kapat

20.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Öğrenilmiş çaresizlik ve kazanılmış umut
17 Ağustos depreminin yıldönümü acılarımızı depreştirdi. Çaresizliğimizi bir kez daha derinden yaşadık.

Çaresizlik ve umutsuzluk günümüzün rahatsızlıkları değil. Doğal afetler ve amansız hastalıklar insanlara ikide bir çaresizliğimizi hatırlatıyor. Ayrılık, gurbet ve hasret çaresizliğin diğer bir adı. Açlık ve yoksulluk, çaresizliğimizi günlerden, uykusuz gecelere taşıyor. Savaşlar, kıyımlar ve kaçınılmaz son ölüm, çaresizliğimizi büyütüyor.

Modern zamanlarda çaresizliğin yeni türleri ile tanışıyoruz. Küreselleşme fırtınası, geçtiği her yerde, işsizlik ve umutsuzluk bırakıyor. Ekonomik durgunluk ve kriz, ocaklar söndürüyor. Yüksek enflasyon gelecek korkusu üretiyor. İnsanlar, derinleşen devlet ve tekelleşen devler karşısında çaresiz kalıyor. Yolsuzluklar, hırsızlıklar, uğursuzluklar, tıkanan negatif politika, kayıkçı kavgaları ise çaresizliği toplumsal boyutlara taşıyor. İnsan, gelişen teknoloji ve hızlı değişim karşısında kendini yalnız ve güçsüz hissediyor. Çalışma hayatındaki tekdüzelik ve yabancılaşma insanı bir kısır döngünün içine hapsettiğinde sonuç yine aynı. Çaresizlik...

Bu geçit vermez ırmakları geçebilen kişi ise, kendi kişisel sorunlarının, korkularının deresinde çırpınıp duruyor. Gerçek ve sanal endişelerle kendimizi çaresizliğin batağına atıyor, çevremize hayatı zehir ediyoruz.

Çaresizlik toprağında yalnız umutsuzluk yetişebiliyor. Umutsuzluğun ardından, suçluluk ve değersizlik duygusu, edilgenlik, pasiflik, atalet yolumuzu kesiyor. Bu kısır döngü yeni çaresizliklerin başlangıcı oluyor. Yankı Yazgan, bu süreci en gerçekçi bir şekilde bakın nasıl anlatıyor: "Bütün bu haller bireyde birkaç çeşit duygu üretebilir: Çaresizlik, öfke, yılma ve vazgeçme... Ama kendinizi çaresiz hissediyor, hiçbir şey yapamayacağınızı düşünüyorsanız, öfke sizi eyleme geçirmek yerine bütün ağırlığını bedeninizin hücrelerine tek tek bırakabilir. İyice ağırlaşır, hareketsiz kalabilirsiniz..."

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
Çaresizlik ve umutsuzluk yalnız Türkiye'nin sorunu değil, günümüzün rahatsızlığı. Bir an geliyor zengin, fakir tüm ülkelerde çaresizlik insanların yakasına yapışabiliyor. Bu nedenle son 25 yılda çok sayıda ünlü psikolog, çaresizlik ve umutsuzluk konusunda deneyler yaptı ve teoriler geliştirdi.

Ünlü ABD'li psikolog Martin Seligman 1975 yılında kapana kısılmış insanların durumuna ışık tutmak için köpeklerle bir deney yaptı. Seligman, bir grup köpeği kafeslerin içine sıkıca kapadı ve sık sık şok uyguladı. Önce direnen, mücadele eden köpekler, bir süre sonra kendilerini çaresizliğin kucağına bıraktı. Daha sonra kafesler köpeklerin kolayca kaçabileceği şekilde değiştirildi. Ancak köpeklerin yüzde 65'i kaçmayı bir kez daha denemedi ve yere uzanıp umutsuzca sızlanmayı tercih etti.

Seligman, bu davranışı "öğrenilmiş çaresizlik" olarak tanımladı ve benzer bir sürecin insanlarda da yaşandığını belirledi. Arka arkaya gelen aksilikler insanlara çaresizliği, umutsuzluğu ve ataleti öğretiyordu.

KAZANILMIŞ UMUT
Evet çaresizlik insani bir duygu. Herkes bu duyguyu belirli anlarda yaşamıştır: Bir gün tüm umutlar boşa çıkar, tutunacak dallar bir bir kırılır. "Artık bütün yollara sapa kilitlidir..."

Ancak çaresizliği, çareye çevirecek güç de yine insandır: En zor koşullarda bile bir umut daima vardır.

Dayanılmaz acılara katlanma gücü yüreğimizin bir yerinde hep saklı durur. En kırılgan kişiler bile arkaya gelen olumsuzluk dalgalarını zamanla ve bir şekilde göğüsleyebilir.

Çaresizlik "öğrenilmiş" olabilir. Ama umudu da öğrenmemiz mümkün:

* Umudu kazanmak için önce katlanmayı öğreneceğiz. Kaybettiklerimize borcumuzu ancak göğüs gererek ödeyebiliriz.

* En büyük açlık, unutma açlığı. Bu açlığa teslim olmayacağız. Ama yüreğimizde yaşattığımız hatıralardan aldığımız gücü, olumsuzluklarla başa çıkma, sıkıntıların üstesinden gelme enerjisine dönüştüreceğiz.

* Örselenmiş benliğimizi ve hayatımız yeniden kuracağız. "İçimizdeki enkazı" yine kendimiz kaldıracağız. "Kendimizi onarmanın" yöntemlerini yine kendimiz bulacağız. Bu iş kolay olmayacak. Çaresizliği hücrelerimizden tek tek kovacak, yeni hayatımızı bir yapı gibi gün be gün, tuğla tuğla yükselteceğiz.

* Çaresizlik ve umutsuzluk, çoğu kez öfkemizin bendinden taşmasına, ardından hayata ve çevremize küsmemize yol açacak. Bu bilinçsiz öfkeye mağlup olmayacağız.

* İçimize kapanmayacak, hayata yeniden kök salmaya gayret edeceğiz. Atasözü "Umut öldü, şeytan güldü" diyor. Umudumuzu hiç öldürmeyeceğiz. İçimizde bir tohum kadar ufak da olsa bir umudu canlı tutabilmeye gayret edeceğiz.

* Çabalarımız sonuçsuz kalmayacak. Ayazın ortalığı kasıp kavurduğu, bitmeyecekmiş gibi gelen kışın son gürlüğünde umudumuz bir kardelen gibi çiçek açacak. Korkumuz içindeki ümit giderek büyüyecek ama her ümidimizde korkunun izlerini silmek kolay olmayacak. Damarlarımıza, can suyu yeniden yürüyecek. Kendimize, insanımıza ve ülkemize güvenmeyi yeni baştan öğreneceğiz. Gerçekçi tabana oturmuş pozitif düşünce, yalnız depremin değil, geriliğin ve yolsuzlukların enkazını da temizleyip, Türkiye'yi yeniden yapılandıracak.

Negatif düşünce çıkmazı
Son yıllarda ekonomik ve toplumsal hayatımız da çaresizlik-umutsuzluk-atalet üçgeni içinde sıkışıp kaldı. Öfkemiz saman alevi gibi parlıyor ama çoğu kez ardından bir umut dolu atılım değil, atalet ve pasiflik geliyor. Tüm çaresiz ve umutsuzluklar gibi, kurtuluşu başkalarından, devletten bekliyoruz.

Yüzyılın depremi çok canları yaktı, ocaklar söndürdü. Çaresizliğin en ağırını bir yıldır yaşıyoruz. Her yıl trafik kazaları, 7 bin eve ateş düşürüyor. Büyüme oranının bir puan düşmesi, 70 bin evde işsizliğin için için yanan çaresizliğini ateşliyor. Milyonlarca ailede, yoksulluk yangını çaresizlik üretiyor. Türkiye ekonomisinin 7-8 yıl arka arkaya hızlı büyüme dönemine girmesi, deprem yaralarının sarılmasını, düştüğü yeri yakan ateşlerin biraz söndürülmesini sağlayacak. Bu iş o kadar da zor değil:

* Bunun için çaresizlik ve umutsuzluk üreten negatif düşünce tarzından özellikle gençlerimizi koruyacağız.

* Ülkenin gelişmesinin ancak insanımızın tek kendisini ve işini geliştirmesi ile mümkün olduğunu hiç unutmayacağız. Kendini geliştiremeyen bilgisine bilgi, becerisine beceri katamayan insanların bulunduğu bir ülkeyi kim, nasıl geliştirebilir ki?

* Gece gündüz yol göstermeden eleştiren, çaresizlik edebiyatından örnekler veren "kış köşeleri"nden, umutsuzluk odaklarından uzak duracağız.

* Türkiye'yi devamlı olarak koşulları farklı ülkelerle karşılaştırıp eziklik duygularını besleyen, beyninin filtresinden yalnız olumsuz olay ve olgular geçebilen kişilerin sözlerine kulak vermeyeceğiz.

* Yalnız demokrasi, insanların düşünce ve cesaretlerine tam yol vererek, çaresizlikten kurtulmasını sağlayabilir. Ancak haklarına saygı duyulan insanlar, geleceğe umutla bakabilir. Demokrasinin asli unsurlarından olan sivil toplum kuruluşlarının kökleşmesi de çaresizliğe ve edilgenliğe karşı koyan insanlarla mümkün olabilir.

FARUK TÜRKOĞLU


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır