


Yekta Kara hakkını arıyor
Lirik Tarih Gösterisi'ni ilk kez izlediğimde gözyaşlarımı tutamamış ve hayatımda ilk kez gururun verdiği coşkuyla ağlamıştım. Bu sözlerimde en ufak bir abartı yok.
22 Mart 2000'de Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde ikinci kez gördüm Lirik Tarih'i.
Gösterinin finalinde, o koca salonu dolduran yüzlerce kişi de benimle birlikte ayağa fırlamış, gözyaşları arasında alkışlıyordu bu muhteşem eseri ve yaratıcılarını. Herhangi bir eseri izledikten sonra kulise gitmek adetim hiç yoktur ama kendimi bir anda kuliste buldum. Katılan herkesi, özellikle de 20 yıllık sanat birikimlerini aktararak bu özgün ve müstesna gösteriyi ortaya çıkaran Yekta Kara ve Ali Taygun'u mutlaka kutlamak istiyordum.
Nasıl da mutlu ve gururluydular. Sanatçıların yüzünde ter ve mutluluk gözyaşları birbirine karışmıştı... Onlara endişeyle baktım ve sordum; "Bu eseri bütün Türkiye ve dünya ülkelerine de izletecek misiniz?"
Endişeyle sordum çünkü böylesine güzel ve başarılı olan hiçbirşeyin Türkiye'de rahat bırakılmayacağını, kıskançlıklar ve küçük hesaplarla mutlaka, ama mutlaka eninde sonunda engelleneceğini biliyordum.
Korkumu daha sonra yazılarımda da ima ederek Kültür Bakanı İstemihan Talay'dan bu muhteşem esere sonuna kadar sahip çıkmasını, Türkiye adına, böylesine büyük bir başarıyı korumasını istedim.
Bir tek şeyi aklıma bile getirmemiştim; Kültür Bakanlığı'nın eser yerine kıskançlıkla kıvranan ruhlara sahip çıkacağını...
Sanat hırsızlığı!
Çeşitli kurum ve kuruluşlara, basına ve -söylendiğine göre- Kültür Bakanlığı'na, utanmadan kendilerine "Bir grup sanatsever" diyen bir grup kifayetsiz muhteristen e-mailler gönderilmeye başlanmış ve sözümona bu ihbarlara dayanarak Bakanlık "Lirik Tarih"in yaratıcıları hakkında soruşturma başlatmıştı.
Medyanın hemen tüm büyük gazete ve TV'leriyle protesto ettiği bu girişimi daha da ileri götürmekten çekinmediler ve Yekta Kara'yı İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevinden aldılar.
Bütün bunlar olurken bir yandan da Kültür Bakanlığı'na hiç yakışmayan gelişmeler yaşanmaktaydı;
İlk kez Habitat için hazırlanan, daha sonra AGİT'in açılışında Dışişleri Bakanlığı sponsoru olan İş Bankası'nın desteğiyle tekrarlanan Lirik Tarih'e türlü çeşitli engellemeler konuyor, bu arada gösterinin birçok bölümü aynen alınarak eserin kopyaları başka isimler altında Kültür Bakanlığı tarafından fuarlarda ve özel günlerde sahneleniyordu. Yaratıcılarından izin alınmadan... Onlara telif hakları bile ödenmeden...
Bünyesinde Telif Hakları Genel Müdürlüğü bulunan ve eser sahiplerinin haklarını koruması gereken bir bakanlığın kendisi sanat hırsızlığı yaparmı.
Türkiye'de iseniz sorunun cevabı ne yazık ki "Evet"...
Kültür Bakanlığı'nın ileri sürdüğünün aksine "Lirik Tarih" Ali Taygun ve Yekta Kara'nın özgün eseridir. Bakanlığın önce izin verdiği, desteklediği ve gurur duyarak yaratıcılarına teşekkür ettiği bir eseri, yaratıcıları "lüzumundan fazla başarı kazandıkları" için engellemesi, kopya etmesi ve Yekta Kara'yı cezalandırması Türkiye adına "UTANILACAK" olaylardır.
Basın toplantısı
Yekta Kara dün yaptığı bir basın toplantısıyla gösteri hakkındaki tüm bilgileri ve finansman belgelerini açıkladı. Hakkını arıyor. Haksız yere alındığı görevine geri dönebilmek için hukuka başvuruyor.
Onu sonuna kadar destekliyorum ve sanata; kültüre saygı duyan herkesin de destekleyeceğine inanıyorum. Kültür Bakanı, konumunun verdiği güçle, bürokratik olanakları istediği gibi kullanarak, başarılı olmaktan başka hatası bulunmayan değerli isimleri cezalandıramamalı.
Yekta Kara görevine dönmeli. Cumhuriyetin ilanından 77 yıl sonra bu olay artık haksızlıklara göz yummadığımızın canlı örneği olmalı!
"Bağış" değil "Kredi" Hıncal!
Salı günü devletin iflas etmekte olan Havayolları şirketlerine (tamamı için) gerekli olan 120 milyon dolar vermesi, ayrıca turizmcilere de, ihracatçılara yaptığı gibi destek olması gerektiğini yazmıştım.
Hıncal Uluç yine ne dediğimi tam anlamadan öfkelenmiş;
"Kimin parasını kime veriyorsunuz? Benim vergilerimle ne hakla?" diyor.
Devlet bu parayı bağış olarak değil, kredi olarak verecek. Şirketler kendini toparlar toparlamaz geri almak üzere. Aynı sorun birçok havayolları şirketinde yaşandığına göre çözülmesi güç bir zorlukla karşılaşılmış demektir. Karşılığında 10 milyar dolar gibi bir gelir beklenen turizmi birinci derecede etkileyecek böyle bir sorunun çözümüne ise devlet yardımcı olabilir.
Döviz getiriyor diye ihracatçıya her türlü kolaylığı sağlıyorken, çok daha fazla döviz getirebilecek turizmciye de benzer kolaylıklar sağlayabilir. Bu yapılmadığı takdirde çok kısa süre sonra turizmimizin geleceği yabancı havayollarıyla, tur operatörlerinin eline kalacak.
Yapıldığı takdirde ise kat be kat fazlasıyla bize geri dönecek, unutmayalım!