


Sami Selçuk'un konuşması
Geçen yıl Yargıtay Başkanı'nın konuşması Türkiye'yi sarsmıştı. Günlerce televizyon kanallarında konuşmanın içeriğinden çok üslubu ve muhataplarının politik unvanları ve önemi tartışıldı. Bu yıl konuşma fazla unvanlık olmayan bir kadro huzurunda yapıldı.
Konuşmasını hukuk retoriği sananlar Sami Selçuk'a yüklendiler. Demokrasi için tarih tasarladığını sananlar da doruklaştırdılar. Abartının büyük bölümü köşe yazarlarından geldi. Bu konuşma için özel davet almış olmaları, kayırıcı olmanın kaçınılmazlığını yaratmıştı.
Selçuk'un, 1999 konuşması, rejimin normatif ve felsefi temellerine bir baş kaldırıştı. Bunu devletin en üst yöneticilerinin huzurunda yapmakla isyana şahsiyet kazandırmak istemişti. Hatta ileri gitmiş, demokrasinin kültürel tekelciliğine dönüştüğünü savunmuştu. "Demokrasi militan olamaz" diyordu.
Altı ay sonra Yargıtay Başsavcısı yayınladığı "Militan Demokrasi" kitabıyla Yargıtay Başkanı'na cevap vermişti.
30 Ağustos resepsiyonunda Kıvrıkoğlu'nun konuşmasından sonra Sami Selçuk'un 2000 yılı konuşmasını merakla bekliyordum. Bu konuşmayı Kanal-7'den naklen yayında dinledim.
Sami Selçuk'un 1999 konuşması için "hukukta liberalizmin içeriğine (özgünlüğüne) soyunmak zahmetli iştir" demiştim. "Düşman çatlatırken husumet çekmek kaçınılmaz olur. Çünkü liberalliğin hukukunda bireyi sadece devlete karşı değil, aynı zamanda topluma karşı korumak sorumluluğu vardır" görüşündeydim.
***
Yanılmamışım; Sami Selçuk'un 2000 konuşması gazete sütunlarında hem retorik lezzeti hem teorik içeriği yönünden istenen ölçekte mâkes bulmadı. "Anayasalı devlet ve anayasal devlet", "Cumhuriyetin tam laikliği", "1982 Anayasası'nın faşistliği"; ve "İnsan haklarının üstünlüğü" kavramları geçen yıl konuşmasının tekrarıydı.
Bu Türk siyasetinde bu kavramlar sanki ilk kez Sami Selçuk tarafından gündeme getirilmiş gibi yorumlar yapıldı. Bu yıl da aynı yaklaşımla Sami Selçuk konuşmasına arka çıkan bir kadro bu konuşmanın önemsenmesine çalışıyor.
Sami Selçuk'un iki yıl üst üste gündeme getirmek istediği konuların hemen tamamı son beş yıl içinde TBMM bütçe konuşmalarında, hükümet programlarında en az 30 kere tartışılmıştır. Hem de en geniş kapsamıyla...
İddia ediyorum, devletin laikliği, Anayasanın meşruyeti, düşünce ve inanç özgürlüğü, insan hakları konusunda son üç yıl içinde Meclis'te yapılan konuşmalar en az 10 tane Sami Selçuk konuşması çıkaracak kadar zengin ve ayrıntılıdır.
Türkiye geçen yıl Sami Selçuk konuşmasıyla önemli meseleleri sık sık gündeme getirebilecek bir ortam arzusunu belirtmişti. Bu yıl bu arzunun ikinci örneği bekleniyordu, fakat birincinin tekrarı olmaktan öteye geçmediği görüldü.
Sami Selçuk'un 1999 konuşması, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayanan bir demokrasinin ana hatlarını çizmek iddiasındaydı, 2000 konuşması özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasinin kaba hatlarını tekrarlamak noktasında dikkat çekti.
***
Yaygın deyimle "içeriksel" değerlendirme böyle. Ama konunun bir de niteliksel yönü var. Sami Selçuk'un konuşmaları tümüyle görmezlikten mi gelinmelidir?
Türkiye "müsamahakarlık" ile "demokratlık" tartışmasında küçük bir paranteze sıkıştırıldı. Hoşgörü ile demokratlık sanki bir birinin eşitiymiş gibi algılanmaya başlandı.
Müsamahakarlık başkalarının karşıt görüşlerini anlayışla karşılama yeteneğidir.
Demokratlık ise, katılmadığınız karşıt görüşlerin tehlikeye düştüğü anda o karşıt görüşün söz hakkını savunma cesaretidir.
Aslında Sami Selçuk'un iki yıldır söylemek istediği budur. Ama 115 sayfalık konuşma arasında bu iki cümle bu üslup ile daima gürültüye gidecektir.
Geçen yıl Sami Selçuk, "sınırsız özgürlük şeytanlar içindir, insanın şeytanlaşmasına izin verilemez" diyordu.
Bu yıl bireyin devlete karşı korunmasını vurguluyordu. Hâlâ bireyin asıl toplumu karşı korunması gerektiği noktasına gelemedik. Seneye Sami Selçuk'tan belki dinleyebiliriz.