Örneğin ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) "internet peygamberi" Nicholas Negroponte, "İnternet sayesinde çocuklar gelecekte milliyetçilik nedir bilmeyecek" demişti. Çalışma arkadaşı Michael Dertouzos ise şunu iddia etti: "Dijital iletişim araçları bilgisayar destekli barışa yol açacak, çatışmaları azaltacak." Bu sözler şu anlama geliyor: İletişim sayesinde yanlış anlamalar önlenebilir. Taraflar konuşarak anlaşabilir, kavga etmeye gerek kalmaz.
Peki bu söylenenler geçerli mi? Evet, internet iyimserlik uyandıracak kadar yeni bir araç... Ancak bu sözlerin doğru olup olmadığının sağlamasını yapacak kadar da eski...
Bütün o iyimser sözler boşa çıktı çünkü bunları dile getirenler çok basit bir hata yapıyordu: Çatışmaların 'yanlış anlama'dan çıktığını sanıyorlardı. Birbirinin fikir ve duygularını iyi anlayan tarafların çatışmayacağını sanıyorlardı. Ayrıca şunu da görmüyorlardı: Anlaşmayı sağlayan araçlar, nefreti de yaymaya yarıyordu aynı zamanda.
Diğer iddiaların da gayet tartışmalı olduğu ortaya çıkıyordu. İnternet sayesinde doğal kaynaklar daha çok korunacaktı. Örneğin kağıt kullanımı azalacaktı. Halbuki bilgisayarlaşma yüzünden elektrik tüketimi hızla artırmaya başladı.
Ya eşitlik? Zenginle fakir arasındaki dengesizliği internet azaltabiliyor mu? Eşitsizlik, en ileri ülkelerden ABD'nin kendi içinde bile inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. ABD Ticaret Bakanlığı'nın yaptığı bir araştırma yılda 75 bin dolar (yaklaşık 48 milyar lira) ve üstünde kazanan ailelerin internetten yararlanma imkanlarının yoksul ailelere göre 20 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Bu ve benzeri veriler nedeniyle de Başkan Clinton, zenginlerle yoksullar arasındaki "dijital bölünmüşlük"ten söz etme gereği duydu. Ama internete bağlanmanın ucuz hale gelmesiyle birlikte, eşitsizliğin azalacağını da düşünüyordu Başkan.