


Polis maaşları!..
Aylar önce yazdım, günlerce sürdürdüm, "Polis maaşlarını bir kere daha gözden geçirin, bu hayat şartlarında bu kadar olur" dedim ve Türkiye'nin her tarafından binlerce polisten fakslar, mesajlar aldım "senden başka bir Allah'ın kulu bizim derdimizi yazmıyor" diye...
Hükümet, enflasyona karşı 5 kuruşun üzerine dokuz düğüm atmaya çalıştığı için, sesimize henüz bir kulak verebilmiş değil... Ama verecek biliyorum çünkü, hayat bizi her geçen gün doğruluyor...
Devletin savcısı, bakın ne diyor:
"Uyuşturucu şebekeleri ile ilişkiye girmiş polisler var!"
Uyanın beyler!
Polis, uyuşturucu belasından bizi nasıl kurtaracak?
Polis, yeraltı şebekelerinden, terörden, kirli ilişkilerden, rüşvetten, ahlaksızlıktan, hortumlamalardan, dolandırıcılıktan ve bilumum pislikten toplumu nasıl arındıracak?
Katili, suikastçiyi, kadın satıcısını, insan avcısını, her tarafa kol salmış mafyacıyı nasıl temizleyecek?
Bir tek şartla temizleyecek:
İnsanca bir yaşam standardına gelerek temizleyecek...
Polis, hem de her kademede, öyle standart bir yaşama kavuşacak ki, siyaseten en "arkalı adam" karşısına dikilse, önüne bir bavul dolusu para konulsa, yüzünde kıl oynamayacak! Yapışacak yakasına, götürecek hakimin önüne!..
O ahvalde de polis pislik yaparsa, adam dövmeye, işkence yapmaya başlar ve hâlâ rüşvete bulaşırsa, o zaman biz onun yakasına yapışacağız, görecek hanyayı konyayı...
Yanlış mı konuşuyorum Sayın İçişleri Bakanım!..
Bu söylediklerimde, toz zerresi kadar yanlışlık veya eksiklik var mı?
Yok ama hani hareket?..
Evde bebeler süt beklerken, bu adamlar daha ne yapsın?..
Picasso
Bir Picasso tablosu da Urfa'da ortaya çıkmış... Galiba Picasso da Meluncanlar gibi Türk'tü!
Alem
Uyuşturucu tüccarı Urfi Bey, "gece alemlerine" bayılıyormuş... Kütüphaneye mi bayılacaktı?..
Diyet
Dünya, Akdeniz diyetini keşfediyormuş... Karadeniz diyeti de fena değildir, devamlı hamsi!
Ali Müfit Bey!
Sayın Ali Müfit Gürtuna!
Daha önce yazdım, tınmadınız.
Ama yine yazıyorum..
Belediye otobüslerini kullanan şoförler "bitmiş" durumda!
Bilmiyor olamazsınız ki, bu insanlar 1997'den beri sözleşme yapmadılar ve zam alamıyorlar...
150-200 milyon lira arasında maaşlarla, sürünme noktasındalar, borç içinde yüzüyorlar...
Ruhsal olarak felç olmuş durumdalar.
Bu insanlar, koca koca otobüslerle vatandaşı taşıyorlar, trafiğe çıkıyorlar...
İstanbul'un belki de en ağır işini yapıyorlar...
Ayıptır, günahtır, yazıktır.
Bir anlaşmazlık varsa, başkan gibi araya girin ve sorunu çözün!
Çünkü bu insanlar, binlerce can taşıyorlar, çakıl taşı değil...
Durum kritik, söylüyorum!
Sonra, çok canınız sıkılır...
Üzülürsünüz!..
Noterler!
Hani, Çankaya'nın erk'ini vurgulamak için, "Çankaya noter değildir" deriz ya...
Son KHK tartışmasında da bu yönde benzetmeler yapıldı ya...
Noterler Birliği alınmış:
"Mesleki olarak bu benzetmeden alınıyoruz, mesleğimizin aşağılanmasına razı olamayız!" diye ayağa kalktı.
Hukukçuların gösterdiği bu alınganlığı anlamak ve mantıklı bulmak mümkün değil...
Noterlik dediğin "hukukun aradığı şekil şartlarını" yerine getiren, "mutemet" bir kurumdur.
Takdir yetkisi yoktur.
Devlet ve kanun adına, "evrak düzenler ve kayıt tutar." Bu açıdan benzetme, "cuk oturuyor."
Ayrıca, koca koca hukukçular bir "teşbih"e bile sinirlenecekse biz bu ülkede nasıl yazı yazacağız?
Bir "benzetme" yüzünden de gırtlak gırtlağa geleceksek, bizim hepimizin işi var demektir.
Manço'nun piyanosu
Barış Manço'nun piyanosu "haczedilmiş", yediemine götürülüyor, flaşlar patlıyor, haberler yazılıyor, ertesi gün radyolar bas bas bağırmaya başlıyorlar:
"Ayıptır, rezalettir, bu piyano haczedilir mi?"
Yine sapla samanı karıştırıyorlar.
Barış gibi bir müzisyenin piyanosu, keşke "müzede" saklanabilse.
Ama bunun yolu, "kanun yollarına" isyan etmekten geçmiyor.
Ortada bir borç varsa, alacaklı "tereke"ye yönelir, onların içinde de borcu ödeyecek "kıymette eşya" var ise, haczeder.
İyi ama Barış'ı çok seviyoruz!..
Çok seviyorsan, bir kampanya düzenlersin, hayranları birer milyon lira verir, piyanoyu kurtarırsın.
Biz ise, "eyvah Barış'ın piyanosu gitti, bu ne kadirbilmezlik bu ne kepazelik, yok mu piyanoyu kurtaracak biri?" diye sızlanırken, Kültür Bakanı Talay, alacaklı Halis Toprak'ı arıyor, "Yapma be Halis ağa, ver şu piyanoyu geri" diyor, Halis Bey de alacağının üzerine bir bardak su içiyor.
Bütün bunlar müzeye gitmeyen bir toplumun, müzelik tepkilerinden başka bir şey değil...