


Işıkara Hoca'nın "Olmaz böyle şey" hikayeleri
Prof. Ahmet Mete Işıkara ile bir dost ortamında keyifli bir yemekte beraber oldum, laf lafı açtı, Hoca başıma neler geldi diye anlattı...
1- Köpek olayı
Işıkara deprem konusunda Anadolu'da bilgilendirme turunda, adamın biri kalabalığı aşarak Hoca'nın yanına varıyor, "Hocam büyük problem var" diyor. Hoca soruyor, "Anlat, nasıl yardımcı olabilirim diye bakarız?"
Adamın anlattığı, Hoca'nın ağzını açık bırakan ve hala "Hey Yarabbi" diye andığı konuşmayı aktarıyorum...
- Hocam bizim bir köpek var.
- ...
- Şimdi köpekler depremi önceden seziyor, hani huzursuz oluyor, oldukları yerde dönmeye başlıyor, havlayıp uyarı yapıyorlarmış ya.
- ...
- Bizim köpek bunların hiçbirini yapmıyor Hocam!
- Eeee.
- Şimdi bizim köpek anormal mi? Bunu bir veterinere götürmem gerekir mi? Onu soracaktım.
***
2- Deprem zamanlaması
Işıkara yanında bir profesör arkadaşıyla yine halkın arasında, deprem gerçeklerini anlatıyor...
Profesör olayı en sade biçimiyle anlatarak hazırlık çağrısı yapıyor...
"Arkadaşlar deprem bir doğal olay. Nasıl yaz var, kış var, deprem de böyle bir doğa olayı. Nasıl sonbahardayken kışa hazırlık yaparız, değil mi, odun alırız, kömür alırız. Bir hazırlık çabasına gireriz. Depremi de işte böyle kabullenip bir hazırlık seferberliği yapmamız gerekiyor..."
Profesör böyle anlatırken Işıkara'nın cep telefonu çalıyor (bu cep telefonu da ayrı bir hikaye ya...) Hoca açıyor:
- Alo Işıkara Hoca!
- Efendim kimsiniz?
- Ben sizi görüyorum Hocam, şu anda konuşmaları dinliyorum.
- Ne istiyorsunuz?
- Hayır açık açık söyleyin şimdi sizin arkadaş "Bu kış deprem olacak" demeye mi getiriyor!
***
3- Telefon kabusu
Işıkara Hoca ve eşi, Türk halkından hiç bir şeyin gizli kalamayacağının şahidi. Işıkara Hoca ara sıra (başta biz gazetecilerin aman vermeden aramasından iş yapamaz hale geldiğini düşündüğü için) cep telefonunun numarasını değiştiriyor. Yeni numaranın vatandaşlar tarafından keşfedilmesi yaklaşık bir gün sürüyormuş!
Bir de ev telefonuna dadananlar var, onları cevaplayan da Işıkara Hoca'nın eşi:
- Işıkara Hoca'nın evi mi?
- Evet buyrun.
- Hoca orada mı?
- Yok. Rasathane'de çalışıyor.
- Deprem mi olacak ki evde değil?
- Hanımefendi işi var çalışıyor, ne depremi?
- Sizin çocuklarınız var mı?
- Var çok şükür!
- Onların üzerine yemin edin bu akşam deprem olmayacak diye!
- Allah Allah, hanımefendi nereden çıkardınız?
- Komşum kahve falında gördü, her falı çıkar ben çok huzursuz oldum. Siz bu akşam evde mi uyuyacaksınız?
- Evet evdeyiz, yapmayın böyle...
- Valla mı?
- Valla evdeyiz.
- İyi o zaman sağ olasın, rahatladım!
***
Bunun gibi yüzlercesi var, bu sadece bir örnek...
4- Deprem sonrası hamilelik
17 Ağustos sonrası depremin yıktığı insanlarla kurduğumuz dayanışma köprüsünün gittikçe zayıflamakta olduğundan yakındı Hoca ve onları unutmamamız gerektiğinin altını çizdi. Bu arada bir de haber verdi... Nerede çadırkentler kurulduysa, orada doğum patlaması olacak! Hanımların büyük çoğunluğu hamile, ardından da ekledi...
- İnsan sıkılıyor haliyle!
Biz de atladık, "Eh sıkılınca, yapacak fazla iş de yok, çocuk yapılıyor". Hoca gülsün mü kızsın mı bilemiyor:
- Kardeşim ben "Sıkılıyor" derken insan bu duruma sıkılıyor, orada işler zaten zor. Bir de bu kadar çocuk diye, Türkiye açısından -global manada- bir sosyo-ekonomik boyuttan bahsediyorum.
Cevap hazır:
- Tamam Hocam, biz de bu muhtemel sosyo-ekonomik sonucu doğuran nedene değindik! (Hoca bu kez gülüyor.)