


Sıra nerede?
Devlet daireleri, orduevleri, üniversiteler, İmam Hatipler derken, başörtüsü yasağı şimdi de özel dershanelere sıçradı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın son kararına göre, özel dershanelerdeki yönetici, öğretmen ve öğrenciler de türban takamayacak, takanlar hakkında disiplin işlemleri uygulanacakmış.
Peki gerekçe? Madem ki bu dershaneler Milli Eğitim Bakanı'nın izni ile faaliyet gösteriyormuş, öyleyse orada da aynı yasak geçerli olmalıymış...
Bakanlık, gerekçe diye böyle bir saçmalık öne süreceğine, kısaca "Uysa da uymasa da..." deseydi, bundan daha ikna edici olurdu. İnsan, bir gerekçe uydurmaya çalışırken, kendi içinde tutarlı olmak için biraz çaba sarf eder ve şöyle bir düşünür: Türkiye'de devletten izin alarak faaliyet gösteren tek kuruluş özel dershaneler mi? Mesela bütün doktor muayenehaneleri ve özel hastaneler de Sağlık Bakanlığı'nın izniyle çalışmıyor mu? Öyleyse özel hastanelerde çalışan bütün doktorların ve gelip giden hastaların da başlarını açmalarını mı isteyeceğiz?
***
Meclis İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü FP'li Bahri Zengin haklı olarak soruyor: "Türkiye'de izin alınmadan kurulmuş bir işyeri ya da bir işletme gösterebilir misiniz? Bugün Türkiye'de faaliyet gösteren bakkal da devletten ruhsat almak zorundadır, manav da... Bu sakat mantıkla hareket eden hükümete ve Milli Eğitim Bakanı'na şunu sormak istiyorum: Sıra bakkal ve manavlarda mı? Cadde ve sokaklara sıra ne zaman gelecek?"
Aynı soruyu bundan birkaç yıl önce İmam Hatip Lisesi öğrencilerine türban yasağı konduğunda ben de sormuş ve şöyle demiştim:
"Eğer başörtüsü bu kadar büyük bir tehlikeyse, bir numaralı irtica belirtisiyse, neden okullarla yetiniyorsunuz? Okullardan temizlediğiniz irticanın çarşılarda, pazarlarda, köylerde ve kasabalarda kol gezmesine neden seyirci kalıyorsunuz?
Kurun anti-irtica milislerinizi, salın topluma. Başörtülü avına çıkarın. Sonra da gururla açıklayın: "Toplum içinde yürütülen ikna çalışmaları sonucu, başörtülü kadınlarımızın yüzde 85'i başlarını açtı."
Ama hepimiz biliyoruz ki, bütün bunlar palyatif tedbirlerdir. Hep demez miyiz, toplum denen organizmanın temel öğresi, her şeyin başladığı nokta aile denen hücredir. İrtica adlı kanser, menfur faaliyetine o tek hücreden, aileden başlar. Eğer irticayı o hücreden temizlemezseniz, hastalığı kaynağında kurutamazsınız. Öyleyse eliniz mahkum, evlerin içine girmek; irtica tehlikesinin başını orada ezmek zorundasınız."
Evet, sıra henüz evlere gelmedi ama, başörtüsünü rejimi tehdit eden bir numaralı tehlike ilan edenler. kamu alanından özel alanlara doğru emin adımlarla ilerliyorlar.
Özel dershanelerdeki yasak, başörtüsü yasağında yeni bir aşamayı ifade ediyor. Yasak, ilk defa kamu kuruluşlarından özel kuruluşlara doğru ciddi bir sıçrama yapıyor.
***
Peki bu iş nasıl oluyor? Son bir yılda 28 Şubat'ın yaraları yavaş yavaş sarılırken, türban söz konusu olunca sular nasıl olup da tersine akabiliyor? 28 Şubat'ta demokrasinin önüne çekilen set birçok noktasında aşılırken, başörtü yasağı nasıl oluyor da daha da yaygınlaştırılarak sürdürülebiliyor?
Ben bu sorununun cevabını tam bilemiyorum. Ama yavaş yavaş bu konunun, siyasi ya da ideolojik değil, psikolojik bir takıntı haline geldiğini düşünmeye başlıyorum.
Bana öyle geliyor ki, artık türban yasağı, 1930'larda direnenlerin, demokrasisiz bir cumhuriyeti ilelebet sürdürmek isteyenlerin kurdukları direniş hattının sembolü haline geldiği için bir türlü çözülemiyor.
Bu hat, orasından burasından yara aldıkça, açılan gediklerden rejime demokrasi sızdıkça, çağa direnmenin nafileliliğini görenler, bu sembole daha büyük bir hırsla sarılıyorlar. Ve her sembolik mücadelede olduğu gibi, gittikçe daha büyük bir hızla akıl dışına düşüyorlar.