


Kirvesini arıyor!
Plaza gazeteciliği yediğini yazan, kendini yazan, köşkü yazan, köpeği ile kedisini yazan, üst komutanın, başbakanın, holding başkanının, mafya liderinin resepsiyonuna gidip "haaa....hiii..." ucuz, bayat, soğuk espirileri yazan, hangi playboyun hangi sosyete kızını nerede nasıl öptüğünü yazan, doğru bilgiyi değil, ilginç olanı yazan bir gazetecilik türü peydahladı...
Plaza gazeteciliği...
Bence iflas etti...
Bu yüzden olsa gerek, bizim gazete Sabah'ın üst yöneticileri yürekli bir karar alıp, bizleri git git yolu bitmez...Gel gel yolu tükenmez...İstanbul İkitelli'deki Medya Plaza binasından çıkarttılar.
Şehir içine...
Taşların en güzeli...
İstanbul Nişantaşı'na....
Teşvikiye semtine taşıdılar...
Biz mutluyuz....
Plaza gazeteciliğinden apartman gazeteciliğine geçince insan ister istemez halkın içine giriyor. Kentin en güzel semtine, hem 5 kilometre ilerdeki dargelirinin; "yandım anam...." yaşadığı, hem 3 kilometre beride orta gelirlinin "oflaya-puflaya..." yaşadığı ve hem de Nişantaşı-Teşvikiye merkezde ülkenin en zengin eğitimli kesiminin krolaşmadan, para şımarıklığına sapmadan pahalı markaların satıldığı şık caddelerde vitrin bakınarak, çeşit çeşit gece barı, farklı farklı gündüz sağlıklı beslenme lokantalarından gıdasını alarak yaşadığı bu semtte nelerle karşılaşıyor...
Çok çarpıcı...
Şok edici...İlginç...
Olaylar, insanlar, mekanlar...
***
Dolasıyla kentin içinde apartman gazeteciliği bize bol bol yürüme, insanlarla konuşma, merak ettiklerini sorma fırsatı sunuyor.
Plaza gazeteciliği öldü...
Yaşasın apartman gazeteciliği...
Kendi iç duygularını yazı diye yazıp okura sokuşturmuyorsun.
Vatandaşın duygularını öğrenip...Yazıyorsun...
Örneğin Teşvikye'deki Sabah-ATV binasının ana kapısından çıkıyorsun Harbiye'ye doğru yürüyorsun, Lütfi Kırdar Salonu'nu geçiyorsun, solunda Dolmabahçe'den deniz görünüyor...
Fakat bir şey daha görünüyor...
Ayıptır benzetmesi...
Yırtık dondan çıkmış gibi...
Sipsivri, upuzun...
Göğü delen bir bina...
Tepesi kırmızı...
Tam kırmızı da değil...
Ten pembesi....
Huni gibi yapılmış....
Bu nedir?
Harbiye'deki....
Park değnekçisine soruyorum.
Abi sünnet olacak...
Kirvesini bekliyor....
***
Allah...Allah...!
Bu adam ne demek istiyor?
Lütfi Kırdar'dan Hilton Oteli'ne doğru yürüyorsun, otelin bahçesini geçiyorsun Taksime doğru başını gökyüzüne kaldırıp bakıyorsun yine aynı görüntü.
Dondan çıkmış gibi...
Dikleşmiş, tepesi et pembesi huni. Hilton Oteli'nin bahçıvanı çim biçiyor.
Bu bina nedir?
Sünnet olacak...
Kirvesini bekliyor beyim...
Ne diyeceğini şaşırıyorum!
Tarlabaşından Taksim'e yürüyorsun...Tam meydana girerken Atatürk Kültür Merkezi Binası'nın arkasından yine dondan çıkmış gibi.
Dikleşmiş...Tepesi huni...
Ayakkabı boyacısı:
Sünnet olacak....
Kirvesini bekliyor amca....
Ortaköy'e iniyorsun, Beşiktaş'a doğru yürüyorsun Uğur Dersanesi'ni geçip meydana girer girmez...
Anaaa...
Karşında...
Yine dondan çıkmış bina...
Polise soruyorum?
Bu bina nedir?
Sünnet olacak...
Kirvesini bekliyor...
***
Kabataş'a yürüyorsun... Set üstünden bakıyorsun... Yine dondan çıkmış bina İstanbul'un göğünü yırtıyor...Kumkapıdan çıkıyorsun... Sahil yolunda yürüyorsun...Sarayburnu'na dönünce... Yine yırtık dondan çıkmış bina...
İnsanlar sözleşmiş gibi...
Kime sorsan aynı cevap:
Sünnet olacak...
Kirvesini bekliyor...
Taşkışla , Maçka Kışlası, Silahhane ve Dolmabahçe Sarayı'nın tam ortasında dikilen 134 metreye kadar göğe yükselen bu bina, otel olsun diye yapılmış.
Adına Gökkafes diyorlar...
Arazininin seçimi...
İmar izni alınması...
Temelinin atılması....
Binanın yükselmesi....
Sanki Türkiye'nin...
Sermaye birikim tarihi...
***
Yırtık dondan çıkmış binanın oturduğu Dolmabahçe'deki alanı bir gecede Ankara'da "Turizim bölgesi..." ilan ettirip turistik otel yapma hakkını elde etmişler. Ancak göğe doğru 134 metre değil, tıpkı Maçka Kışlası, Silahhane ve Dolmabahçe Sarayı'nın yapı dokusuna uygun olarak en fazla 24.5 metre yükselebilecek şekilde izin almışlar. Fakat sonradan, turizm şirketleri; "binayı böyle yaparsanız, size turist getiremeyiz...Siz göğe yükselin...." demişler.
Paranın gözü kör olsun...
Proje değişmiş....
Yırtık dondan çıkar gibi olmuş!
Fakat dönemin Anakent Belediye Başkanı (Nuretin Sözen) tarihi doku içinde bu dikleşmeye izin veremeyeceğini belirterek imar ruhsatını iptal etmiş.
Ankara'da dikleşmeye el koymuş!
O dönemin Başbakanı (Turgut Özal) imar izni işini Anakent Belediyesi'nin elinden almış, Ankara'ya Baynıdırlık Bakanlığı'na bağlamış.
Fakat hayatın intikamına bak...
Bu yırtık dondan çıkar gibi dikleşmiş bina, cumuhuriyetin kurulduğu günden beri yani tam 77 yıldır Beyoğlu Belediyesi'nin sınırları içindeymiş.
Beyoğlu Belediyesi'ni...
Seçimlerde Refahlılar almış...
Bina için yıkım kararı vermişler...
Danıştay'a belediye haklı demiş.
Eyvaah....Eyvah....Eyvah....
Yasalar işleyecek...
Dikleşmiş bina yıkılacak...
Fakat paranın gücü işte....
İstanbul Valiliği, (Rıdvan Yenişen) binanın Refahlı Beyoğlu İlçesi'nin değil o dönem ANAP'lı olan Şişli İlçesi'nin sınırları içinde olduğunu ilan etmiş.
77 yıldır... Beyoğlu toprağı sayılan alan... Bir gecede Şişli toprağı olmuş... İstanbul'un ortasında tenasül organı..
Şimdi açılışını bekliyor....
Kurdelayı kim keserse kirve o...
Plaza gazeteciliği bitti...
Yaşasın apartman gazeteciliği....
Gazeteci halkın arasına karışıyor...
Neler görüyor, neler!