


Unicef kartları ve sokak çocukları..
Önce bir okur e-maili.. Bahadır Günay anlatıyor.. Ne zaman görse sokak çocuklarından Unicef kartları alırmış. Birgün bir kitapçıda bir adamın bu kartlardan bir yığın aldığını görmüş. Merak etmiş. Adam kartları kapıda bekleyen çocuklara dağıtmış.
"Biz meğer çocukların babasına içki parası kazandırıyormuşuz" diyor ve ekliyor.. Bir daha sokak çocuklarından Unicef kartı almamış..
Şimdi de Alanor Olalı'nın faksı..
Alanor Hanım, Unicef İstanbul Bölge Müdürü..
Diyor ki..
Asla çocuklara kart vermiyorlarmış. Tersine "Lütfen sokakta satılan kartlardan almayınız" diye duyurular yapıyorlarmış..
"Unicef çocukların sırtından para kazanamaz. Bu onun kuruluş amacı ile çelişir" diyor. Kartlar sadece ve sadece kırtasiyeci ve kitapçılarda satılıyormuş. Unicef bu kartların kırtasiyelerden alınıp, çocuklara zorla sattırıldığını adeta tespit etmiş. Bunun üzerine içinde 40'ar kart olan hediye kutularının satışından da vazgeçmişler, ama baş edememişler. Antetli kağıtları kesip naylonla kaplayıp, resmi kimlik gibi çocukların yakasına takan sahtekarlar bile varmış.
Şimdi tezgahı görüyor musunuz?..
Unicef adı nasıl dilencilik için aşşağılıkça kullanılıyor?..
Açık Hava Tiyatrosu'nda, davetiyelerin bile karaborsaya düştüğü Zorba temsilinde, elinde bu kartlarla dolaşan küçük çocuklar gördüm.. Bunların kapıda adamları olmasa nasıl içeri girerler?.. Her temsilde, konserde ordalar.. Çeteye bakın, nerelere ulaşmış.. Çünkü çocukta rant büyük.. İnsanlar hele kalabalık içinde "Sokak çocuklarına yardım"dan kaçınır görünmek istemiyorlar.. Bir de duygu sömürüsü ekleyin..
Çocuğa bu kartları nerden bulduğunu sordum.. Hep soruyorum, hep ayni yanıtı alıyorum:
"Sokak Çocuklarını Koruma Derneği'nden.."
"Para nereye gidiyor?.."
"Çoğu derneğe, azı bana.."
Bunu kaç kez yazdım.. Sokak Çocukların Koruma Derneği sfenks.. Unicef faks üstüne faks yollar, Ortaköy'de gelip beni bizzat bulurken, bu dernek ortada yok..
Sükut ikrardan geliyorsa, tezgahın içinde bu derneği yönetenler de var..
Bunu soruşturmak, sokak çocuklarının dilenci gibi kullanılmasını önlemek için genelge yayınlayan İstanbul Valisi Erol Çakır'a düşüyor.
Eğer sokak çocuklarını korumak için kurulmuş bir dernek dahi onları dilenci olarak eğitmek ve yetiştirmek için acımasızca kötüye kullanıyor, ya da bu kullanıma alet oluyorsa, yandı gülüm keten helva..
Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim,
30 Ağustos gecesi. Ankara Gazi Orduevi'ndeki "60 popyonlu gazeteci"nin de katıldığı davet hala konuşuluyor. Hürriyet'Te Ertuğrul Özkök'ün yazdığı "Devlet masasında bir sarman kedi"yse esrarını korumakta. O gece olayı, "60 popyonlu gazeteci" arasında, bi tek Özkök atlamamış. Ziyafet salonuna giren "Sarman kedi" kimse farkında değilken, önce Cumhurbaşkanımızın oturacağı masaya çıkıp tabaktan bir parça almış.. Sonra sırasıyla Ecevit'in, Rahşan hanımın tabaklarını yalamış.. Görevlilerden biri farkedip "pist, pisstt!"" diyince de kayıplara karışmış.
Bence, gecenin, en önemli olayı bu!
Ama haber yanı eksik.. Şöyle eksik: Sonra n'oldu? o tabaktan Cumhurbaşkanı yemek yedi mi? Hadi diyelim, kedi Rahşan hanımın tabağını yalarken görevli gördü kovaladı ve dolayısıyla tabağını da değiştirdi.. Ya Ecevit'in ki? Ecevit'in tabağını değiştirmek akıllarına geldi mi? Esasında Ecevitler kedileri severler.. Rahşan hanım parti işleriyle bu kadar uğraşmazken onbeş mi, yirmi mi ne kedi besliyorlardı.
Kedi mamalarıyla köpek mamaları, eskiden bayağı lezzetliydi Abuzittinciğim.. Nereden biliyorsun dersen,50-55 li yıllarda Ankara'daki Amerikalıların kedileri, köpekleri için Amerika'dan mamalar getirilip, el altından Amerikan pazarların da da satılırdı. Aynı pazarlarda insanlar için de konserveler vardı. Amerikan malı moda ya..
Arada gider alırdık.
Kedi, köpek mamalarının konserve kutularıyla, insanların yiyeceği konserve kutuları birbirlerine o kadar çok benzerdi ki, bi defasında, köpek mamasını, sosisli kuru fasulye diye yemiştim.
Valla şimdi sana garip gelecek ama, bu yaşıma geldim hala bu kadar lezzetli bi sosisli kuru fasulye yemedim.
Gerçi, konserve kutusunun dibini iyice yaladıktan sonra, mütakip günlerde, bi süre, çişimi yaparken bi ayağımı kaldırma ihtiyacını hissettiysem de, zamanla o da normale döndüydü.
Şimdi gene gelelim, 'sarman kedi'ye.. Ertuğrul Özkök gibi tecrübeli bi gazetecinin bu haberi eksik bırakması, benim aklıma yatmadı. Sakın işin içinde başka bi şeyler olmasın?
Mesela bu kedi Kıbrıs Rum kesimi hesabına çalışan bi casus olabilir mi? Şimdi teknik çok ilerledi. Kediye mini kamera yutturmuşlardır ve her kuyruğunu kaldırışta Lefkoşe Rum kesimine canlı yayın yapabilir!
Bi soru daha: O kadar güvenlikçi arasından orduevine nasıl sızmış? Yoksa Fettullahcılar oralara kadar mı girdi?
O gecenin dikkati çeken davetlilerinden biri de Milli Eğitim Bakanı Bostancıoğlu imiş. Hani bi kaç gün önce bi açılış töreninde dua eden imamı, tv kameralarının karşında azarlamıştı:
".. içinde Atatürk olmayan dua olur mu?"
İşte sapına kadar Atatürkçü bi bakan!
O imamın yüreğinde Atatürk sevgisi yoksa, dua ederken, göstermelik bin defa "Atatürk" dese ne yazar!?
Ne demişti Atatürk: ''Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!"
Sen Milli Eğitim bakanı ol.. Bu teknoloji ve bilim çağında, bilgisayar mühendisi olmak isteyen binlerce meslek liselinin önünü kes, üniversitelere girişini önle, gençlerin devlete güvenini katlet sonra da kameraların önünde Atatürkçülük şovu yap!
"Vay anasına sayın seyirciler.."
Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim..
Kardeşin Güneş
TEBESSÜM
"Doktor, ne olur bana yardım edin?.."
"Neyiniz var?"
"Bir aydır her gece aynı korkunç
rüyayı görüyorum. Yatağıma uzanmışım ve bir anda 5 tane kadın üstüme saldırıyorlar, üstümdekileri parçalıyorlar!"
"Peki siz ne yapıyorsunuz o anda!"
"Onları itiyorum!"
"Anlıyorum. Peki ben nasıl yardımcı olabilirim?"
"Kollarımı kırın!!"
SEVDİĞİM LAFLAR
Hareketsiz duran yorulur.
Çin Atasözü
Yarın Marmaris'te..
Geçen hafta sonu Boğaz yine dünya ekranlarındaydı . 12 katamaran tekne Boğaz'ın her iki yakasında izleyicilere keyifli anlar yaşattılar.
Şimdi de Marmaris gibi nefis bir doğa atmosferinde dünyayı bir kez daha imrendireceğiz.. Şu sıralar Marmaris'te tatil yapıyorsanız, gerçekten çok talihlisiniz demektir. Müthiş bir yarış, müthiş bir şov yarın sizi bekliyor..
Class1 Off Shore Dünya Şampiyonası, yedinci ayağı bu..
Turizm Bakanı Erkan Mumcu "Go Turkey" logosunun kullanılmasını sağlamış.. Bütün teknelerin üzerinde bu logo var.. Canlı yayında hafızalara işlendi, "Go TURKEY/ Türkiye'ye git" sloganı..
7. etabın Marmaris'te olması Türkiye'nin tanıtımına yönelik. Marmaris yeşille denizin kucaklaştığı bir dünya cenneti çünkü..
İstanbullular keyifli bir pazar geçirdiler. Şimdi şenlik Marmaris'e taşındı..
Off Shore gibi bir yarışı ülkemize taşımayı başardık. Darısı, Formula1, golf ve tenis gibi diğer dünya şampiyonalarının başına.
BİZİM DUVAR
İntihara yeni bir boyut getirin.
Uçaktan atlayıp Boğaz
Köprüsünün üstüne düşün...
Hakan&Utku
Galatasaray..
ODTÜ profesörlerinden Metin Balcı, uluslararası bir kongreye katılmak üzere 25 Ağustos'ta Viyana'ya gitmiş. Avusturya birinci kanalı ORF1 o gece Real- Galatasaray maçını canlı yayınlıyor.. Ayni gün kura çekiminde şampiyonları, Galatasaray'ın grubuna düştüğü için ilgi fazla..
Sunucu ve yorumcu, önce "Bu maç ortada.. 2-2 biter, uzatmalara gider" yorumu yapmışlar. Maç boyu da durmadan Galatasaray'ı konuşmuşlar.
Balcı hoca "İzlenimim şu.. Kesinlikle Galatasaray'dan korkuyorlar" diyor. Yorumcu "Korkmamalıyız, korkarsak herşeyi kaybederiz" diyormuş ısrarla.. Sunucu ise "Galatasaray bizi küçümseyecek, bu şansımızı arttırır" diye ekliyormuş.
Prof. Balcı, "Yıllar önce bu duyguları biz yaşardık. Şimdi roller hem de nasıl değişmiş. Bir Türk olarak nasıl gururlandım bilemezsiniz" diyor..
Prof. Balcı "Ayrıca bu rol değişmesini artık, bilimde ve teknolojide de yaşamak istiyoruz" diye bitiriyor, notunu..
Galatasaray'ın yaptıklarının abartıldığını iddia eden, hatta "Ne yaptılar ki" diye hala soranlar var da..