


Şişe şişe Sayıştay!
Ankara'nın göbeğinde 9 yıldır yapılmakta olan ve yaklaşık 8 trilyon liraya mal olan Sayıştay'ın yeni binasının yanması, acı bir gerçeği ortaya çıkardı.
Lütfen görün...
Sayıştay cıscıbıl yakalandı.
Ankara'da devlet çırılçıplak yakalandı...
Örneğin Başbakanlık kadrolarının şişe şişe, büyüye büyüye, kabara kabara patlayacak bir noktaya geldiği, bu yüzden Yargıtay'ın binasına göz diktiği, Yargıtay'ın da Sayıştay'ın yeni binasına göz koyduğu ortaya çıktı. Sayıştay'ın da 9 yıldır yapılmakta olan lüks binayı Yargıtay'a kaptırmamak için arşivleri iskan izni alınmamış binaya taşıdığı anlaşıldı.
Lütfen uyanın...
Ankara ne kadar şişerse şişsin...
Ne kadar kabarırsa kabarsın...
Ne kadar lüks yapılmış pahalı binalara yerleşirse yerleşsin, ne kadar çok parayla desteklenirse desteklensin, beklediğimiz sonucu alamıyor.
Sayıştay yangını bunu gösterdi.
Lütfen görün...
8 trilyonluk devlet binası yandı.
Adaleti işletelim. Kanunları çalıştıralım. Zararı yakanlara ödetelim. (Yakanlar: Bina bitmeden, oturma izni alınmadan, geçici kabul yapılmadan arşivin taşınmasını başlatan, göz yuman ve izin veren: Sayıştay eski Başkanı Vecdi Gönül, Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek, Sayıştay yeni Başkanı Prof. Kamil Mutluer, Sayıştay Genel Sekreteri Hasan Baş, Bayındırlık Bakanlığı İmar İskan Müdürü Akif Sapmaz, profesörlerden, genel müdürlerden, eski valilerden oluşan 58 kişilik Sayıştay üyeleridir.)
***
Bu yangın, projektör oldu...
Karanlıkları aydınlattı...
Lütfen görün: Sayıştay, Ankara'da 75 yıldır şişe şişe, büyüye büyüye, irileşe irilişe öyle bir denetim sistemi kurmuş ki; bunların kağıdını koyacak yer bulamıyor. Büyük büyük hangarlar tutuyor, 82 bin metrekare büyüklüğünde binalar yaptırıyor. 17 bin metrekare büyüklüğünde arşiv mekanları ayırıyor.
Yine de kağıtlarını sığdıramıyor.
Sayıştay: Kâğıda boğulmuş...
Lütfen uyanın.
Sayıştay kendi kâğıdıyla yanıyor.
Öyle bir denetleme sistemi kurmuş ki, bir memurun eczaneden aldığı nezle ilacının reçetesini, doktor raporunu, ilacın kutusunu bile Ankara'ya getirip, arşivliyor.
Diyelim ki Şırnak'ta...
Bir memurun karnı ağrısa...
Karın ağrısı ilacı aldığında parayı devlet ödeyeceği için bu harcamanın kurallara, yasalara, yönetmeliklere uygun olup olmadığını Sayıştay müfettişleri denetliyorlar ve karın ağrısı ilacının reçetesini, kutusunu Ankara'ya taşıyorlar.
Her yıl Edirne'den Ardahan'a...
Kapıkule'den Gürbulak'a...
Yüzbinlerce ton harcama belgesi...
Kâğıt, dosya, evrak Ankara'ya...
Niçin? Sayıştay'ın kurduğu merkezci, hantal sistem için. Halktan toplanan vergiler ve devletin diğer gelirleri; genel bütçe ve katma bütçe içinde gösterilen yerlere, işlere israf edilmeden, yolsuzluğa, rüşvete, pisliğe, daleveraya, verimsizliğe batmadan harcanıyor mu, harcanmıyor mu?
Sayıştay'ın görevi işte...
Asil bir görev...
Yapılması gerekir...
Fakat lütfen uyanın...
***
Sayıştay öyle hantal, merkezi bir sistem kurmuş ki; herkesi hırsız, rüşvetçi, para kaçırıcı olarak kabul ediyor. Sistemi yıkılan Sovyet Rusya'daki politbüro gibi korkutucu, biçimsel, şekilci, hayattan ve pratikten kopuk sorgulama içine giriyor. Öyle ki, ülkenin pek çok verimsiz, kötü, pahalı yapılan devlet işinin içinde Sayıştay'a yakalanmak korkusu yatıyor.
Fakat sonuç ne?
Türkiye, dünyanın en rüşvetçi ülkeler sıralamasında birinci, en savurgan devletler sıralamasında da birinci, en verimsiz devlet işletmeleri sıralamasında da birinci, parayı en kötü ve verimsiz harcayan belediye yönetimlerinde de birinci.
Ve fakat denetim kağıdı biriktirmede de birinci... Ve arşivlerini yakmada da birinci.
Böyle çelişki olur mu?
Sayıştay binası yandı...
Projektör ışığı gibi aydınlık...
Lütfen artık görün!
Bizim Sayıştay, diğer ileri ülke sayıştayları gibi; "Saydamlık... Açıklık... Netlik... Kirlenmemiş bilgi... Hakiki belge... Yolsuzlukla mücadele... Rüşvete geçit vermeme..." sistemi üretecek yerde, bol kâğıt, dosya, arşiv yangını üretiyor.
***
Lütfen uyanın...
Gerçeği görün artık...
Son yangın Ankara'da Sayıştay'ın henüz oturma izni alınmamış, geçici kabulü yapılmamış Sayıştay binasında değil de, diyelim ki Ağrı ilimizin Eleşkirt hükümet binasında çıksaydı.
Sayıştay denetçileri...
Eleşkirt kaymakamına...
Kan kustururlardı...
"Niçin oturma izini almadan binaya arşivleri doldurdun. Niçin geçici kabul yapılmadan arşivleri çuval çuval istifleyip binaya koydun?" diye sorgudan geçirir, zavallı kaymakamın; "Sayın Sayıştay müfettişim bu kağıtları koyacak yerim yoktu. Mecbur kaldım" türü savunmalarını dinlemez, yangından doğan zararı ödetirlerdi.
Evet evet. Zimmet kaydı yaparlar...
Eleşkirt Kaymakamı'na ödetirlerdi...
Bütün savcılara suç duyurusunda bulunuyorum: Ankara'da Sayıştay binası yangınından doğan zararı; binayı yaktıranlar ve işe yaramaz kâğıt biriktirici bir denetim sisteminin sürüp gitmesine göz yumanlar ödemelidir.
Adalet istiyorum.