


Duy Ağrılı'nın sesini!
AĞRI-Doğubeyazıt...
Çıktık geldik Ağrı'ya... Anadolu'nun Doğu'daki en ucuna... Ağrı, Ağrı gibi bir kent. Akşam yağmur çiseledi, sabah güneş, güneş gibi doğdu. 2.000 metre yükseklikteki yaylaları, meraları, otlakları, toprak evden köyleri, kentin ortasından geçen Murat Nehri'ni, yalçın, hırçın, görkemli başını nerdeyse göğe dayamış Ağrı Dağı'nı aydınlattı.
Ağrılılar ne kadar kibar...
Efendi, sinirsiz, gerilimsiz...
Dost bakışlı insanlar...
Kızarak, küserek, gönül koyarak değil "Duyun Ağrılı'nın sesini" diye rica edermiş gibi yumuşak ses tonuyla anlatıyorlar. El sıkışıp, "Ne var, ne yok burada?" diye sohbet açmaya çalıştığımız her kişi; "Terör bitti, bu yıl meraların, yaylaların yüzde 90'ı hayvanlarımıza açıldı. Fakat bu sefer de kuraklık kötü vurdu. Hayvancılık ölmüştür..." diye başlıyorlar.
Ve sıralıyorlar:
Geçen yıl samanın kilosu:
20 bin liraydı.
Bu yıl 80 bin lira.
Geçen yıl arpanın kilosu:
45 bin liraydı...
Bu yıl 90 bin lira...
Geçen yıl küspenin kilosu:
5 bin liraydı...
Bu yıl 10 bin olacak...
***
Ağrı'nın tek geçim kaynağı hayvancılık ve tarım. 567 köyü, 359 mezrası, 8 ilçesi olan, son nüfus sayımında azalmasına rağmen nüfusu 470 bini bulan, 20 yıl önce Türkiye'nin en büyük havyancılık merkezi Ağrı'da, bu yıl kuraklık konuşuluyor.
Kışın kar az yağınca...
Yağmurlar da yetersiz olunca...
Toprak yeterince suya doymamış.
Dereler, nehirler çekilmiş.
Çayır büyümeden kavrulmuş...
Meralarda ot tutmamış...
Sonuç: Samanın kilosu fırlıyor 80 bin liraya ve bir kilo etin maliyeti çıkıyor 3 milyon liraya. Ağrı Et ve Balık Kombinası ise üreticiden etin kilosunu 2 milyon 150 bin liradan alıyor.
İşte buradan Ankara'ya; "Duyun Ağrılı'nın sesini" diye fısıldamalarının nedeni bu.
***
Ağrılılar, sel, kuraklık gibi doğal afete uğramış illere yapılacak devlet yardımının içine Ağrı hayvancılığının da alınmasını istiyorlar. Çünkü hayvanını, toprağını satıp Batı kentlerine yıllardır süren göç bu yıl daha da hızlanmış. Ve burada kalanlar da 770 dolar (günde sadece 1.5 milyon lira) milli gelirle geçinmek zorunda kalıyorlar.
Duyun Ağrılı'nın sesini!
Günde 1.5 milyon lira gelir.
Ye Mehmet ye...
Diyeceksiniz ki; Ağrılılar da hep ağlarlar, hep Ankara'dan beklerler, "Devlet versin, biz yiyelim, örtün üstümüze yorganı yatalım" isterler. Ancak gözlemlediğim kadarıyla bu yıl gerçekten durum iyice nanaya gidiyor. Sınır ticaretine kapatılan Gürbulak Kapısı'ndan kaçak olarak İran'ın hayvanları giriyor. İran'dan 300 milyona alınan iki yaşındaki tosunlar Türkiye'de kasaplara 600 milyon liradan satılabiliyor.
***
Bölgede uzun yıllar kaymakamlık yaptıktan sonra Ağrı'ya 11 ay önce yeni vali olan Tahsin Cumhur Ersoy da "hayvancılığın bu yıl kuraklıktan dolayı gerçekten büyük darbe yediğini" söylüyor.
Kuraklık olabilir...
Ağrılı da adam olsa...
Kuraklıkla baş edebilir...
Suyu barajlarda biriktirebilir...
Yazın ovaları sulayabilir.
Ama baraj yoksa...
Ağrılı ne yapabilir?
Ağrı'nın sinek yaylasına gelen üç ayrı çayı birleştirsin ve ellibin hektar alanı sulasın diye düşünülüp planlanmış Yazıcı Barajı'nın projesi 38 yıl önce yapılmış. Temeli 25 yıl önce atılmış. Sonra bir daha atılmış. 35 yıl önce buraya su seviyesini ölçsün diye işe alınan Bekçi Hasan, 25 yılını doldurmuş, emekli olmuş. İkinci bekçi Hüseyin de şimdi 10 yılını doldurmuş bulunuyor.
Fakat Ağrı'nın tek barajı...
38 yıldır bitmemiş...
Barajı ve su kanallarını yapan iki yüklenici firma bu yıl şantiyeyi hiç açmamışlar. Çünkü DSİ'den bir trilyon alacakları olduğunu, ancak 400 milyar ödenek ayrıldığını, kendi çabalarıyla buldukları 80 milyon dolarlık dış krediyi ise Hazine güvence vermediği için kullanamadıklarını söylüyorlar.
Üç yıl önce de...
Ağrı'ya gelmiştim...
Ağrı, yine Ağrı gibi...
Ağrı'da güneş, güneş gibi...
Ağrı'da insan yine Ağrılı gibi...
Feryat da tanıdık gibi...
Duy Ağrılı'nın sesini!
Yarın: Ağrılı yoksulsa bu hızlı inşaat patlaması neden?