kapat

02.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
ATAYATIRIM
Sofra
Motivasyon
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Anormal"i normalleştirmek...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun siyasileri nasıl gördüğünü bir gazeteciye söylediği şu sözlerden öğrenmiş bulunuyoruz: "Türkiye'nin AB standartlarına gelmesi için öncelikle siyasilerin kendilerini bu ölçülere uydurmaları gerekiyor. Bunu daha önce de söylemiştim. Şimdi de söylüyorum."

Genelkurmay Başkanı yerden göğe kadar haklı. Böylesine kimliksiz ve kişiliksiz bir siyasi kadroyla, Türkiye'nin AB standartlarına gelebilmesi, yersiz bir iyimserlik olur.

Ancak, "Türkiye'nin AB standartlarına gelmesi için" sadece bu tür siyasilere sahip olmak yetmiyor. Türkiye'de genelkurmay başkanlarının siyasiler hakkında böyle konuşmadığı bir ortam oluşmadıkça da, "AB standartlarına gelmek" mümkün değil. Siz, hiçbir AB üyesi ülke tasavvur edebiliyormusunuz ki, genelkurmay başkanları siyasiler hakkında böyle konuşabilsin...

Gelgelelim, Türkiye'de böyle bir durum iki bakımdan hiç de "anormal" görülmüyor. Birincisi, siyasilerin böyle bir değerlendirmeyi hak edecek bir profil çizmeleri. İkincisi, Türkiye'de rejimin "askeri vesayet" altında bulunmasının, "sivil toplum"un "nefes boruları" sayılan kurumlar tarafından "normal" görülmesi ve dolayısıyla bu tür değerlendirme yapmaya en başta Genelkurmay Başkanı'nın hakkının bulunduğunun varsayılması.

"Türkiye'nin AB standartlarına gelmesi"ni önleyen "anormallik" de bu işte...

Bu kurumların başında medya geliyor. Medyanın etkili bir bölümü, 30 Ağustos'ta "papyon"landı. "Papyonlu medya", ülkenin "üniformalı" kurumunun mutlu, heyecanlı, gönüllü sözcüsü gibi. Genelkurmay Başkanı'nın 30 Ağustos resepsiyonunda "sohbet" vesilesiyle söyledikleri, sanki demokratik bir ülkede, sanki AB'ye aday bir ülkede söylenmesi çok olağanmışcasına coşkuyla "zehir zemberek açıklamalar" olarak aktarıldı.

Orada bulunanlardan bir başkası da, köşesinde "açıklama"nın ötesinde "izlenimler" aktarıyor ve diyor ki, "Türk Silahlı Kuvvetleri, hükümetten ve Çankaya'dan memnun değil. Bazı şeyler içlerine sinmiyor."

Bu "izlenimi"ni "en üst düzey komutanlarla" ettiği "sohbet"ten ve yanına yanaşan "çok sayıda genç subay"dan edinmiş.

Davet sahibi askeri yetkililer, "Türk Silahlı Kuvvetler'in hükümetten ve Çankaya'dan memnun olmadığı şeklinde basında yer alan bazı görüşler doğru değildir ve Silahlı Kuvvetler'in görüş ve duygularını yansıtmıyor. Esasen, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görev tanımında, hükümetten ve Çankaya'dan memnun olmaması gibi bir şey olamaz." diye bir açıklamada da bulunmadılar.

Türkiye'nin "AB standartları"nın çok gerisine düştüğünü, 30 Ağustos'ta "papyonlu gazeteciler"in katkılarıyla gerçekleşen resepsiyondan daha açık seçik ortaya koyacak bir örnek aramaya gerek var mı? Bunun sorumlusu kim?

Ortadaki tabloda, bir "Türkiye piramidi" gözüküyor. En üstte Genelkurmay Başkanı. O, en tepeden hem hükümete, hem yargıya, hem de yasamaya yani TBMM'ye uyarılar yöneltiyor ve bir "mutlak denetçi" uslubu ile konuşuyor. Yürütme de, yargı da, yasama da, onun "mutlak denetimi"nin altında. Bir tek Adalet Bakanı Prof. Hikmet Sami Türk, soylu bir tepki ortaya koydu ve "yargı töhmet altında kalmamalı" dedi.

Bu durum "normal" mi? Kıvrıkoğlu'nun uslubu ile "AB standartları"na yaklaşıyor muyuz, büsbütün uzaklaşıyor mu?

Enis Berberoğlu çok çarpıcı bir teşhiste bulunuyor: "28 Şubat'tan bu yana.. siyasetin normalleşmesi.. mümkün değildi. Darbeden normal düzene açılan siyasi tahliye kapısının eksik kaldığının askerler de farkındaydı. Ve bu nedenle tıpkı 12 Eylül Anayasası gibi kucağımıza ucube bir siyasi miras bırakmak üzereler. Devletin sivil kanadını askeri modele uygun düzende yeniden örgütlemek gibi çok tehlikeli bir fikri tartışmaya açtılar¥ Tehlikeli diyoruz; çünkü bırakın teknik detayını, ordu-millet betimlemesi akla garip çağrışımlar getirir. Askerdeki hiyerarşi savaş düzeni açısından zorunludur, en disiplinli ordu, en iyi-güçlü ordudur. Ama aynı komuta düzenini siyasete yansıtmaya kalkan, her dilde faşist diye anılır."

Herhalde, "AB standartlarının gelmenin ölçüsü" böyle olamaz...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır