Artık bu özlemler mazide kaldı ve yerini hüzünlü bakışlar aldı. Şimdi tek bir uğraşları var, o da başlarını sokabilecek bir yuva aramak. Tabii duyarsız devletimizin bürokratik çelmesine takılmasalar.
17 Ağustos depreminin bir yıllık bilançosunu gördük içimiz burkuldu. Eski acıları yeniden yaşadık. Yurtiçinden ve yurtdışından gelen yardımların devlet tarafından hak sahiplerine adilâne şekilde dağıtmadığını gördük. Anayasamızın 2. Maddesinde belirtilen "Sosyal Devlet" olma ilkesinin tarihe gömüldüğü ortaya çıktı. Atalarımız "Takke düştü kel göründü" diye boşuna söylememişler.
Çıkarılan Kanunüstü Kararname ile deprem için gelen tüm yardımların takipçisi olan sayıştay devre dışı bırakıldı. Tecrübeli bir kurum yerine, bu konuda ne derece yeterli olduğu tartışılır üç kişilik bir komisyona böylesi bir misyonu yüklendi ve adeta sorunların büyümesini körükledi. Koca bir yıl boşa gitti. 151 trilyonluk bağış, 2 katrilyon liralık deprem vergisi ve 2 katrilyon liralık dış kredi yerine ulaşmadı. Hâlâ tam olarak ne ölü sayısı belli ne de sakat kalanların sayısı.
Yoksa devlet bu gelen rakamları Birleşmiş Milletler'in (BM) atayacağı bir kamuoyuna bırakmamak için mi, gerekli açıklamaları yapmıyor. Biz gerçek ölü sayısını dahi tesbit edemeyecek kadar acizmiyiz. Devletin bu olaylarda ne kadar duyarsız olduğunu Yurdeşen Akın'ın isyanı anlatıyor: "Depremden kurtulduğuma sevinemiyorum. Göçük altından kurtarılan kızımın ayakları ezikti. Acilen tedavi edilmesi gerekiyordu. Almanya'daki yakın akraba ve arkadaşlarım üç tane uçakla bölgeye geldiler. Elimde Kocaeli Valiliği'nden ve Emniyet Müdürlüğü'nden yazılı belge olmasına rağmen, ülkemizi yöneten örümcek kafalılar çıkış izni vermediler. Geç kalındığı için şimdi kızımın iki ayağı kesildi. Kızım kurtuldu da ne oldu? Asıl şimdi öldü. Hayal ettiği yaşamı kucaklayamadan geleceği karardı. Bu nasıl devlet. Bilen varsa bana anlatsın" diyordu.
İçimiz burkuldu. Oraya gelen bakanlar ve milletvekilleri olayı çarpıtarak, bir "Türkiye gerçeğini" anlamamızı sağladılar.
Peki biz tüm bu olaylardan ders aldık mı? Hayır. Deprem bölgesinde ölenleri yad edeceğimiz yerde türküler söyleyip davul zurna çalıyoruz. Sanki düğün ve eğlence yapıyoruz. Biz bu kafalara sahip olduktan sonra, bizi yönetenlerin çağdaş bir kafaya sahip olmalarını beklemek hayalperestlikten öte bir şey olamaz....
CEMALİTTİN GÜRSOY