kapat

02.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
ATAYATIRIM
Sofra
Motivasyon
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Uygarlığın Güzelliği.. Ama nasıl!..

"Kavşaklarında trafik ışıkları olmayan Juan le Pin'de 3 gün kaldık. Etrafta tek trafik polisi de görmedik.. Daha iyisi bu üç gün süresinde bir tek korna sesi de duymadık" demiştim "Uygarlığın güzelliği" başlıklı yazımda..

Fransa'nın bu şirin sahil köyünde üstelik dünyanın dört bir yanından insanlar olduğunu anlatmış "Nişantaşı'nda ışık sarıya döndüğü zaman kornaya asılan 'Ayı'yı burada herkese saygılı 'Kuzu'ya döndüren sihiri de merak etmiştim.. "Dünyanın dört bir yanından" öyle notlar aldım ki..

Belçika'dan yazan Turgay Sakızlı "Brüksel'de kaldığımız pansiyondan karşıya geçeceğiz. Yaya geçidi de yok. Kaldırımın kenarına gelince bizi gören tüm arabalar durdu" diyor.. Şaşırmışlar, geçsinler mi, dursunlar mı, kala kalmışlar. Nasıl şaşırmasınlar. Yaya geçidinde yeşil yanarken üzerlerine arabaların geldiği bir ülkenin insanları onlar..

Araba kiralamak istemişler. Türk olduklarını öğrenen görevli "Aman önünüzde sinyal veren arabaya ve sağdan gelen trafiğe dikkat" demiş.. "Türkler en çok bu iki basit sebebten kaza yapıyorlar da.."

Sola dönüş sinyali veren önündeki arabayı sollayanların ülkesi, benim canım Türkiyem..

Fikret Oğuz 21 yıldır İngiltere'de yaşıyor. Korna sesi duymamış.. "Korna burada muayene istasyonlarında kontrol sırasında kullanılır sadece" diyor.. Oysa bizde, mesela Alkent gibi, en uygar olması gereken eğitimli insanların sitesinde, garaj kapısını açamayan jip sürücüsü, karısını pencereye çağırmak için, o havalı kornaya arka arkaya basar, hem de gece vakti, istirahat saatinde..

Fikret Oğuz "Ayı"yı "Kuzu"ya çeviren sebebi de açıklıyor.. Ceza!..

"Burada 3 yıl içinde 12 puanı dolduranın ehliyeti alınır" diyor..

12 puan nasıl mı doluyor?..

Bizde yarım günde mesela..

50 kilometre ile gidilmesi gereken yerde 60 ile gitti iseniz mesela, 6 puan ve 60 milyon lira ceza.. Ardından yaya geçidine adım atmış bir yaya varken durup yol vermediniz, 6 puan daha.. Bir de kornaya bastınız.. 3 puan daha.. Oldu 15.. Gitti ehliyet.. Yargıç ayrıca kornaya niye bastığınıza bakıp, 50 milyon liradan başlayan cezalar da veriyor.

"Hadi bakalım, uygar olmayın" diyor, Fikret..

Dahası..

Hız sınırını eğer 30 kilomere aşarsanız, altı ay hapis.. Bu arada kaza yapıp ölüme sebeb olursanız, ömür böyü hapis.. Kırmızı ışıkta geçerseniz 9 puan.. Dikkatsiz araba kullanırsanız 9 puan.. Alkollü araba kullanırsanız, puan muana bakmadan ehliyet anında gidiyor. İçkili araba kullanıp kaza yapan "Toplu katliam"dan yargılanıyor.

"Kırmızıda duruyorsunuz. Yeşil yanıyor öndeki kalkmıyor. Arkadaki kornaya basmıyor. Adam da 'bir şey mi var' diye bakmaya ve yardım etmeye gidiyor" diyor, Fikret.. "Bu eğitimdir. Bu insanlıktır, ama hepsinden önemlisi cezaların caydırıcılığıdır" diyor..

"Haa.. Bu arada.. Sigorta arabaya değil, şöföre yapılıyor. Sigorta sırasında puanlarınıza bakılıyor. Hız sınırını aşmaktan cezanız varsa, sigortanız 500 ingiliz lirası yerine 800 ingiliz oluyor. Ceza puanınız 9 ve yukarı ise, sigorta bile yaptıramazsınız, adamları ikna edemezseniz" diyor. "Bu ülkede insanı insan yapan iki şey var.. Kredi ve ehliyet. Bunlardan birini kaybederseniz yaşamanız çok zorlaşır" diyor..

Ve benim yıllardır yazdığım özlemimi anlatan notu ile bitiriyor mektubunu..

"Devlet burada halkın daima doğru söyleyeceğine inanır. Ehliyet ve nüfüs kağıtlarında resim yoktur. Aksi ispat edilene kadar söylediğiniz doğru kabul edilir. Aksini ispat da devletin işidir. Yani siz doğru söylediğinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz. Ama eğer bir kere yalanınız yakalanırsa, bir daha doğru söyleseniz bile sicilinizde yalancı olduğunuz yazıldığı için size inanılmaz.."

Günün birinde bizde uygarlığın güzelliğini yaşayacağız değil mi?..

Bizde de insanlar birbirlerine saygı duyacak..

Bizde de devlet, halkının söylediklerine inanacak, "İspatla" demeyecek..

Birgün..

Mutlaka!..

TEBESSÜM
Einstein aktif profesörlük yaparken bir

öğrencisi ona şöyle dedi:

"-Bu seneki sorular geçen senekilerin aynısı!"

"-Doğru," dedi yaşlı adam ve ekledi,

"Ancak bu sene bütün cevaplar farklı."

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar

Abuzittinciğim..
TV'lerde görüp gazetelerde okumuşsundur. İş Bankası'nın İstanbul daki dev üçüz kuleleri görkemli törenlerle hizmete girdi. Açılışta. Sadece 10 dakika süren ışık gösterileri için ("Suyun ateşle dansı") Fransa'dan tam 3 tır dolusu malzeme taşımışlar. Organizasyonun sorumlusu Mr. Pepin "Su, bankanın çalışma ruhunu, ateş de canlılığını temsil ediyor" demiş.

"Acaba kulelerin tepesindeki kazığa benzer direkler de bi şeyleri temsil ediyor mu?" sorusunu Mr. Pepin:

"Bunu da bankanın genel müdürüne sorun" diye cevaplamış. Enflasyon, yüzde 50'nin üzerinde.. Bankalar parayı halktan yüzde 25 (net) lerden topluyor.. Yarı yarıya.. İş yapmak isteyenlere, hizmet, mal üreteceklere de, mırın kırın, yüzde 70'in üzerinde veriyorlar.. Şimdilik "tüketici kredi" furyasıdır gidiyor.. Saadet zinciri gibi bi şey.. İnşallah kopmaz.

Her neyse Abuzittinciğim bu işlere bizim kafalar fazla çalışmaz bilirsin.. Ama aklıma şu takılmıyor değil: Acaba İş Bankası bu açılış için kaç para harcadı?.. Milyarlar mı trilyonlar mı? Veya 3 kule yerine 2 yapamaz mıydı? Ankara da terk ettikleri başka bi kule öyle öksüz duruyor.. Bu paralar daha başka hizmetlerde kullanılamaz mıydı?.. Mesela yeni banka kurması için Murat Demirel'e karınca kaderince, bir yardımda bulunulamaz mıydı? Adamcağız kaç aydır bankasız.. Hadi diyelim o olmadı, daha önce çürük malzeme kullandıkları için, depremde yaptıkları binalar yıkılan, buna rağmen, yeniden ihaleye girip kazanan MHP rozetli inşaat şirketlerine kredi sağlanamaz mıydı?

Deprem diyince aklıma geldi. İş bankasının yeni binaları, Richter ölçeğiyle 8 derecelik zelzeleye bile dayanıklıymış. Düşünebiliyormusun, Allah göstermesin, İstanbul un belki de yarısı 7 nokta 5'le gidecek.. Ama İş Bankası'nın kuleleri dimdik ayakta.. Ne muhteşem bişey!

Abuzittinciğim 70'li yıllardı.. Tokyo da, yanılmıyorsam, ilk 50 katlı bina yapılıyordu. Japonya da zırt pırt sallandığı için o tarihlerde böylesine yüksek katlı bina çok önemli bi işti.. Orada bir Türk'le tanıştıydım. Uzun boylu kumral... İstanbul Teknik Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Japonya'da master yapmıştı. Anlattıkları beni çok etkilediydi.

Fakir bir aileden gelme köy çocuğu.. Baba erken ölmüş.. Annenin desteğiyle liseyi okumuş.. Sonra İTÜ'ni bursla bitirmiş. Başarılı öğrenci olduğundan Japonlar Tokya'da master teklif etmişler.O'nu da yapmış . Adamların "Burada kal, al istediğin kadar para" demesine rağmen ¥Ülkemin bana ihtiyacı var" diyip dönmüş. Gel gör, o zamanki İmar İskan bakanlığı "boş kadro yok" gerekçesiyle işe almamış bi iki yere daha başvurmuş o kadar az para vermişler ki hasta anasının üç beş kuruşluk ilaç parasını bile karşılamıyor. Bi aracı bulup zamanın Başbakanı'na iki satır mesaj göndermiş.f "Ben deprem mühendisiyim.. şu şu eğitimi gördüm.. Bazı projelerim var. Türkiye de, Japonya gibi deprem kuşağı üzerinde ama yapılaşmada hiç bi politikası yok. Benden yararlanın."

Cevap bile vermemişler.. N'apsın? Kendisini Tokyo'dan uğurlarken kartvizitini verip "başın sıkıştığında ara" diyen hocasını aramış.

24 saat içinde Ankara'daki Japon elçiliği devreye girip, ana oğul ikisini Japonya ya uçurmuşlar. Gidiş o gidiş.. Şimdi Japon vatandaşı. Hani Tokyo'daki ilk 50 katlı bina demiştim ya.. İşte, O'nu tanıdığımda 50 katlı binanın statik hesaplarını yapan uzman ekibin başıydı!

İş Bankası'ndan nerelere geldik..

Münasip yerlerinden öperim şekerim.

Kardeşin Güneş

BİZİM DUVAR
Sıcaklar arttıkça kahvehanelerden başka sesler yükselmeye başladı; "Hadeee.. Yok mu penguen kanı buzlu çaydan içen?"

Hakan&Utku

Kimin parası kime?..
Sevgili Ruhat'ın içi rahat etsin.. "Kimin parasını kime veriyorsunuz" yazısı ona yanıt olarak yazılmadı. Aslında eğer o gün köşemin yer aldığı sayfaya az ilan gelseydi, benim yazım Ruhat'ın yazısı ile ayni günde çıkacaktı. O yazıyı özgün bir yorum olarak, Ruhat'la ayni gün kaleme almıştım. Benimki ertesi gün yayınlanınca, Ruhat yanıt sandı.. O değil, ama bu yanıt!..

Hayır.. Bağış zaten söz konusu değil de, kredi mredi de veremezler, devlet bankaları.. Eximbank zaten 5 milyon dolarımızı (Bizim 5 milyon dolarımızı) vermiş. Onu da batırmışlar.. Bir yandan "bankaların içini boşaltıyorlar" diye feryad et, öte yandan, iyi yönetilmediği için batan şirketlere kredi açılması için baskı yap..

İstanbul hava Yolları Eximbank'tan daha geçen ay aldığı 5 milyon doları yutmakla kalmadı..

THY'ye 1 trilyon borcu var. Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü'ne de 5 trilyon. Bunlar da kamu şirketleri.. Yani bu altı trilyonluk ödenmeyen borç da bu ülke vergi verenlerinden alınmış.. Daha ne vereceğiz söyler misiniz?..

İstanbul hava Yolları'nın ne kadar kötü işletildiğini aylar önce yazmış, uyarmıştık.

Bugüne gelindi.. sadece uçakları değil, şirketi de kötü işlettiler.

Turizm işine girilip oteller, tatil köyleri almak için İstanbul Hava Yolları'nın içi boşaltılmadı mı?.. Hayvan besleme çiftlikleri kurulup batırılmadı mı?..

Şirketin çıktıları (Mesela benzin) dolarla alınırken, girdileri (Mesela bilet) markla satılarak, mark döviz parite değişmesi yüzünden durup dururken kağıt üzerinde para kaybedilmedi mi?..

Şirketin skıntıya gireceği daha yılbaşında belli iken, bile bile bahar aylarında ucuz biletler satılmadı mı?..

Şimdi "Turistler alanlarda kalır" tehdidi ile devlet, yani kamu, yani biz vergi verenler, 20 milyon dolar daha kredi verecekmişiz.. Onu da batırsınlar diye mi?..

Peki o krediyi veren bankacının ipi çekilmeyecek mi o zaman?..

Yanlış yatırım, kötü yönetim, tez elden köşe olma hevesleri yüzünden batan şirketi benim halkım niye kurtaracakmış, bir daha soruyorum.. İstanbul Hava Yolları'na kredi vermek değil, bir müfettişler heyeti gönderip soruşturma yaptırmak gerek aslında..

Almnaya'daki işçilerin tasarrufları ile kurulan Türksan'ın kuruluşu olan ve sonunda onu da krize sokan İstanbul Hava Yolları'nı çok iyi soruşturmak gerek önce..

Haa.. Meslekdaşlarıma haksızlık etmişim biraz.. "Nerde ekonomi yazarları" derken.. Hayriye Mengüç (Yeni Binyıl), Ertuğ Yaşar (Akşam) ve Mustafa Aysan (Radikal) gerçekleri anlatan enfes yazılar yazmışlar..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır