|
|
'Papazlar sünnet edildi!'
6-7 Eylül Olayları siyasi tezgahların ve kışkırtmanın toplum hayatında nasıl vahim sonuçlara yol açtığının iyi bir örneğiydi
Bundan 45 yıl önce 1955'in 6-7 Eylül günlerinde, Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldığı haberi üzerine olaylar meydana gelmişti. Yunanistan karşıtı gösteriler kısa sürede İstanbul'daki azınlıklara yönelmiş, başta Rumlar olmak üzere Ermeni ve Yahudiler'in evleri ve mağazalar yağmalanmıştı.
SABAH yazarı Yılmaz Karakoyunlu gençliğinde yüreği burkularak şahit olduğu bu olayları, Popüler Tarih dergisi için kaleme aldı. Karakoyunlu ayrıca Güz Sancısı adlı ödüllü romanında da o günleri anlatmıştı. Karakoyunlu'nun "Popüler Tarih"e yazdığı anılarının bir özetini aşağıda okuyacaksınız:
Bomba haberi bomba etkisi yaptı
Her şey öğle yemeğinde başladı.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, İstiklal Caddesi'ndeki ünlü Abdullah Efendi Lokantası'nda öğle yemeğindeydiler. Selanik'te Atatürk'ün evinin Rumlar tarafından bombalandığı haberi yemek sırasında geldi. Menderes haberin 'öğle ajansına' (saat 13:00 haberlerine) yetiştirilmesi talimatını verdi. Haberin radyodan okunmasından hemen sonra Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Mithat Perin'in sahibi olduğu İstanbul Ekspres Gazetesi bu haber için ikinci baskı yaptı. Gazete 2 saat içinde İstanbul'da 300 bin civarında sattı. Bu, o güne kadar Türk basın tarihinde görülmüş bir şey değildi.
Bomba haberi üzerine 'Kıbrıs Türktür Derneği' ve üniversite öğrencileri tarafından bir nümayiş (gösteri) düzenlemiş ve gruplar halinde Taksim'e doğru yürüyüş başlamıştı. Ben şimdiki Odakule binasının bulunduğu pasajın Tepebaşı yönündeki Londra Oteli'nin önündeydim. Tünel'den Galatasaray'a, oradan Taksim'e uzanan yolun her tarafı göstericiler tarafından doldurulmuştu. Bazıları ellerindeki karton bayraklar üzerine 'Kıbrıs Türktür' yazdırmışlardı ve 'Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır' diye bağırıyorlardı.
Başlangıçta göstericilerin hemen tamamı temiz giyimli, hareketleri ölçülü kimselerdi. Daha sonra nasıl olduğu anlaşılmayan bir hiddete dönüştü.
İthal buzdolapları paramparça edildi
İlk dikkatimi çeken olay, Galatarasaray'daki Lion Mağazası'nın vitrininin kırılıp eşyaların tahrip edilmeye başlanmasıydı. Vitrindeki mankenlerden özenle giydirilmiş gelinliklerin alınıp parçalanışını gördüğümde, şaşkınlık içinde kalmıştım. Bir başka grup, İstiklal Caddesi'nin önde gelen kuyumcularından Diamanştayn Mağazası'nın vitrinini parçalayıp mücevherleri tahrip etti. Kimsenin cebine birkaç mücevher parçası attığını görmedim. Bu bir yağmalamadan çok, kızgınlığın yarattığı zarar verme çılgınlığı idi. Kuyumcu vitrininden yere saçılan pahalı taşlardan bazılarını binanın mermer merdivenlerinde ayakkabısının topuğu ile ezen birisini gördüm. Yakutun çığlığını duymak ister gibi bütün hıncıyla topuğunu vuruyordu.
Taksim'e yaklaşıldıkça tahrip gücünün etkisi de artıyordu. Lale Sineması'nın bulunduğu binadaki Odeon Mağazası bu tahripten en ağır ölçüde payını alanlardandı. O zamanlar sadece ithal edilen buzdolaplarının üst kattaki depodan aşağıya atıldığını ve tramvay yolunu tıkadığını gördüm.
Otomobiller ters yüz edilmiş, camlar kırılmış bir çoğu içine alevli pamuklar atılarak yakılmıştı. Eseyan ve Zoğrafyan liselerinin bulunduğu sokak İstiklal ve Sıraselviler caddelerini birbirine bağlamaktaydı ve önemli kiliselerden biri bu cadde üzerindeydi. Göstericiler bir anda girerek tahribe başlamıştı. Kilisenin bahçesinde toplananlar camları kırmış ve çok ciddi bir tehdit unsuru olarak tahribe girişmişlerdi. Aya Triada Kilisesi ateşe verilmişti.
İstiklal Caddesi'nin önemli sohbet ve kültür mekanlarından olan pastanelerin tamamı yakıldı, yıkıldı. Baylan, İnci, Park, Haylayf pastaneleri, hele benim çağımın delikanlılarının edepli biçimde bira içtikleri Atlantik Birahanesi'nin yıkılışı, seyredilmesi imkansız bir faciaya dönüşmüştü.
Hayat kadınlarını sokağa atıverdiler
İlginç olaylarından biri de Abanoz Sokağı'ndaki genelevlerde yaşandı. Rum patronlara ait evler, Türk patronlara ait evlerdeki sermayelerin de iştirakiyle yakılmış, burada çalışan sermayeler yarı çıplak sokağa atılmıştı. İşi alaya alanlar bile vardı. 'Haydi bugün bedeva' diyen genelev sermayelerine rastlanıldığı söylenmekteydi.
Bu hareket daha sonra İstanbul'un diğer muhitlerine de yayıldı. Artık her bölge kendi içinde kolayca örgütlenen bir kadro ile tahribe katılıyordu. Balıklı Rum Kilisesi'nin papazının dövüldüğü, daha sonra öldürüldüğü haberi geliyordu. Bazı papazların sünnet edilmek istendiği söylentileri yayıldı ve bunların daha sonra gerçek olduğu doğrulandı.
Hız motorlarına binerek Adalar'a gidip oradaki Rum mağazalarına ve evlerine zarar vermek isteyenlerin artık daha çok yağmacı ve çapulcu olduğu anlaşılmıştı.
Ermeni, Yahudi, hatta Türk evleri ve mağazalarının da tahrip edildiği ve yağmalandığı görüldü. Çünkü nümayiş amacından saptırılmış, bir yağmacılık ve çapulculuk hareketine dönüşmüştü.
Elhamdülillah Müslümanız (!)
Elhamra Apartmanı'nın yanındaki ünlü kumaş mağazalarının vitrin ve raflarındaki kumaşlar dışarıya çıkarılmıştı. İki kişi o güzelim ipek toplarının ucundan tutuyor, ortada duran ise elindeki makasla kumaşı kullanılmaz hale getiriyordu. Silviyo, Zara, Osep, Daryo giyim mağazalarının çoğu ithal nadide deri eşyaları, kazakları, elbise ve iç çamaşırları yakılmak üzere cadde ortasında öbekler haline getiriliyordu. Bu mağazalardan bir tanesi, İstanbul'un çok ünlü bir ipekçisine aitti. Bu mağazanın yanıda Liondor isimli bir mağaza vardı ve Rumlar'a ait olduğu varsayımı ile altı üstüne getirilebilirdi. Nitekim mağazanın üzerine Türk bayrağı asmakla durumun kurtarılamayacağı düşüncesine varılmış ve bir Kuran-ı Kerim yerleştirilen vitrine üstübeçle "Elhamdülillah Müslümanız" diye yazılmıştı.
Mevlüt okuyup saldırıyı defetti
YİNE kumaş ticareti yapan mağazalardan birisi de ünlü ses sanatçısı Necmi Rıza'ya aitti. Necmi Rıza kadife sesiyle ve kendine özgü okuyuşu ile o dönemde çok itibarda olan bir ses sanatçısıydı. Özellikle mevlid okumasıyla şöhrete ulaşmıştı. Ayrıca çok evhamlı birisi olarak da ünlüydü. Bu hareket başlayınca mağazasının da yağmalanacağı endişesine kapılmış ve dükkan kapısının önünde mevlid okuyarak tahribatı önlemeye çalışmıştı.
İzlediklerim arasında hala etkisini üzerimden atamadığım olay ünlü Degustasyon Lokantası'ndaki Rum garsonların dövülmesiydi. Bir kez babamla bu lokantaya gitmiş ve cam önündeki masada oturmuştum. Kültür adamlarının devam ettikleri ve mutlulukla demlendikleri yerlerden biriydi. Garsonlar tahribe diremek istemelerine rağmen başarılı olamadılar.
YILMAZ KARAKOYUNLU
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|