1939'un Ağustos sonlarında Almanya'nın Polonya sınırındaki bir gümrük ofisi ve bir radyo istasyonu saldırıya uğrar.. Gecenin sabaha erdiği saatlerde gerçekleşen saldırıda 9 Alman'ın öldürüldüğü açıklanır..
Zaten kritik bir dönemdir.. Hitler'in saldıracak yer aradığı(!) kan kokusu aldığı zamanlar..
Ertesi gün Alman basını en provakatif başlıklarla verir haberi.. Polonyalı katillerden(!), hainlerden hesap sorulması istenir.. Sabredecek güçlerinin kalmadığını belirten manşetler ayrıca..
Nazi Partisi Lideri ve Alman Führeri Hitler, aynı gün parlamentoda bir konuşma yapar;
"Bu Polonyalılar iyice azdılar. Artık Alman topraklarına açıkça saldıracak kadar şımardılar. Alman milletinin sabrı taşmıştır."
Ve Hitler, "Alman milletinin sabrına(!) kulak verir" üç gün sonra, yani 1 Eylül günü, Alman orduları Polonya sınırını geçip, İkinci Dünya Savaşı'nı başlatır..
Artık dur durak yoktur..İnsanlık alemi şaşkındır..
Savaş sınırları aşar, Polonya, ardından diğer ülkeler, bir bir Hitler ordularınca işgal edilir..
Ve bu hengame içinde hiç kimse "Polonya sınırında katledilen 9 Alman"ın gerçek öyküsünü bilemez..
Pek çok olayda olduğu gibi (Türkiye'nin hiç yabancısı olmadığı) bu meseledeki "gerçek" sonra ortaya çıkar..
Alman sınırındaki binalara saldıranlar Polonyalı asker kılığına girmiş Alman SS komandolarıdır..
Bulunan ve "manşetlere çıkan cesetlerin" de toplama kampında öldürülmüş Hitler karşıtlarına ait olduğu anlaşılır.
Yani, milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaş; bir yalan ve aldatmacayla başlatılmıştır..
İşte öyle..
Bizim Coşkun Aral'ın "fotoğraflarla savaş" kitabını da bu ve benzeri hikayalerin ışığında karıştırıyordum..
Beyrut'tan, Liberya'ya, Romanya'dan Kamboçya'ya, Nikaragua'dan İran'a "yalan dolan üzerine" başlatılan savaşların bir bir dökümü..
Tabii ki 1 Eylül günü "meraklı"sının eline ulaşmasının ayrı bir anlamı var..
(Coşkun, birkaç gün önce babasını kaybetti.. İlhan Bey, oğlunun "savaş muhabiri günlerinde" hep kaygıyla Coşkun'un sağ salim İstanbul'a dönüşünü beklerdi. Bu kaygılı bekleyiş sırasında çekilen fotoğraflardan oluşan kitabı da göremeden gitti.. Toprağı bol olsun.. Coşkun'un da başı sağolsun..)
"Sözün Bittiği Yer"deki fotoğraflarda savaşın sadece acımasız yüzü yok.. İnsan olmanın tüm zaafları, gözünü şiddet bürümüş neferlerin insanlığa dair son kırıntılarını anlatan sahneler de var..
Savaşın çocuk oyuncağı olduğunda ısrar edenlerin karanlık yüzleri de.. (Bakınız, en üstteki foto) Ama her şey bir yana, bir savaş muhabirinin en az savaşanlar kadar acılar ve riskler taşıdığını da anlıyoruz bir kez daha.. Buna ilişkin örnek fotoğrafı yine sayfada görüyorsunuz.. (Ortada)
Coşkun'un bu fotoğrafın alltına yazdıklarına bakın;
"Saleh, arkadışımdı.. Bir obüs mermisinin patlaması sonucu, önce sağ gözünü, sonra aklını yitirdi. Patlamaya neden olduğumu düşünerek, beni öldürmeye kalktı.. Saleh, yakın arkadaşımdı.."
Oldukça kapsamlı ve pırıl pırıl kuşe kağıda basılmış kitabın sponsoru Türkport, yayıncısı da Om Yayınevi..
Evet, şimdi Coşkun'u tebrik etmek gerekiyor bir kez daha..
25 yılı sağsalim geçirip aramızda olduğu için..
Fakat eminim ki bunca zamanın sonunda savaştan nefret edenlerin başında geliyordur..
Zaten bakın ne diyor önsözde;
"Bernard Shaw, 'Savaşın kaynağı korkudur.' demiş.. İnsanoğlu bu korkuyu üzerinden attığı gün belki savaşlar da bitecek. Savaş kelimesi, eline silah yerine bilgiyi alan insanların oluşturduğu bir dünyada belki de sözcüklerden çıkacak ve bir daha hatırlanmayacak. İşte o zaman benim gibilere ne iş düşer dersiniz?
Elbette ki mutluluğun fotoğrafını çekmek!"
Evet gelin 'Sözün Bittiği Yer'e dair son noktayı Çetin Altan koysun, son söz niyetine;
"Coşkun Aral'ın fotoğraf albümü, Arz Yuvarlağı'nın çeşitli yörelerindeki silahlı insan çatışmalarının enstantaneleri.. Oldum bittim, şu ya da bu gerekçeyle birbirlerini öldürüp durma sara'sından hâlâ daha bir türlü kurtulamamış olan insanlar.
Bir anlamda akıp giden zamanın, yahut akıp giden hayatların sadece bir saniyesinin bir kilişe içinde dondurulması olan fotoğraf, Coşkun Aral'ın albümünde olduğu gibi ölümcül bir şiddeti belgeleme serüvenine giriştiğinde, objektifin arkasında duran kendi yaratıcısını da bazen aynı kanlı dramların nefesleri içine çekiverir.
Coşkun'un da aynı ölüm risklerini nasıl göze aldığı görülüyor yapıtlarında..
Hem güçlü bir yetenek, hem de dört dörtlük bir yenilik isteyen savaş fotoğrafçılığının, çok başarılı bir örneği 'Sözün Bittiği Yer'..
Ve "Sözün Bittiği Yer" insanlık için söylenmiş iki ünlü sözü anımsattı bana.. Biri Çinlilere ait:
"Neden birbirimizi öldürüp dururuz, biraz beklesek zaten kendiliğimizden öleceğiz"
Öteki de Fransız ozanı François Coppe'nin:
'Söylemeye gerek yok, insanlık biraz da ahmakça..'
Neyse ki savaşların biteceği dönemler çok uzaklarda görünmüyor artık!"