


Hepsi geçer
Demokrasilerde olur böyle şeyler.
Batı ülkelerinde de oluyor.
Kararnameler gidiyor, bazen cart diye imzalanıp geliyor... Bazen imzalanmadan dönüyor... Bazen mahkemeye düşüyor.
Ama kriz falan doğmuyor. Hayat aksamıyor. Aynen devam ediyor.
Biz ise, bir kararnameye kitlenip kaldık. Kaç gündür onunla yatıp kalktık.
Halbuki bunlar, demokrasinin tuzu, biberi.
Nedir?
Dünyanın sonu değil ki...
*
Elbet biz de alışacağız.
Kimi çıkıp diyecek ki azınlık hakları...
Öbürü diyecek ki, ne azınlığı, Türkiye'de azınlık falan yok.
Ne var bunda?
İsteyen, istediğini söylesin...
Sizin Türk Cumhuriyetleri dediklerinize, başkası Ortaasya Cumhuriyetleri dese kıyamet mi kopar?
Şu işkence aletlerini... istesek dünyaya teşhir etmeden yok edebilirdik... Kapıyı örter, odada tartışırdık... Ama iş aleniyete dökülmüşse bile ne çıkar?
Hiç.
Bırakın... Kimi. bunlar için bireysel heves desin, kimi devlet yöntemi desin.
Mühim olan, sonuç almaktır.
Biz sonuç almayı bırakıp, sadece satıhta tartışıyoruz.
Zararı yok.
Tartışmak bile bir aşama.
*
Çocukluğumuzda Kürt kelimesini kullanamazdık.
Kürt Ali diye bir şarkı vardı, ayıp olmasın diye Gül Ali diye okurduk.
Bugün Kürt kimliğinden bahsedebiliyoruz. Kürtçe Tv, Kürtçe eğitim isteyebiliyoruz.
Benimseyen de var, karşı çıkan da var.
Ne olur?
Hiç.
Demokrasinin güzelliği burada.
*
Tartışmayı öğrendikçe, tahammüle de alışıyoruz.
Tahammül, demokrasinin mihenk taşı.
Herkes tek fikir taşısaydı, çok partiye ihtiyaç olmazdı... Oysa çok partyi, demokrasinin vazgeçilmez unsuru diye tarif ediyoruz artık.
Yani, az mesafe katetmiş sayılmayız.
Herhalde öyle ki, muhalefetsiz bir demokrasi olamayacağını, bugün iktidar partileri bile söylüyor.
Dahası... Demokratik sol, 30 yıldır karşısında olduğu ülkücü töreyle, uyumlu bir koalisyon kurabiliyor.
Tılsım: Tahammül.
Herhalde tahammül ki, ülkücüler de milliyetçe sol'a hiç itiraz etmiyor.
*
Yani, kararname, hayatınızı hiç karartmasın.
Kurallar işlediği sürece herşeyin çaresi bulunuyor.
Yeter ki tartışmalarda fair-play'i çiğnemeyelim.
Herkes dilediğini söylesin.
Ama nasıl söylesin?
Hangi üslupla?
Bütün mesele burada.