Yüzyılın başında bütün ülkelerde bir tane bulunmasında "fayda mülahaza" edildiğinden, bizim de bir adet TKP'miz vardı, yeni kuşaklar bilmez. Gerçi biz de bilmezdik ama sık sık adını duyardık, aslı var faslı yok, faslı var aslı yok, bir gizli partiydi...
İnsanoğlu'nun tarihi, acılarla doludur, ne yazık ki komünizm denemesi de bu geleneğe uymuş, insanlığa hayal bile edemeyeceği acıları çektirmiş, komünizme samimiyetle inanmış olanlar da büyük ölçüde bu acıları yaşamışlardır.
Acı kısmını bir yana bırakır da, bu deneyime "ironik" cepheden yaklaşırsak, sahiden "matrak" olgularla karşılaşırız.
Bu TKP'nin eski genel sekreterlerinden "emekli komünist" Haydar Kutlu, bir gazeteye demeç vermiş...
Diyor ki:
"Münir Nurettin dinledim, nasıl bujuva müziği dinlersin diye kıyamet koptu... Mimar Sinan'ı savundum, 'O cami yapmış, oysa biz dindar değiliz' dediler..."
Böyle devam ediyor Haydar Bey... Ben de bu sözleri okudukça, son derece katı bir ideoloji peşinde ömrünü geçirmiş bir insanın, nihayet o ideolojinin zaaflarını kavramış olduğunu düşünmeye başlıyorum usul usul...
Sürecin içinden gelen birinin tespit ve analizleri, hariçten gazel okuyanların tespitlerinden daha kıymetli olarak kabul edilir ya, o hesap...
Fakat, Haydar Kutlu'nun bütün bu analizlerden sonra ortaya koyduğu son cümle, değerlendirmelerini bağlayış noktası, işçi sınıfı diktatörlüğü olarak nam yapmış mahut ideolojinin zamanında vurduğu beyinsel balyozun düşünce sisteminde ne büyük tahribat yaptığını açıkça gösteriyor.
Ve bazı gazetelerde kimi yazarların zaman zaman halâ, "şıklık" veya "ilginçlik" olsun diye mi yaslandıklarını ve yahut da "adamdan ve entellektüelden" sayılmak için mi yaptıklarını kestiremediğim "sınıfsal analizler" ve "antagonist çelişkiler" türünden basmakalıp "ideolojik traş"ların, insanda sağlıklı düşünce koridoru diye bir şey bırakmadığını bir kere daha anlıyorum.
Ve demokrasiye şükrediyorum.
Çünkü Haydar Kutlu, sözlerini şöyle bitiriyor:
"Şimdi bana komünizmin yerine neyi koyuyorsun diye soranlara yine komünizm diyorum.."
Ben de diyorum ki, "komünizm, yerine konulacak hiçbir şey bulunmadığı zaman konulan bir şey midir?"
Bırakın, sepet boş kalsın daha iyi!..
Bütün bunları, sosyal yaraların bir türlü sarılamadığı toplumumuzda, ideolojik hastalıklar yeniden hortlayabilir diye yazıyorum.
Türkiye, bir 68, hele hele bir 78 daha hiç mi hiç kaldırmaz!..
133 bin sahtekâr
Maliye bakanı Oral, 133 bin tane "sahte sağlık karnesi tespit ettiklerini" açıkladı.
Aslında sağlık karnesi taşımaya hakları olmadığı halde, taşıyan ve devletten ilaç ve tedavi masrafı alan 133 bin vatandaş ve yıllık yük 50 trilyon liradan fazla...
Tabii Maliye Bakanlığı karneleri iptal etmiş...
Karnelerin 44 bini, SSK ve Bağkur kaynaklıymış, 88 bini de hiçbir kurumla ilişkisi olmayan insanlar tarafından kullanılıyormuş...
Devleti dolandıran kişi ve kurumlara "haklı" ve "yerinde" olarak kafadan girişen ve söylemediğini bıraklayan, bu arada partiye yardım aldı diye Köksal Toptan'a da hırsız muamelesi çekenlerden küçük bir ricam olacak:
Sahte karne ile devleti dolandıran 133 bin vatandaşımız hakkında da düşüncelerini açıklasınlar...
Da aydınlanalım...
Çünkü bana göre dolandırıcılık ve sahtekarlıkta, zengin-fakir ayrımı olmaz!