Son on yıldır televizyonda yüzlerce tartışma programına katıldım. İlk zamanlarda saatler öncesinden başlayan heyecanımdan artık eser kalmadı. O kadar kanıksadım ki, konuşurken sık sık kameraların karşısında olduğumu bile unutuyorum.
Ama bugün, ilk kez ekrana çıkacak gibi heyecanlıyım.
Çünkü ilk kez bir magazin programına katılıyorum. Hem de Hülya Avşar'ın show'una!
Telefon edip "Yuva yıkmak suç mu?" yazımı tartışmak üzere davet ettiklerinde şaşırmadım desem yalan olur. Ben Avşar Kızı'nın o bahsi açmayı pek istemediğini sanıyordum. Demek ki yanılmışım, neyse...
"Tamam" dedim demesine ama, aldı beni bir düşünce...
Kolay mı Hülya Avşar'la birlikte televizyona "çıkmak"!
Nihayetinde ben de bir kadınım ve itiraf edeyim ki, o badem içi gibi kadın karşısında, banka reklamında "Vat iz dis" diyen öğretmen gibi görünmekten epey korkuyorum.
Bir kere, ne giyeceğim?
Her zamanki gibi ekose bluzlarımdan birini giysem olmaz. Adı üstünde show... Gerçi show benim değil, Hülya Avşar'ın ama yine de blucinle operaya gitmiş gibi olmak istemem.
Demek ki, biraz özenmem gerek. Özenli kıyafet iki türlü olabilir. Ciddi bir etek-ceket giysem, Hülya Avşar'ın parıltılı-seksi giysilerine inat, erkek gibi giyinerek "entel" görünmeye çalışmış diyecekler. Abiye bir elbise giysem, bu defa da "Haddini bilmeze bak, Hülya Avşar'la aşık atmaya kalkmış" deyip dalga geçecekler...
İkincisi, tartışmada nasıl bir üslup benimseyeceğim?
Böyle durumlarda en acıklı pozisyonun, gereğinden fazla ciddiyet olduğunu iyi bilirim. Ama huyumu da bilirim. Ev sahibim, laf olsun torba dolsun kabilinden hafif bir sohbet yürütmek isterse ve ben, sanki hayat memat meselesiymişcesine bir heyecanla ve ağzımın burnumun çarpılması pahasına, kendimden geçerek tartışmaya koyulursam, fena halde komik duruma düşebilirim. Ama öte yandan araziye uyayım diye, gırgır-şamatayla karışık bir sohbete kalkışsam, janrım olmadığı için büyük ihtimalle yüzüme gözüme bulaştırırım.
Üçüncüsü, arkasından konuşmak kolay da, yazımda yazdıklarımı yüzüne karşı nasıl söyleyeceğim?
Mesela, yıllardır ısrarla tekrarladığı "göz görmezse gönül katlanır" klişesini fazla geleneksel bulduğumu, hele hele iki lafın başında "erkektir yapar" demesini onun gibi zeki bir kadına hiç yakıştıramadığımı; bu lafların "bir marka olarak" yaşamanın gereği olarak ve yarattığı markaya uygun düştüğünü düşünmesinden mi; yoksa marka öncesi dönemden kalma değerlere sadık kalmaktan mı kaynaklandığını, bir konuğa yaraşır bir kibarlıkla nasıl ifade edeceğim?
Dördüncüsü ve en vahimi, tartışmayı birden şahsileştirip, "yuva yıkmak serbest mi olsun diyorsun, yıkayım yuvanı da gör gününü" deyiverirse ben ne halt edeceğim?