Genelkurmay Başkanlığı, Fethullah Gülen olayına altını çizerek işaret etti ya, düşünen düşünmeyen cümle erbab-kalem esas duruşa geçti, cevher üstüne cevher yumurtlanıyor.
Generallerle konuşmakla, onlardan haberler sızdırmakla övünen yazarlardan değilim...
Ama gerek cihet-i siyasetin, gerekse cihet-i askeriyenin, haleti ruhiyesini yakından izlemeyi kendime görev sayarım.
Cihet-i askeriye, bana göre, Fethullah Gülen'e ne kadar kuşkuyla bakarsa baksın, sanmayın ki siyaset odaklarına ve kimi düşünce odaklarına büyük bir "güvenle" yaklaşıyor.
Çünkü bu ülkede, çok partili dönemi yakından izlemiş, "siyaset enstrümanlarına" dikkatle bakmış vasat bir beyin bile, geçmişte yenilen hurmaların şimdi boğazları tırmalamaya başladığını bilir, görür...
Sen, çok partili rejimin demokratik siyasetçisi olarak, seçim meydanlarında oy avcılığı yapmak için her türlü "inanç gıdıklamasına" tevessül etmişsen...
Evinde namaz kılacağına, yine oy toplamak ve şirin görünmek için, Osmanlı padişahı gibi, bir tabur avane ile "Cuma namazlarına" gitmişsen...
Yine oy kaygusu ile, sadece cemaatlere değil, her türlü tarikata, mezhebe ve aşirete "yeşil ışık" yakmış, yakınlık kurmak için elinden geleni yapmışsan...
Hilafeti ve saltanatı hortlatmak isteyenleri devamlı görmezden gelip, "inanç kümelenmelerini" siyasetinin payandalarından biri olarak düşünmüşsen...
"Allah'ın evi" olan ibadethanelerin "siyaset evi" ve "iktidar desteği" haline getirilmesine göz yummuşsan...
Sorarım ki... Sana, sadece asker değil, medeniyete gönül koymuş hangi vatandaş nasıl güvensin?
Niye güvensin?
Bakın ben en derin duygumu açıkça söylüyorum.
Bu ülkeyi, bir değil, 10 tane Fethullah Gülen gelse yıkamaz, değiştiremez.
Zerre kadar telaş etmiyorum.
Ben Fethullah Gülen'den değil, Fethullan Gülen'e karşıymış gibi görünen aymaz ve kandırıkçı, iktidar için herşeyi yapabilecek siyaset kodamanlarından korkuyorum.
Cihet-i askeriyenin benden farklı "hissettiğini" de sanmıyorum. Küçük bir ihtimalle, farklı hissediyorsa eğer, onlar da yanlış bakıyor ve yanlış düşünüyorlar demektir.
Atatürk'ün attığı uygarlık temellerini yerinden oynatacak olanlar cemaatler ve tarikatlar değil, onlara gözkırpan "sahte Atatürkçüler"dir.
Çok kültürlülükmüş!
Basında da, benzer farklılıklar yaşanıyor. Yobazlığını ve mürteciliğini aslanlar gibi ortaya koyanları "saygı" ile karşılıyorum.
Çünkü onlar "açık" oynuyorlar. Bir de kapalı oynayanlar, süsleyenler var.
"Entellektüel" bezemelerle...
"Çok kültürlülük" konseptini savunmak gerekiyormuş, dışardan baskı yapılınca bunların "içe kapanmaları" normalmiş, tarikatlar ve cemaatlerın kendilerini serbest ifade etmelerinde, çoğulculuk bakımından büyük yararlar varmış...
Bunlar hepsi güzel mi güzel, cafcaflı laflar da... Sayılan envai çeşit kültür, bir "alt kültür", bir "alt kimlik" değil mi?..
Çağdaş soru şudur: Bizler, bu alt kültür ve alt kimlikler etrafında kümelenerek, birbirimizle boğaz boğaza mı gelmeliyiz, yoksa bir üst "ortak kültür" etrafında toparlanmalı mıyız?
O üst ortak kültür de, "demokratik hukuk rejimi" içinde yaşamayı arzulayıp "dünya vatandaşlığını" hedef seçmek değil mi?
"Entel aymazlığı" inanın artık sıkmaya başladı. Üyesi olmayı düşündüğümüz Avrupa ülkeleri, aralarındaki kültürel farkları eriterek, düşünülmüş tasarlanmış bir "ortak toplum" oluşturmaya giderken, Türkiye, neden ve niçin "alt kültür"ler ve "alt kimlik"ler etrafında kümelere ayrılıp, bölünsün...
Bu çok kültürlülük kavramı bizi çağdaşlığa götürecek bir yol gibi görünmüyor. "Demokrasi"ye inanmayan alt kültür ve alt kimlik, acaba bizi nereye götürür?
Bunu birazcık düşünseler, uyanacaklar ama heyhat!..