilginç şeyler var" demiş.. Girmişler.. Bir çift terlik koymuş ihtiyar önlerine.. "Bu büyülü terlikleri giydiniz mi, bir çöl devesi kadar ateşli seks yaparsınız, mesela.." demiş..
Kadın hemen ilgilenirken, erkek şüphe ile bakmış.. "Bir eski terlik insanı nasıl bir seks çılgını yapar ki?.."
"Dene oğlum" demiş, ihtiyar.. "Dene.. Denemesi bedava.."
Karısı da "Denesene.. Denesene" diye dürtükleyince, adam terlikleri ayağına geçirmiş.. Geçirir geçirmez de gözlerine öylesine bir vahşi ifade gelmiş ki, karısının hayat boyu görmediği.. Adam kadına bakmamış bile.. İhtiyara koşmuş, adamı masanın üzerine yüzü koyun devirip şalvarını indirmeye çalışırken, ihtiyar "Dur.. Dur be adam" diye çığlık atmış.. "Dur.. Terlikleri ters giydin!.."
Eğer
..yarın sabah bütün gazetelerin manşetinin sizden söz edeceğini bilseniz, haberin ne olmasını isterdiniz?..
..tarihi bir yapının mimarı olma şansınız bulunsaydı, neyi seçerdiniz?.
..hayatınızın geri kalan tüm tatillerini ayni yerde geçirmek zorunda kalsanız, nereyi seçerdiniz?.
SEVDİĞİM LAFLAR
Seni senle yaşamak varken, seni hayallerde yaşamak çok zoruma gidiyor.
Anonim (Teşekkürler Gözde)
BİZİM DUVAR
O kadar sübyancıydı ki sadece küçük jeton kullanırdı.
Hakan&Utku