kapat

19.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr )


Liderler ve yöneticiler

Siyaset doğru karar verme ve bu kararları en kısa zamanda uygulayabilmeyi gerektiren bir alan. Aynen iş hayatında ve özel yaşamda olduğu gibi, tecrübe ve bilgi, doğru ve hızlı karar verebilmeyi sağlıyor. Ancak Türkiye'nin siyaset sahnesinde bu meziyetlere çok sık rastlanmıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, usulün dışına çıkıp, parti liderlerince ortak aday belirlenen Sayın Sezer, bugün Türkiye'nin en üst makamında oturuyor. Kendisi saygın ve bilgili bir kişi. Prensipleri, inançları var. Ayrıca, bir hukuk adamı. Buraya kadar herşey yolunda görünüyor. Zaten hükümet, Türkiye'nin hukuk rotasına oturması ve AB üyeliği için, bu makamın bir hukuk adamı tarafından yönetilmesini uygun bulmuştu. Oysa, hem hükümet, hem de basın, Sayın Sezer'le olan flörtünü, askıya almış görünüyor. Önce KHK, ardından deprem bölgesine yapılan ziyaretteki 'soğukluk'tan bahsediliyor. Biraz hayal kırıklığı söz konusu gibi.

Halbuki, şimdi yaşananların hiçbiri tahmin edilemeyecek noktalar değil. Ortak aday belirlenmesindeki kapalılık ve eli çabukluk nasıl yanlış bir yaklaşımsa, bugünlerde Cumhurbaşnı'na yönelik eleştiriler de o derece haksız ve abartılı. Siz, yaşamını kapalı kapılar ardında ve hukukun üstünlüğüne adamış bir kişiyi alacaksınız, Türkiye'nin en ışıltılı sahnesinde, herkesin önünde karar verme, ikna etme ve iletişim kurma görevlerini kendisine vereceksiniz. Siyaset hukukun üstünde olmamalı ama dünyadaki hiçbir ülkede hukuk gibi yürütülmediği de bir gerçek.

Durum, biraz ABD'de yaşanan Clinton-Gore ikilemine benziyor. Clinton, bunca hatasına rağmen karizmasından dolayı Gore'dan daha popüler. Her ortamda hazırcevap, sıcak ve birçok konuda fikir sahibi. Çok iyi bir iletişimci, insanların nabzına göre konuşmasını biliyor. Oysa Gore, prensipli ve çalışkan olmasına rağmen, halkın gönlünde taht kurmayı beceremiyor. Belki de en fazla bu yüzden, daha sıcak kanlı görünen Bush'a ABD Başkanlığı kaptıracak.

Türkiye'de lider konumundaki kişiler, halkla ilişkiye geçme zorunluluğunu gözardı etmeyi sürdürüyorlar. Eskiden basın, hükümet, iş çevreleri ve asker arasında sürdürülen diyalogda (veya çekişmede), şimdi Cumhurbaşkanı da ayrı bir taraf olmuş durumda. Sistemin içinde, hem de en üst noktasında, ama kendini ve konumunu sistemden farklı tutmak istiyor. Adeta, 'beni bunlara bulaştırmayın', 'işi doğru şekilde (Meclis'ten geçirerek) halledin' diyor. Ancak, Cumhurbaşkanlığı, 'elini taşın altına sokması' ve sorumluluk alması beklenen bir makam. Hükümetin olduğu gibi, bu makamın da 'fikrini belirtme', 'savunma' ve halkı 'ikna etme' sorumlulukları bulunuyor. Yasama, yürütme, yargı üçgeninde, Cumhurbaşkanı, yürütmeden bağımsız değil, onun bir parçası.

Liderler ve yöneticiler, kamuoyu önünde yaşayan ve çoğul sorumluluk taşıyan mevkilerde bulundukları için, tezlerini kanıtlamak durumundalar. Bizde, hükümet, Cumhurbaşkanıyla yapılan belli görüşmelerin sonuçlarını açıklıyor. Basında, durum 'imzalandı, imzalanmadı' ; 'üzülündü' , 'kırılındı' gibi tasvirlerle anlatılıyor. Oysa krize gerek olmayan yerde kriz yaratmanın, daha sonra da, bu krizi yazılı ve mesafeli yöntemlerle çözmeye çalışmanın yanlışlığını görmemek mümkün değil. Aslında tarafların önce kamuoyunu ikna etmeleri gerekiyor. Ama ne yazık ki, bu tarzda bir sorumluluk duygusu Türkiye siyasetine henüz uzak.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır