


Tanımak ve tanımamak üzerine..
Milliyet'in Görüşü başlıklı bir yazının konusu olmak, aslında hiç de fena değil.. Bu ülkenin en saygın gazetelerinden birinin, sizin söylediklerinizi ciddiye alması ve bunu bir baş yazı konusu yapmasından söz ediyorum.
Yazıda bana yönelik eleştiriler var..
Gevrek kahkahalarımdan, sarı kırmızı kaşkollerime dek.. Ben bu tür eleştirilere alışkınım.
Ama bir konu var ki, buna susamam..
Milliyet Başyazısı yazarı, Hıncal Uluç'u, yalan söylemekle itham ediyor..
Ve de çok hata ediyor..
Önce olayı özetlemem gerek..
Süper Kupanın ardından, pazar günü Milliyet birinci sayfadan verdiği bir haberle, Faruk Süren'in ağzından Fatih Terim'e veryansın etti.
Fatih Terim, Show TV'de canlı yayına çıkarak, öfke içinde Süren ve diğer yöneticilere saldırdı.
Pazartesi sabahı Faruk Süren'le konuştum.
"Milliyet yazdıklarımı saptırmış" dedi.
Bunları NTV'de 90 Dakika'da anlattım.
Gece yarısı Kenan Onuk beni aradı, dedi ki, "Milliyet Spor Şefi Zeki Çol yayından hemen sonra beni aradı.. 'Şimdi Faruk Süren'le konuştum. Hıncal Uluç'a bunların hiçbirini söylememiş. Çok ağır bir yanıt vereceğiz' dedi, haberin olsun.."
Çarşamba günü Milliyet'in Görüşü adlı başyazıda Faruk Süren'e atfen "Sayfanızda çıkan haber A'dan Z'ye benim sözlerimi içeriyor. Kimseye bu konuda farklı şey söylemedim. Kim ne söyler ve yazarsa, yalandır.." deniyor.
Ne garip değil mi?.. Ortada henüz yazılan ya da söylenen birşey yokken Süren'in kalkıp Milliyet'i araması ve "Söylediklerimi yalanlayan olursa eğer, onlar yalancıdır" demesi..
Garip çünkü böyle bir konuşma olmadı..
Faruk Süren'in sözlerini saptırdıkları yetmiyormuş gibi, üzerine bir de bunu eklediler..
Milliyet'in Görüşü başlıklı yazıyı okuduktan sonra, Faruk Süren'i tekrar aradım..
Olup bitenleri başından sonuna tekrar anlattı bana..
İşte bakın, Süren'in anlattığı gerçek..
"Süper Kupa maçından sonra Halil Özer'le konuştum. Futbolcularımın ve yeni hocamızın başarısını anlattım.. Ertesi sabah Milliyet'i alınca beynimden vurulmuşa döndüm. Söylediklerim saptırılmış ve Fatih Terim aleyhine hiç söylemediğim şeyler söylemişim gibi yazılmıştı. Hemen Halil Özer'i aradım.. 'Bunları nasıl yazarsın.. Ben seninle konuşurken, ağzımdan Fatih Terim lafı çıktı mı?.. Söylemediğim şeyi yazma hakkınız var mı?.. Benim söylediklerimi yazarsınız. Sonra bir köşe yazarınız benim sözlerimi yorumlar, 'Terim'i ima etti' falan der, ona karışmam. O sizin yorumunuz olur. Ama benim söylemediğim şeyi söylemişim gibi yazmak sana yakışmadı' dedim.. Halil Özer özür diledi.. 'Benim yazdığım haberde bunlar yoktu. Olay birinci sayfada saptırılmış. Hatta benim imzamı da kullanmamışlar. Erhan Telli imzası atmışlar, özür dilerim' dedi.. Ben de 'Benden özür dileme.. Fatih Terim bunları okuyunca fena halde öfkelenir. Sen Fatih Terim'i ara, ona gerçeği söyle' dedim.. Akşam Terim Show TV'de ağzına geleni söyleyince, pazartesi sabahı tekrar Halil Özer'i aradım ve 'Yaptığınızı beğendiniz mi' dedim.. Halil'le tartışırken telefonu Zeki Çol aldı. Ona da ayni şeyleri söyledim. Ben Çol ile konuşurken, sizin NTV programı yayına bile girmemişti. Nasıl olur da Çol'a 'Hıncal'ın söyledikleri yalan' diyebilirim.."
Şimdi Madde 1. Faruk Süren, haberde imzası olan Erhan Telli ile hiçbir şey konuşmamıştır. Konuşma Halil Özer'le yapılmıştır. Milliyet neden Halil'in haberine başka imza atmıştır?..
40 yıllık tecrübemle, tahminim.. Söylenenler saptırılınca Faruk Süren'in öfkeleneceği bilinmektedir. Halil Özer, gazetenin Galatasaray muhabiridir. Yalan yazmış, saptırmış duruma düşerse, haber kaynaklarını kaybedebilir. Onun için öfkeyi çekmek, Halil'i kurtarmak için bir başka kurban gerekir. Bir spor yazarının birinci sayfaya manşet olan haberinde kendi imzası yerine başkasının imzası çıkmasına razı olması için daha başka sebeb aklınıza geliyor mu?..
Madde 2. Halil Özer, pazar günü Faruk Süren'le yaptığı konuşmada, kendi haberinin doğru olduğunu, ancak birinci sayfada saptırıldığını söylemiş ve özür dilemiştir.
Madde 3. Terim'in Show'daki feveranı üzerine Süren Pazartesi günü Halil Özer'i bir daha aramış, "Yaptığınızı beğendiniz mi" demiş ve Özer tekrar özür dilemiştir. Süren'in ve Özer'le, ne Çol'la bunun dışında başka konuşması olmamıştır. Hele benim söylediklerimi yalanlaması söz konusu bile değildir.
İşte Faruk Süren'in gerçekleri..
Ve bakın Faruk Süren bu gerçeklerin ardında nasıl duruyor:
"Bu konuda Halil Özer'le de, Zeki Çol'la da yüzleşmeye hazırım.."
Hadi buyrun bakalım, Sevgili dostlar..
Şimdi burdan buyrun ve anlatın bakalım, Faruk Süren, kime, nerde, ne zaman "Hıncal Uluç yalan söylüyor" demiştir?.
Anlatın bakalım.. Hıncal Uluç'un NTV'de söylediklerinin içinde tek kelime yalan var mıdır, yoksa onu böyle itham edenler, kendi yalanlarının ortaya çıkmasının telaşı içinde midirler?..
***
Gazeteci olarak çok hata yaptım.. Yazar olarak, pek çok yazdığımı sonradan beğenmediğim, "Yanlış düşünmüşüm" dediğim oldu.. Çok özür diledim.. Ama bazı şeyleri hiç yapmadım, bununla da hep gurur duydum..
1.Asla yalan yazmadım.
2. Yazılmamak kaydı ile verilen (Off the record) hiçbir bilgiyi yazmadım.
3. Gazeteci değil, konuk sıfatı ile bulunduğum yerde, görüp ve duyduklarımı asla haber yapmadım.
Hıncal Uluç adı, üç günde oluşmadı.. Tam 40 yılın okuyucularda yarattığı güvenin eseridir bu.. Bu yüzden Hıncal Uluç konuşmalarında teyp kullanmaz. Çünkü "Böyle dedi" diye birşey yazdı ise, okuyucusunun dünya bir araya gelse ona inanacağını bilir, kanıt telaşına düşmez..
Hala tanıyamadı iseniz, Hıncal Uluç'u siz tanıyın dostlarım..
Ben Milliyet'i çok iyi tanıyorum.. Hem de rakip gazetenin bu sütunlarında Milliyet'e olan sevgi ve saygımı hem de kaç kez yazdım.. "Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar" diyerek eleştirilerimi de ekleyerek.. Ben nerdeyse yarım yüzyıldır güne Milliyet ile başlayan, spor deyince, hala ve hala önce Milliyet okuyan çok sadık bir okuyucu olarak, Sevgili Zeki Çol'dan da eski bir Milliyetçiyim ve bu gazeteye Abdi Beyin getirdiği ilkeleri benimseyerek yetiştim.
Bu ilkelerden sapıldığını hissettiğim gün öfkeden deliye dönerim..
Tamam mı arkadaşlar..
Ben Milliyet'i, Abdi Beyin Milliyet'ini çok iyi tanıyorum.. Dilerim bir gün siz de tanırsınız genç dostlarım!..
Savcılar ne yaptı peki?
Ben televizyon habercisi olsaydım, bu görüntüleri yayınlamazdım.. Siirt'teki aşiret düğününde önüne gelenin makinalı tüfekle havayı taradığı sahneleri.. Bu tür yayınların benzeri olaylarda silaha sarılmayı nasıl meşru, nasıl hak gösterdiği, nasıl özenti ve teşvik yarattığının bilinci içinde olarak.
Ve eğer Cumhuriyet savcısı olsaydım, derhal bu görüntülerin ve yayınlanmayan dahası varsa onların peşine düşer, bu havaya ateş edenlerin tümü hakkında dava açardım..
Siirt Cumhuriyet savcısı acaba bugüne kadar bu konuda ne yaptı, çok merak ediyorum..
Bu ülkede yasalar, silah teşhiri ve kullanımını esaslara bağlamıştır. Bunun dışında silaha sarılmak suçtur. Bir suçun kalabalık içinde işlenmesi ağırlaştırıcı sebebtir.
Bu ülkede keyif için silaha sarılanlar yüzünden bir yığın masum ölmüş, yaralanmış, sakat kalmıştır. Yasanın sadece bu sebeble dahi titizlikle uygulanması gerekmektedir.
Silaha sarılanlar içinde Siirt Vali yardımcısının da bulunması, facianın ulaştığı dehşet verici boyutları ortaya koymakta ve savcının, çok daha işin peşine düşmesi gerektiğini haykırmaktadır.
Siirt Cumhuriyet savcısının bu konuda yapacağı yazılı açıklamayı merakla bekliyorum. Sanırım, tüm Türkiye bekliyor..
Savcı yasal olarak kamunun, halkın avukatıdır, çünkü..
Ve de eli silahlı görüntüleri bütün yurda yayılan Vali yardımcısını derhal görevden almak için (En azından soruşturmanın selameti açısından) İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ne beklemektedir?.
Hani Bodrum ile Hakkari birdi..
Şimdi ben Taksim meydanına çıkıp kaleşi boşaltsam, elimi kolumu sallaya sallaya gazeteye gelip yazı yazmaya devam edebilir miyim?..
"Soruşturma açıldı" yetmez.. Ne soruşturması.. Vali yardımcısının suç işlediği canlı görüntülerle meydanda iken, "Soruşturma" diye işi soğutmak, sonra da unutturunca "Uyarı" ile geçiştirmek.
Bu mu bu ülkede hukukun üstünlüğü?..
TEBESSÜM
Vietnam'daki genç Amerikalı asker, memleketteki eşine mektup yazarken itiraf edeceği tuttu.
"Sevgilim, buradaki kadınlar yalnız para için sevişiyorlar. Böyle para canlısı insanlara rastlamadım."
Kısa bir zaman sonra Amerikalı askere eşinden yanıt geldi: "Sevgilim sakın onlara on dolardan fazla verme, Ben burada ancak o kadar alabiliyorum."
BİZİM DUVAR
Hülya Avşar rahatlamış. Norveçli Tor Kaya'ya bir hipnoz yapmış, Kaya artık kendini Hülya'nın kölesi zannediyormuş..
Hakan&Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Öğrenmenin sınırlarını genellikle kendiniz koyarsınız. Colin Rose
Haber Tekniği!..
Batı gazetelerinde, bir parlamento üyesinin adı bir haber içinde geçerse, yanında hemen bir parantez açılır ve bölgesi ile partisi yazılır. "Anayasa Komisyonu başkanı John Smith (Demokrat, Kaliforniya) dedi ki.."gibi.. Bu bilgi haberi okuyanın kişisel değerlendirmeleri için yararlıdır.
Örneğin, Anayasa Komisyonu başkanı Kanun Hükmünde Kararnameyi övmüş mü?.. Yermiş mi?.. Partisi önemlidir.. ANAPlı ise başka, Faziletli ise başka değerlendirme yapabilirsiniz.. Bir milletvekili fındık fiatları hakkında mı konuşmuş, nerenin milletvekili olduğu önemlidir. Karadenizli ya da Akdenizli oluşuna göre farklı yorumlayabilirsiniz, okurken..
Türkiye'de bu ilke gelenek haline gelmedi.
Neden?.. Tembellikten.. 550 milletvekilinin nereli olduğunu bilmenize imkan yok. Meclis almanağına bakmak gerek.. Kim uğraşacak şimdi bununla?..
Ama uğraşmak gerek..
Mükemmellik ayrıntılarda gizli ise.. Okuyucu mükemmeli, uğraşla çıkan gazeteyi arıyorsa eğer, bizahmet yorulmak gerek..
***
Sabah gazetesi köşe ve haber yazarları içinde parantezi doğru kullananların sayısı arttı, ama, hala alıntı içinde alıntı yaparken, çift tırnaktan sonra tek tırnak kullanmak yerine, ısrarla ve de inatla parantez kullanmaya devam edenler var..
Parantez, içindekilerle birlikte cümleden çıkarıldığında, cümle anlam yitirmez ve dilbilgisi olarak bozulmaz. Bozuluyorsa eğer, parantezi yanlış kullanmışsınız demektir.
Parantez cümlede verilen bilgiye ek bilgiler içerir, o kadar.