


Gazi'den sonra...
Meral Bebe, Gazi ile Latife'nin boşandığı yıl doğmuştu, çocukluğu, gençliği, hep Latife Hanım'ın da yaşadığı Ayazpaşa'daki Uşakizade Konağı'nda geçmişti. Latife Hanım'ın yeğeniydi ve ilk kez anlatıyordu...
Sıcak bir Ağustos gecesiydi.. Tam 75 yıl önce.. Gazi Mustafa Kemal, yaveri Salih Bozok'a telefon açıp Latife Hanım'dan ayrıldıklarını açıklıyor ve bir talimat veriyordu;
"Hanımefendi'nin kendine yakışan bir biçimde İzmir'e (ailesine) gönderilmesini sağlayın!"
1925'in 12 Ağustos'unda da Anadolu Ajansı, bir hükümet bildirisi yayınlıyordu.
"Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Hazretleri, Başbakanlık'a yazdıkları 11 Ağustos 1925 tarihli tezkerelerinde, Uşakizade Latife Hanımefendi Hazretleri'yle evlilik bağına son vererek birbirlerinden ayrılmaya karar verdiklerini ve boşanma vukuu bulmuş olduğunu bildirmiştir."
Evet, işte Mustafa Kemal ile Latife Hanım'ın 1000 gün süren evlilikleri, bu bildiriyle dünya aleme duyuruluyor, o günden sonra da ne Mustafa Kemal, ne de Latife Hanım, bir daha hiç görüşmüyorlardı.. Bu arada, bu evlilik ve boşanma hakkında, birbirlerine söz de vermişlerdi;
Olayı hiç kimseyle konuşmayacaklar, yazmayacaklar, tartışmayacaklar, anılarını kimseyle paylaşmayacaklardı!
Gerçekten de öyle oldu..
Gazi ile Latife, sözlerini sonuna kadar tuttu..
Latife Hanım, 1975'in 13 Temmuz'unda, bu dünyadan sessiz sedasız göçüp gidene kadar kapısını çalan hiçbir (anıları ve hayatı üzerine) gazeteciyle konuşmadı..
Hatta bir gün, (1950'lerde) Ayazpaşa'daki evine gelen genç bir muhabire şöyle diyecekti;
"Bak kızım.. Osmanlı Hanedanı'nın hüküm sürdüğü yıllar boyunca, hiçbir hükümdar karısı; ne sebeple olursa olsun, kocasından ayrı düştüğü zaman hiç kimseye evliliği veya evlendiği kimse hakkında hiçbir şey söylemedi. Yazmadı, konuşmadı. Böyle bir şey vaki değil. Demek ki bu, bizim töremizde var. Şimdi ben bu haklı töreyi bozup, verecekleri üç beş kuruş için.. O'na ait hatıralarımı satacak mıyım? Nasıl bir düşünce bu? Satabilir miyim?"
Evet, genç kız, Latife Hanım'ın bu kesin kararı üzerine bu kez, "Bin Gün'ün İzlenimleri"ni (tanıklarla konuşarak, belgeleri inceleyerek) yazma izni istemiş, böyle bir durumda kızıp kızmayacağını sormuştu!
Latife Hanım'ın yanıtı ise şöyleydi.
"Neden kızayım? Ben bu tür duyguları terk edeli çok oldu. Ayrıca, benim kimseyi böyle bir gayretten men edecek gücüm de yok. Ama hatıraları anlatmam mümkün değil. Çünkü birbirimize verilmiş sözümüz var. O'nun hatıraları, O'nun haysiyeti, benim için her zaman çok önemli, çok mukaddestir. Bu sözün dışına çıkamam."
***
O genç gazetecinin adı, Nezihe Araz'dı..
Yıllar sonra (izin aldığı üzre) "Mustafa Kemal'le 1000 Gün" adını verdiği bir kitap yazdı..
Kitabında, (Gazi ile Latife'nin) tanışmadan, evliliğe, ev içi çatışmalara ve ayrılığa neden olan (hırs, öfke ve kıskançlığa dair) pek çok ayrıntıya yer veriyordu..
Hatta, Uşakizade Latife Hanım'ın (ailesinin yanına) İzmir'e gönderilmesinin ardından(!) birkaç ay süreyle yaşananlara da.. Örneğin, Latife Hanım'ın odasına kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamalarına, Gazi'nin, kendisine maaş bağlama isteğini reddedişine, bir hava değişimi için birkaç ay boyunca Fransa Nice sahillerindeki yazlık eve taşınmasına, üzüntüsünden kızkardeşi Vecihe Hanım'ın düğününe bile katılmak istemeyişine kadar...
Ancak, sonraki yıllara dair;
Yani Latife Hanım'ın, 30'lara, 40'lara, 50'lere, 60'lara 70'lere kadar uzanan hayatına ilişkin, doğru dürüst bilgi, fotoğraf ve tanıklık, ne "Mustafa Kemal'le 1000 Gün'de" olacaktı ne de şu ana dek yayınlanan bir başka kitapta..
***
Bu tanıklık ve fotoğrafların bir kısmı, geçenlerde bir tesadüf sonucu İzmir Çeşme'de karşıma çıktı.. Latife Hanım'ın erkek kardeşi Ömer Bey'in kızı, tarihçi Meral Bebe'ydi bu tanık..
Meral Hanım, Gazi ile Latife'nin boşandığı yıl doğmuştu, çocukluğu, gençliği, hep Latife Hanım'ın da yaşadığı Ayazpaşa'daki Uşakizade Konağı'nda geçmişti..
Belgesel ustası Güneş Karabuda'nın da (anne aynı , baba farklı) ablasıydı Meral Bebe..
Meral Hanım'la bir dost meclisinde karşılaşmış ve (izin isteyerek) Halası Latife Hanım'la yan yana diz dize geçirdiği zamanlara uzanmıştık. (Meral Bebe, ilk kez bir gazeteciye açıklama yapıyordu. Kendi deyimiyle meraklısı da değildi bu işin...)
Bir de fotoğraflar vardı.. Sizin de çok ilginç bulacağınız gibi, bildik Latife Hanım fotoğraflarına hiç benzemiyordu bunlar..
Ayrıca bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış, çok özel ve "Gazi'den sonra"yı anlatıyordu..
60'lı yaşlarına gelmiş Latife Hanım'ın, tarzını, sıcaklığını ve neşesini ve tabii ki hüznünü çok net açıklıyordu.
Evet..
İşte, hem Meral Hanım'la yaptığım sohbeti hem de bu fotoğrafları, "ayrılığın 75'inci yıldönümü"nde "Hayatın İçinden"e aktarmak istedim. "1000 gün" sonrasına minik bir pencere açmak ve fotoğraflarla hoş bir sada bırakmak niyetine.. Ve tabii ki Meral Hanım'ın çok özel izniyle..
(Not: Bu fotoğrafların bir bölümü, iki ay sonra dağıtımı yapılacak olan İzmir Özel Türk Koleji'nin 50'nci Yıl Albümü'nde de yayınlanacak.)
***
-Latife Hanım'la aynı evde yaşamak farklı olsa gerek?
"Fena değil. Her şeyi konuşurduk onunla. Edebiyattan, insanlardan, aklınıza ne gelirse, çok bilgili ve entelektüel olduğunu tekrarlamama lüzum yok galiba. Sürekli yazı yazardı..
-Peki, yazmaya çizmeye vakti oluyor muydu?
"Tabii ki! Başka ne işi vardı ki? Kendi odası vardı. Orada ne yazardı bilemem ama. Bir de dostluk ilişkileri çok iyiydi. Dostlarına giderdi.
-Ayrılığın verdiği bir hüzün taşır mıydı? Size evliliğine dair anılardan sözeder miydi?
"İç sıkıntısını hiçbir zaman belli etmedi. Anlatacak bir şey de yoktu zaten. İnsanlar bazı şeyler üzerine konuşmak istemezler.. Halam da öyle biriydi... Ama yeri geldiğinde, söylenecek bir şey varsa söylerdi...
-Gazi'nin hastalığı sırasında hiç ziyaret etmeyi düşünmedi mi?
"Halam da aynı dönemde hastaydı.. İsviçre'de tedavi görüyordu.. Zatürre geçiriyordu. İki sene falan kaldı. 10 Kasım'da da oradaydı.. Gelmesi mümkün değildi.."
-Gelmemesi için başka bir nedeni olabilir mi? Bunu halanıza sormuş olabilirsiniz diye söylüyorum..
"Hayır öyle bir tarzımız yoktu. Bazı şeyleri sormazdık. Konuşmamak gelenek haline geldiğinden değil. Atatürk'e verdiği bir söz vardı. Ayrılırken birbirlerine bir söz vermişler. Hiçbirşeyden konuşmayacağız diye. Bazı şeylerin deşifre olması pek keyifli değildir."
-Zor bir evlilik geçirmiş olmalarından mı? Yani her şey toz pembe değildi galiba..
"Tabii ki!.. Ama hep saygı ve sevgi vardı. Ve o sevgi ölene kadar hep onunla beraberdi. Hatta ben kızardım bazen. Ne biçim şeysin sen, diye. Yani bir yere kadar sever insan. Hiç senin izzeti nefsin yok mu derdim."