kapat

09.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Troy
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Sezer'le (hukukla) 2000'ler

Türkiye'yi New York'taki "Milleniyum Zirvesi"nde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in temsil etmiş olmasının çok çarpıcı bir "simgesel" önemi ve değeri vardır. Adı üzerinde "Milleniyum Zirvesi". İnsanlık aleminin 21.yüzyıl hedefleriyle ilgili bir zirve. Orada, Türkiye arasında Sezer'in bulunması, Türkiye'nin "yeni binyıl"ın ve öncelikle "yeni yüzyıl"ın altından kalkabileceğine dair "umut fişekleri"ni ateşlemiştir.

Bunun göstergesi, Clinton'dan Chirac'a kadar uzanan uluslararası şahsiyetlerin ve Amerikan Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Sandy Berger'in Sezer'e yönelik, Türk olan herkesi onurlandıracak ve gelecek için ümitlendirecek "cömert övgüleri"dir. Sezer'in şahsında, "geleceğe güven"den Türkiye nasibini almıştır.

Eğer, Türkiye, Sezer yerine, örneğin Süleyman Demirel ile temsil edilse, "Milleniyum Zirvesi"nde aynı profili çizebilir miydi? Kesinlikle hayır. Demirel, herhalde 1975 Helsinki Nihai Senedi'nin imza töreninde bulunup, hala görevde olan tek lider olarak "antika değeri" taşıyabilirdi ama "gelecek umudu" olarak görülemezdi. Aynı dönemin artığı Fidel Castro kadar renkli bir kişiliği olmadığı için, onunki gibi bir "magazin değeri" de olamazdı. Demirel, 20.yüzyılın kısır Soğuk Savaş yıllarını temsil ediyor. Oysa, bu "Milleniyum Zirvesi". İçinde bulunduğumuz yeni yüzyılı ve hatta binyılı ifade ediyor.

Aynı şekilde, Başbakan Bülent Ecevit de, Türkiye'yi aynı etkiyle temsil edemezdi. O da "geleceği olmayan" bir siyaset adamı. Geçmişin prangaları da ayaklarından çözülmüş değil. Türkiye'nin askeri müdahale ile raydan çıkarıldığı bir "anormal dönem"i yansıtan "geçiş dönemi"ndeki "geçicilik"in ifadesi. Ya da bir "asker Cumhurbaşkanı" temsil etseydi Türkiye'yi? Pakistan'ın Pervez Müşerref'i gibi aynı kümede mütalaa edilirdi.

Ancak, Türkiye'nin New York'ta Sezer'le temsil edilmesi tümüyle bir şans ya da raslantı da değil. Sezer'i, bugün oturduğu koltuğa Türkiye'nin görünmeyen ama son derece güçlü bir dip dalgayla hareket halinde alınan yenileşme dinamikleri getirdi. Nitekim, dünkü Yeni Binyıl'daki bir köşe yazısındaki "Eski tarz politikacıların dışında, hukukçu ve çağdaş değerleri savunan bir kişinin Türkiye'de en üst noktada göreve gelmesi bir değişim zorlamasının ürünüdür ve değişim yolunun açıldığının göstergesidir" saptaması yerindedir.

Bu görüşü, biz, Sezer'in adı ortaya atıldıktan beri inatla ve ısrarla savunduk. Sezer, kendisini Çankaya'ya taşıyan dalgaya ihanet etmedi. Özellikle KHK konusunda gösterdiği kararlı tutumla giderek yükselen "kamuoyu sempatisi" grafiğini daha da arttırdı. Her kamuoyu yoklaması, Sezer'e yüzde 80 dolayında bir desteği ortaya koyuyor.

Bir ay öncesine dek, Washington'da katıldığımız ve Türkiye'nin konu alındığı hemen her toplantıda, Amerikalı karar vericilerin zihnindeki en önemli soru işaretlerinden biri, Sezer'le ilgili tanımlama ve beklentiler idi. Her seferinde, Çankaya'ya, bir "hukuk adamı"nın, "hukukun üstünlüğü" ve "hukuk devleti" kavramlarında titiz bir şahsiyetin gelmesinin olumlu ve umut verici yönünün altını çizdik. Şimdi New York ve Washington'dan gelen haberler, Amerikalıların Sezer ve Sezer'in şahsında Türkiye'nin geleceği konusunda bir "olumlu kanaat" oluşturduklarını ortaya koyuyor. Jacques Chirac ve Gerhard Schroeder'den de aynı yönde sinyaller alındı.

Amerika ve Avrupa, Sezer'de, Türkiye'nin demokratikleşmesinin, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olmasının ve Avrupa Birliği yönünde ilerleyeceğinin güvencesini görüyorlar.

Türkiye'de halkın ezici çoğunluğunun 7 yılı garanti bir Sezer ismi çevresinde kenetlenmesi ve Amerikan ve Avrupa liderlerinin, şu sıralarda bir başka Türk lidere göstermeyecekleri ilgi ve itibarı Sezer'e yöneltmelerinin vurguladığı asıl önemli olgu, Türkiye'nin üst katlarında yerleşik "dinozorlar küme"sine rağmen, geri dönülmez bir değişim yörüngesine girmiş olduğudur.

Buna ayak uyduran, "Darwinist" eleme sonunda ayakta kalır; uyduramayan birbiri ardından, belli zaman aralıklarıyla sapır sapır dökülür. Şu sıradaki sıfatları ne olursa olsun.

Gerisi laf-ı güzaftır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır