


9 Eylül yazısı...
İki gün önce, Kuşadası'nın kurtuluşu kutlandı.
Ama eski kutlamalar gibi değil.
Aksine, tören'e Yunan folklor ekibi de katıldı... Türk Kuvvetleri Şehri "sembolik biçimde" kurtarma gösterisi yapmadı. Yunan Bayrağı indirilmedi. Türk ve Yunan Bayrakları beraber dalgalandı...
Bugün İzmir'in kurtuluşudur.
Onları nasıl denize dökmüştük edebiyatı bitmiş olmalı...
Süngüyle kovalamaca yok.
Yunan Bayrağı'nı indirmek yok.
Yunanlı'yı rencide edecek hiçbir şey yok.
Aksine... Türk-Yunan dostluğunu simgeleyen görüntüler sergilenecek.
*
Elbette doğrusu budur.
Savaş haliydi o...
Bir taraf kazanacak, bir taraf kaybedecekti.
Geldi geçti.
Herşey 1922 Eylül'ünde kaldı... Yani 78 yıl öncesinde.
Oraya çakılıp kalırsak, her iki ulus da bir şey elde edemez.
Ama Türk-Yunan dostluğu, iyice perçinlenirse, her iki ülke kazançlı çıkar...
Avrupa'nın en kudretli karması bu: Türk-Yunan ikilisi.
Böyle bir takımın karşısında Avrupa daha dikkatli olur. Hatta daha saygılı davranır.
*
Kaybettiğimiz zamana yanarım.
Bu yumuşama, yıllar önce olmalıydı.
Zevkleri, kültürleri, refleksleri bu derece benzer iki millet, sırf Ankara-Atina arasındaki kopukluk yüzünden birbirine sokulamadı.
Basiretsiz bir diplomasi, her iki halk'a da pahalıya patladı.
Ne kazandık sahi? Hiç...
Bilakis... İkimiz de kaybettik.
Artık akıllı birer tüccar gibi davranmalıyız. Bunu, birbirini sevmeyen ırklar bile yapıyor, kaldı ki biz, birbirimizden hoşlanan milletleriz.
Kaybolan yıllar'ın sür'atle telâfisi gerek.
Ege karması, Avrupa'ya fark atar.