  
Acının ilacı: Sanat
Depremin birinci yıldönümündeki anma törenleri, büyük felaketten alınan ve alınması gerekli dersleri hepimize yeniden hatırlattı. Sanırım ki gelecek yıldönümünde bu alanda çok daha fazla yol almış olacağız. Hem felaketin yaralarını sarmak, hem de yeni felaketleri önleme ve zararlarını asgariye indirme çabalarımızda...
Benim dikkatimi çeken noktalardan biri, sanatın ulusal bir felaketin acılarını unutturma yolunda gördüğü işlevdi. Bir yıllık öfke birikimlerini dile getirmek için dev TV kameralarının önünde toplanmış ve yüreklerinde biriken acıyı en sert biçimde dışarı vurmaya hazır kitleler, ancak sanatın, müziğin, türkünün sesiyle biraz yumuşayabildiler.
Ve böyle bir olayda, acılı, dolayısıyla öfkeli ve haşin olacağı bilinen bir kitlenin müzikleriyle çıkmaya cesaret eden iki sanatçımızı, Yavuz Bingöl ve Tuluyhan Uğurlu'yu yürekten kutlamak istiyorum. Hem depremzedelere, hem de bizlere yaşattıkları güzel dakikalar ve verdikleri cesaret örneği için...
Aynı biçimde, deprem yörelerinde çalan tüm müzik sanatçılarına, çeşitli sergiler açan tüm resim-heykel sanatçılarına, tiyatro gruplarına ve bu etkinlikleri destekleyen tüm idarecilere teşekkür etmemiz gerekir. Ben kendi adıma bunu yapıyorum.
Bakırköy nire, Nantes nire?
İşte hoş bir haber daha... Bakırköy'deki Geyikli Parkı'na Jules Verne Parkı adı verilmiş. Fransa'nın Nantes kentinde doğan ünlü yazar Jules Verne'nin büstünün açılışına Nantes belediye yetkilileri de katılmışlar. Nedeniyse Nantes'lıların deprem sonrasında Bakırköy Belediyesi aracılığıyla depremzedelere yaptıkları önemli yardımmış...
Hey gidi dünya hey... Nantes nire, Bakırköy nire? Ve Bakırköy'de bir parkta Jules Verne büstü... Düşünebilir musunuz?
Ben olaydan özellikle etkilendim. Çünkü bizler Jules Verne okuyarak büyümüş bir kuşağın insanlarıyız. TV-Video öncesi uzun gecelerde, bu büyük Fransız yazarının hayal gücünden çıkma yapıtlarla dünyayı 80 günde dolaştık, aya yolculuk yaptık, denizin 20 bin fersah altına indik, dünyanın merkezine daldık, balonla beş hafta geçirdik, dünyanın ucundaki fenere doğru yol aldık.
Ve Nantes kentini iki kez ziyaret ettim. Ordaki ünlü Jules Verne müzesini de ihmal etmeden. (sanatçının oturduğu ev) Şimdi onu, ölümünden 75 yıl sonra Bakırköy'de bir parkta bulmak... Ve bunun nedeni de insanlararası yardım ve büyük felaketlerin büyük mesafeleri aşarak çok farklı halkları birleştirme ve gönül dostu yapma özelliği...
Evet ilk fırsatta Bakırköy'e giderek Jules Verne'i ziyaret edecek ve anacağım.
İki büyük sanatçıya rahmet
Onlar İstanbul'u İstanbul yapan eşsiz insanlardı. Onların ölümüyle tüm ülke de, İstanbul da biraz daha öksüz kaldı.
Evet Güzin Özipek ve Selim Naşit'ten söz ediyorum. Özipek'i bir dizideki büyükanne rolüyle ne kadar sevdik!.. Ben onu genelde Antalya festivallerindeki beraberliklerimizle hatırlıyorum. Hala yakışıklı eşi Aydın Tezel'le birlikte insanda hep en iyi duygular uyandıran bir çifttiler. Allah Özipek'i sevenlere ama özellikle Aydın Bey'e sabır versin...
Selim Naşit ise, İstanbul kültürüne büyük katkıları olan bir aileden geliyordu. Ünlü Naşit'in oğlu, unutulmaz AdileNaşit'in de ağabeyiydi. Yıllar boyu sayısız tiyatro sahnesinde İstanbul gecelerine renk katmış ve komedi aracılığıyla kimbilir ne kadar çok insanı mutlu etmişti.
Sinemada da başarılı oldu. En son iki yıl önce Sinema Yazarları ödüllerinde "Herşey Çok Güzel Olacak"taki baba rolüyle en iyi karakter oyuncusu seçilmiş ve Emek Sineması'ndaki törene katılmıştı. O geceki sevincini, pırıl pırıl zekasını ve sevimliliğini unutamam.
Evet, İstanbul iki büyük sanatçısını daha yitirdi. Başımız sağolsun...
|