kapat

02.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
ATAYATIRIM
Sofra
Motivasyon
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Papyonum da vardı halbuki

Haydi buyrun bakalım, şimdi başımıza bir de gazeteciler arasındaki bölünme çıktı. Zaten pekçoğumuz birbirimizle anlaşamayız, sık sık kapışırız, ama bu seferki çok örgütlü biçimde oldu. Gazeteciler fiilen ikiye bölündüler. Bir tarafta papyonlu gazeteciler. Öte tarafta ise papyonsuzlar.

Konuyu izlememiş olanlar için hemen bilgi vereyim. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Ankara Gazi Orduevi'nde verdiği resepsiyona 60 da gazeteci davet edildi. Davetiyelerde kıyafet olarak smokin şartı konulduğunun belirtilmesi üzerine bu gazeteciler de papyon takarak gittiler bu davete.

Ama bu papyon çok önemsendi. Pekçok gazetede papyonlu gazetecilerle ilgili yazılar çıktı. Papyonlu gazeteciler de zaten bizzat kendileri o gece ilgi ilgili hislerini dile getiren yazılar yazdılar köşelerinde.

Buraya kadar iyi de, papyonsuzlar takımında ciddi bir huzursuzluk var. Çünkü papyonlular bu davete davet edilmelerini öyle bir önemsediler ki, papyonsuzlar hem kırıldı hem de korkuya kapıldılar.

Kırılmaları normal, biz niye yoktuk demek ayıp değil, ama önemli olan korku.

Ben şahsen, papyonum da olduğu halde bu davete davet edilenlerden olamadım.

O zaman başlıyor mu insanın içinde bir telaş. Davete davet edilmek bu kadar önemliyse, davete davet edilmeyenlerin nesi eksik acaba? Yoksa onlar muteber sayılmıyor mu? Davete davet edilmeyenler pek sevilmiyor mu? Aman Allahım gözden mi çıkarıldık yoksa?

Al sana gazeteciler arasında bir husumet konusu. Davete davetiye alanlar neye göre seçildi acaba? Daha mı yurtseverler? Bu ülkeyi bizden daha mı çok seviyorlar?

Niye mi soruyorum bu soruları; davete davet edilenler öyle bir sevindi ki, herhalde bir bildikleri vardır diye düşünüyorum. Askerlerin bir davetlerine bu kadar çok gazeteci davet etmeleri, gidenlerin herkesin pek hoşuna gitmiş. Belki de kendilerini ayrıcalıklı sayacaklardır. İster misiniz şimdi davete davet edilenler bizim gibi dışarda bırakanlarla da ilişkiyi kessinler?

Hayırsever Yavuz Donat
Smokinli davetin en hayırseveri Yavuz Donat. Çünkü Yavuz Donat, ana muhalefet lideri olduğu için Genelkurmay Başkanı'nın davetine davet edilen Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan bin kişi içinde tek başına kalmış. Herhalde herkesin başka bir işi olduğundan Kutan'la ilgilenmeyi unutmuşlar. Kimileri "askerlerin önünde Kutan'la konuşulur mu?" endişesi taşımış mıdır acaba? Yok canım, olur mu öyle şey. Davet edilenler önemli isimler, hepsinin karakteri sağlamdır, böyle şeyler yapmazlar.

Generaller de o sırada arkaları dönük olduğundan Kutan'ı farkedememişler.

Mahsun melül bir kenarda kalan Recai Kutan'ın imdadına Hayırsever Yavuz Donat koşmuş. Recai Kutan'ın yanında duran Yavuz Donat herhalde iyilik yapayım derken sıkıntıdan patlamıştır. Çünkü Recai Kutan "belki farkederler de bir iki kelime de ben konuşurum" diye umutlanarak davet boyunca salondan ayrılmamış. Yavuz Donat kibar adam, yapmış bir hayır, yarım bırakmamak için o da kalmış Kutan'ın yanında.

Kahraman gazeteciler
Genelkurmay davetine davet edilen 60 gazeteciden 4'ünü ayrıca kutlamak gerek. Çünkü bu arkadaşlarımız belli ki kendilerine yapılan ayrıcalıktan biraz huylanmışlar. Davete katılmışlar ama gizliden gizliye bir de eylem koymuşlar. Eylemleri basit. Davetiyede "smokin" zorunluluğu olmasına rağmen onlar papyon takmamışlar, davete normal takım elbise ile gitmişler. Oysa biliyorum ki bu arkadaşlarımızın smokinleri var. Ona rağmen giymemiş olmalarını takdir etmemek mümkün değil. Tabii smokinlerine sığamadıkları için takım elbiseyle geldilerse bir şey diyemem. O zaman kahramanlık ünvanlarının bir geçerliliği kalmaz. Askerler bu gizli eylemi görmezden gelmiş ve 4 arkadaşımızı kapıdan içeri almışlar. Herhalde bir tatsızlık çıksın istemediler. Oysa Cumhurbaşkanı bile hayatında ilk kez smokin giymiş bu davette. Smokinli davete takım elbise ile katılan arkadaş-larımızın isimleri şöyle: Yavuz Donat, Emin Çölaşan, Cüneyt Arcayürek ve Mustafa Balbay.

Smokinli tek gazeteci tanırım
Şu gazeteci dünyasında "smokin ençok kime yakışıyor?" diye sorulsa kuşkusuz herkes benim gibi Selahattin Duman adını verir.

Türk basınına altın bir top gibi düştüğü günden beri smokinini üzerinden hiç çıkarmayan Selahattin Duman davete davet edildi mi, bilemiyorum, oysa en çok onun hakkıydı.

Ama benim tanıdığım Selahattin Duman bu konuyu gurur meselesi yapmaz.

6 bin dolarlık oda
Bazen işin suyunu kaçırıyoruz. Hürriyet'te dün bir haber var. "Cumhurbaşkanı Sezer'e Amerika'da 6 bin dolarlık oda" diyor haberin başlığı. Sonra yazıyı okuyorsunuz, Sezer'in The Pierre Oteli'nde kalacağı belirtiliyor. Bu otelde oda fiyatlarının 400 ile 1000 dolar arasında değiştiğini de öğreniyorsunuz. Sonra da suitlerin fiyatı veriliyor. The Pierre'de suitlerin fiyatı 3 bin ile 6 bin dolar arasındaymış. Ama Sezer'in hangisinde kalacağı belli değil. 3 ile 6 bin arasında 3 bin dolar fark var. Türk Lirası'na vurursak yaklaşık 2 milyar lira eder. Nedense Sezer için en yükseği seçilmiş. Hani Sezer mütevazı ve tutumlu ya. Amerika'da sanki en yüksek parayı harcatacak izlenimi doğuyor. Cumhurbaşkanı yanılmıyorsam New York'a ilk kez gidecek. Bu nedenle otelleri bilmesi mümkün değil, belli ki Dışişleri Bakanlığı ayarlıyor. New York'ta bir Cumhurbaşkanı'nın kalacağı 6-7 önemli otel var. Waldorf Astoria, The Plaza, St. Regis, UN Plaza ve The Pierre bunların başında gelir ve fiyatları da birbirine çok yakındır. Özal The Plaza'da kalırdı. Çiller Waldorf Astoria'yı tercih ederdi. Denktaş'ın favorisi UN Plaza.

Otomatik gişesağ tarafa da konulmalı
Boğaz Köprüleri ve otoyollarda geçişi çok pratik hale getiren otomatik geçiş hala rayına oturmadı. Bürokrasisi nedense azaltılmayan otomatik geçiş sürücülerin çok işine geliyor ama yine de büyük çoğunluk pek rağbet etmedi. Bunda en önemli neden cihazı almaktaki ve ödeme yapmaktaki zorluklar.

Dün Liberal Parti Genel Başkan Yardımcısı Engin Güner'den bir mektup aldım. Güner de benim gibi bu konuya eğilenlerden. Onun da bir önerisi var. İkinci Köprünün sağ tarafına da otomatik gişe konulmalı. Çünkü Armutlu'dan çıkan araçların otomatik gişeye gitmeleri mümkün değil. Üstelik buraya da konulacak bir otomatik gişe özendirici olacaktır. Sıkça yazdığım başka öneriyi yine tekrarlamak istiyorum, şu otomatik gişe bürokrasisi azaltılmalı, cazip hale getirilmeli, en önemlisi trafiği rahatlatılmalı ki otomatik geçenlerin sayısı artsın ve trafik hızlansın.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır