kapat

10.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Troy
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ÇETİNGÜLEÇ'İN DİZİ YAZISI-1
Bu ayrılığa dayanırım
Düş kırıklığı içindeki Ecevit, yazdığı ilk mektupta eşini teselliye çalışıyordu: Dün akşam kavuşur gibi olup da kavuşamadığımıza çok üzüldüm. Kendine fazla dert edinmeyeceğini bilirsem bu ayrılığa daha kolay katlanırım

ANKARA- 11 Eylül akşamı Ecevitlerin Or'an'daki evinde ertesi gün Trabzon'da yapılacak toplantının hazırlığı, Genelkurmay karargahında ise sıradışı bir hareketlilik vardı. Gece yarısına kadar ışıklar iki tarafta da sönmedi. CHP lideri Ecevit konuşma metnini tamamlayıp Rahşan Hanıma gösterdikten sonra, saat 24.00'e doğru uyudular. Genelkurmay'da ışıklar hala yanıyordu...

Bir saat sonra tanklar Ankara'nın kritik noktalarına doğru harekete geçti ve biri de Oran'da Ecevitlerle Türkeş'in evinin bulunduğu sokağa yerleşti. Dar sokağın tam ortasında duran tank, araç çıkışını engelleyecek şekilde konuşlandırılmıştı. 12 Eylül sabahına doğru Ecevitlerin telefonu ısrarla çalmaya başladı. Arayan CHP Genel Sekreteri Mustafa Üstündağ'dı ve darbe yapıldığını, askerlerin partiye el koyduğunu haber veriyordu.

Telefonu kapattıktan sonra ilk refleks, perdeyi açmak oldu. Tankı gördüler...

Bülent Ecevit hemen Genelkurmay Başkanının numarasını çevirdi. Telefona emir subayı yarbay Cevat Erten çıktı ve haberi doğruladı.

Darbenin başındaki isim, Ecevit Hükümeti döneminde Genelkurmay Başkanlığına getirilen Kenan Evren'di...

CHP Milletvekili, eski İçişleri Bakanı, emekli Orgeneral İrfan Özaydınlı yarım saat sonra elinde bir zarfla Ecevitlerin evine geldi.

Rahşan Hanım ve Bülent Bey'in güvendikleri bir insandı İrfan Özaydınlı.

Genelkurmay'dan Ecevit'e iletilen yazıda "Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koyduğu, güvence sağlamak için Ecevit'in bir süre Hamzakoy'da Türk Silahlı Kuvvetlerinin "konuğu" olacağı, isterse eşinin de yanında gelebileceği bildiriliyordu. Bu bildirim aslında bir "tebligat"tı. Ecevit'e başka seçenek bırakılmamıştı.

Bülent Ecevit, 12 Eylül 1980 yönetiminin getirdiği yasakları aşmak için, bir aylık zorunlu Hamzakoy ikametinden sonra CHP Genel Başkanlığından istifa etti. Ancak askerler Ecevit'i susturmakta kararlıydı. Önce siyasi partiler kapatıldı. Ardından Ecevit için, ardı ardına davalar açıldı. Bülent Ecevit, üç yıl süren darbe yönetimi döneminde üç kez hapse girdi.

Bu dönemde yaşamlarının en sıkıntılı günlerini geçirdiler. Çevresindeki insanlar bir anda kaybolmuş, Rahşan Ecevit'le başbaşa kalmışlardı. Birbirlerine mektuplarla moral verip, destek olmaya çalıştılar.

Rahşan Hanım, Bülent Ecevit'in dışarıdaki eli-kolu, gözü-kulağı olmuştu. Ecevit'in bedeni içeride, ama düşünceleri ve darbecilerin yasakladığı görüşleri dışarıdaydı.

Ecevit, eşine şiir gibi mektuplar yazdı.
Rahşan Ecevit'in mektupları ise kendisi gibi sade ama içtendi.

Askeri darbenin lideri Orgeneral Kenan Evren 16 Ekim 1981 tarihinde siyasi partilerin kapatıldığını duyurdu. Evren konuşmasında meşhur 52 numaralı bildiriyi de okuyarak, siyasi parti yöneticilerini ağır bir dille suçladı.

Bunun üzerine Ecevit 19 Ekim 1981 günü Evren'in konuşmasına tepki amacıyla yazılı açıklama hazırlayarak; TRT'nin yanı sıra yabancı basın ve yayın organlarının temsilcilerine de gönderdi.

TRT'de yayımlanmayan açıklamayı yabancı ajans, dergi ve gazetelere verdiği için "Milli Güvenlik Konseyi'nin 52 Sayılı Bildirisine muhalefet ettiği" iddiasıyla Bülent Ecevit hakkında Ankara 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinde 4 ay süreyle hapis cezası verilmesine, hüküm Sıkıyönetim Komutanlığınca temyiz olunmadığı takdirde, kanun yolu kapalı olmak üzere karar verildi.

Karar, Sıkıyönetim Komutanlığınca temyiz edilmedi. Cumhuriyet Savcılığının yazısı 26 Kasım 1981'de tebliğ edildi. Ecevit yedi günlük yasal hakkını kullandıktan sonra 3 Aralık 1981 günü Ankara Kapalı Cezaevine girdi.

Rahşan Hanım, eşine cezaevinin kapısına kadar eşlik etti. Yüksek demir kapı Bülent Ecevit'i içeri alıp kapandığında Rahşan Ecevit, çaresizlik duygusunu derinlemesine yaşadı. Gözleri kapıya kilitlendi ve bir süre öyle bakakaldı.

Ecevit, infaz yasasının "meşruten tahliye" olanağından yararlanarak 2 ay hapis yattıktan sonra 1 Şubat 1982'de erken tahliye oldu.

Cezaevinden çıkınca askeri yönetime karşı mücadelesini sürdürdü. Yayın yasağı vardı ve sözleri Türkiye'de yüksek duvarlara çarpıp geri dönüyordu. Bunun üzerine açıklamalarını yabancı basına yönlendirdi. Avrupa ülkelerinin demokrasi duyarlılığını harekete geçirmek istiyordu. Ancak askerler dışarıda yayınlanan sözlerine kızıyordu. Yeni davalar açıldı.

Bülent Ecevit 10 Nisan 1982'de gözaltına alınarak Ankara'daki Askeri Dil Okuluna kapatıldı. Gerekçesi Danimarkalı gazeteci Jan Stage'in Danimarka'daki "Politiken" gazetesine yazdığı, hemen ardından Norveç'te yayımlanan bir gazetenin alıntı yaptığı makaleydi. Ecevit'ten demeç alınmış gibi yazılan makale Milli Güvenlik Konseyinin 52 numaralı bildirisi ve Türk Ceza Kanununun 140. maddesine aykırı bulunmuştu.

"Devletin hariçteki nüfuzunu kırcak şekilde, dahili vaziyeti hakkında yabancı bir memlekette asılsız neşriyat yaptırmak"la suçlanan Ecevit'in, 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyordu...

Bülent Ecevit, Norveç gazetesine demeç verdiği iddiasıyla 10 Nisan 1982'de gözaltına alındığında iki gün sonra mahkemesi yapılacaktı. Ankara 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin 12 Nisan 1982 tarihli duruşmasında Sıkıyönetim Savcılığı "tutuklama" istemine katılmadığını bildirdi. Mahkeme de bu isteği gözönünde bulundurarak gazeteci Jan Stage davasında Ecevit'in "tutuklanmasına mahal olmadığına" kararlaştırdı...

Ancak sevinmelerine dahi fırsat verilmedi. Bülent Ecevit tahliyesini beklerken, bu kez Der Spiegel Dergisinde yayınlanan bir yazısı ve Hollanda televizyonuna verdiği ileri sürülen, aynı zamanda BBC'de de yayınlanan bir demeçten ötürü Sıkıyönetim Komutanlığınca "milli menfaatler" gözönünde bulundurularak yeniden gözaltına alındı. Daha doğrusu dışarı hiç çıkamadı...

Hayal kırıklığı içindeki Ecevit'in, 13 Nisan 1982'de "Merkez Komutanlığı Tutukevi" olarak kullanılan Askeri Dil Okulundan gönderdiği mektup eşini teselli etmeyi amaçlıyordu.

Rahşan Ecevit, aynı gün Bülent Ecevit'e temiz çamaşırlarla birlikte kısa bir mektup gönderdi. Mektup, "Görülmüştür" damgası yedikten sonra Ecevit'e ulaştı. İşte mektup:

İŞTE İLK MEKTUP

Sevgili Rahşan,
Dün akşam kavuşur gibi olup da kavuşamadığımıza çok üzüldüm. Eğer kendine fazla dert edinmeyeceğini bilirsem bu ayrılığa daha kolay katlanırım.

Bu sabah öğrendim ki, meğer dün, benim kaldığım odanın tam karşısına gelmişsiniz.

Fakat haberim olmadığı için bakmayı akıl etmedim. Hakkımdaki yeni gözaltı kararı 30 günlük ama 30 gün kalacağım kesin değil.

Biran önce ifademe başvurulur da ilk duruşmam yapılırsa erken serbest bırakılabilirim. Bunu olası görüyorum. Çünkü ortada bir yanlış anlama var. Gözaltına alınmamın gerekçesi olarak, 4 Nisan akşamı BBC'de yayınlanan "demecim" gösteriliyor.

Oysa bildiğin gibi son zamanlarda demeç vermedim. BBC'ye de vermedim. İşin iç yüzünü dün akşam BBC Türkçe yayınında açıkladı. Meğer "demeç" denilen şey, Hollanda televizyonuna gönderdiğim öne sürülen mektupmuş. Oysa o da, bildiğin gibi, Hollanda televizyonuna değil, bir kişiye gönderilmiş özel bir mektup.

Özel mektup olduğu için de yayınlanmaması gerekirdi ama, bence içinde hiçbir suç unsuru yok. Sanırım mektuplaşmanın aslı, avukatlara bıraktığım "Hollanda NCRV Televizyonu" dosyasındadır. Bugün Sıkıyönetim Savcılığına bir dilekçeyle başvurarak, bir an önce ifademe başvurulmasını istedim. Bir başka dilekçeyle de, avukatlarımla görüşme izni istedim.

Çünkü görüşmemiz gereken başka dava konuları var. Seninle görüşmeme izin verilip verilmeyeceğini henüz bilmiyorum. Tutukevi Komutanı, eksik olmasın, sorunlarla yakından ilgileniyor. Kitaplarımı alıkoyma sorunum vardı, o da bu gün çözüldü. Evden istediğim gereksinmeleri, sayın Komutan bugün sana telefonla bildirecekti. Bu öğlen ayrıca bir ek liste gönderdim.

Onun içinde kırmızı TV de var. Nedeni şu: Yanında getirdiğin TV'li radyodaki TV buradan görüntü almıyor. Buradaki rahatım çok iyi. Karşısında durduğunuz tutukevi binasının giriş kapısının sağındaki odada bir başıma kalıyorum. Güzel manzarası var. Yanında durduğunuz bahçeye de günde iki kez havalanmaya çıkılıyor.

Bütün siyasal tutuklular birarada çıkıyorlar.

Karşıt görüşlerden kimseler arasında burada çok uygar ilişkiler kurulabilmiş. Keşke dışarda da olsa! Yemekler iyi ve bol. Hepsini bitiremiyorum bile... Ülserime zarar verecek kadar biberli de değil.

Fazlaca biberli olanları lezzetli olsa bile yemiyorum, veya tadına bakmakla yetiniyorum. İnşallah gerekmez ama tutukevinin tıbbi servisi de çok iyi. Üç günde iki kez muayene oldum.

Kendine lütfen iyi bak. Yaşama gücümüzü sürdürmeliyiz.

Eğer kendine iyi bakarak ve içini rahat tutarak çalışırsan, belki bu arada topluluğu bitirir de resim yapmaya bile başlayabilirsin. Çıktığımda seni resim yapar görürsem dünyalar benim olur. Bugün anneme de bir mektup yolluyorum. Sen de telefon edip durumu uygun biçimde ve üzülmemesini sağlayarak anlatırsan sevinirim. Bence, dünkü mahkeme kararı, daha sonraki yeni gözaltı kararından daha önemliydi. Annemle görüşürken de onu belirtmen iyi olur.

Sevgili Bülendim,

Yiyecek konusunda bir girişimde bulunamadım.

Yemeklerin, her ne kadar, makul olduğu söyleniyorsa da ülserli midede birkaç gün sonra zararı ortaya çıkar.

Biz iyiyiz. Seni düşünüyoruz. Bir istediğin varsa şimdi bahçedeyiz. Bir notla istediğini bize ulaştırırsan, gider alır geliriz.

Sevgiler, Rahşan...

YARIN
Dışarıya bahar gelmişti. Doğa yeşile uyanıyor, tomurcuklar çiceğe dönüşüp renk karnavalına katılıyordu. Mevsimin duyguları coşturduğu günlerde demir parmaklıklar ardındaki Ecevit duygularını eşine yazdığı şiirle dile getiriyordu...


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır