Haydi buyrun bakalım, şimdi başımıza bir de gazeteciler arasındaki bölünme çıktı. Zaten pekçoğumuz birbirimizle anlaşamayız, sık sık kapışırız, ama bu seferki çok örgütlü biçimde oldu. Gazeteciler fiilen ikiye bölündüler. Bir tarafta papyonlu gazeteciler. Öte tarafta ise papyonsuzlar.
Konuyu izlememiş olanlar için hemen bilgi vereyim. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Ankara Gazi Orduevi'nde verdiği resepsiyona 60 da gazeteci davet edildi. Davetiyelerde kıyafet olarak smokin şartı konulduğunun belirtilmesi üzerine bu gazeteciler de papyon takarak gittiler bu davete.
Ama bu papyon çok önemsendi. Pekçok gazetede papyonlu gazetecilerle ilgili yazılar çıktı. Papyonlu gazeteciler de zaten bizzat kendileri o gece ilgi ilgili hislerini dile getiren yazılar yazdılar köşelerinde.
Buraya kadar iyi de, papyonsuzlar takımında ciddi bir huzursuzluk var. Çünkü papyonlular bu davete davet edilmelerini öyle bir önemsediler ki, papyonsuzlar hem kırıldı hem de korkuya kapıldılar.
Kırılmaları normal, biz niye yoktuk demek ayıp değil, ama önemli olan korku.
Ben şahsen, papyonum da olduğu halde bu davete davet edilenlerden olamadım.
O zaman başlıyor mu insanın içinde bir telaş. Davete davet edilmek bu kadar önemliyse, davete davet edilmeyenlerin nesi eksik acaba? Yoksa onlar muteber sayılmıyor mu? Davete davet edilmeyenler pek sevilmiyor mu? Aman Allahım gözden mi çıkarıldık yoksa?
Al sana gazeteciler arasında bir husumet konusu. Davete davetiye alanlar neye göre seçildi acaba? Daha mı yurtseverler? Bu ülkeyi bizden daha mı çok seviyorlar?
Niye mi soruyorum bu soruları; davete davet edilenler öyle bir sevindi ki, herhalde bir bildikleri vardır diye düşünüyorum. Askerlerin bir davetlerine bu kadar çok gazeteci davet etmeleri, gidenlerin herkesin pek hoşuna gitmiş. Belki de kendilerini ayrıcalıklı sayacaklardır. İster misiniz şimdi davete davet edilenler bizim gibi dışarda bırakanlarla da ilişkiyi kessinler?