Bu köşede insanlarımızın dertlerini, sıkıntılarını, problemlerini, uğradıkları haksızlıkları dile getirirken ilgilileri, problemlere sebep olanları hem uyarıyor, hem de tabiri caiz ise azarlıyorum. Zaman zaman da iyi, güzel şeyler yazmaya çalışıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, biz bildiğimiz doğru yolda gidiyoruz. Unutulanları hatırlatıyor, itilip kakılanları yalnız bırakmamaya çalışıyoruz.
Benim bu çabalarıma karşın vatandaş da içini olduğu gibi açıyor, dertlerini rahatlıkla dile getirebiliyor. Bunu aldığım mesajların yoğunluğuna dayanarak söyleyebiliyorum. Konu seçmeme veya aramama gerek yok... O kadar çok konu geliyor ki, içlerinden eleme yapmak bile zorunda kalıyorum. Ve görüldüğü gibi, hemen hemen hergün akla, hayale gelmeyen değişik konuları dile getiriyorum. Okurlarımın ilgisi ve duyarlılığı devam ettikçe bu köşeden seslenmeyi sürdüreceğim.
Alın size çok enteresan, enteresan olduğu kadar da yürekleri yakıcı bir ihmalin yarattığı acı bir gerçek... Hani Ankara'dakiler, hani "Bu ülkeyi yönetiyoruz" diyenler, hani ekran karşısında devamlı bizleri uyutanlar var ya, bakalım bunu okuyunca ne diyecekler?...
Madde 1- Aynı odada çalışan, aynı işi yapan bir işçi 350 milyon, memur ise 130 milyon maaş alıyor. Bu konuya ne diyecekler?...
Madde 2- Aynı işi yaptığı halde sözleşmeli personel 400 milyon, unutulmuş memur ise 130 milyon maaş alıyor. Ya buna ne denir?...
Madde 3- Şimdi bunu okurken iyice dikkat kesilin, çünkü yazıya başlık konusu olan durum burada apaçık görülüyor. Güler misiniz, ağlar mısınız?... Biliyor musunuz, memura verilen lojman parası 600 bin lira... Yani lojman bulamayıp, kirada oturmak zorunda kalıyorsa devlet ona 600 bin lira kira yardımı yapıyor. Yanlış okumadınız 600 bin lira!... Üç tane simit parası!...
Anlayacağınız bu parayla bugün ancak üç simit alınabilir. Aynı memur mütevazi bir konut kiralamaya kalksa en az ama en az 100 milyon lira kira vermek zorunda... Şimdi düşünelim, bu 600 bin liralık ödenek hangi tarihte çıkarıldı, büyüklerimiz hiç düşündü mü?... Memurla alay mı ediyorlar?... İlla çalıp, çırparak yaşamaları mı gerekiyor?... Ama televizyonlarda her akşam gördüğümüz devlet büyüklerimiz, bu konunun hiç farkında değillermiş gibi havadan, sudan, istikrardan, dünyanın onlara hayran hayran baktığından bahsediyorlar. Gerçekler ise, görüldüğü gibi, bambaşka... Kısaca söylemek gerekirse bu satırları yazarken, benim yüzüm kızardı. Acaba okuyanlar büyüklerimiz ne düşünecekler?...