Depremin yıldönümünün zorunlu olarak askıya aldığı "kampanya", yavaş yavaş tekrar gündeme getiriliyor. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i kuşatmak, abluka altına almak, ambale etmek ve böylelikle "KHK"yı çıkartmak. Ancak, kampanyanın boru-trampet takımı, ilk günlerin gücünde ve gürültüsünde değil. Trampet sopaları tekliyor; borazanlar çatlak sesler veriyor. Notalar bozuk...
İlk başta böyle miydi? "İmzala" tezahüratıyla, giderek "fareli köyün kavalcısı" görüntüsü veren Başbakan'ın ardında saf tutulmuştu. Sezer'i "hukuk dışına çekmek" mümkün olmayınca "taktik" değişti. Şimdiki tezahürat, "Lütfen imzalayıp Anayasa Mahkemesi'ne başvurun; kararı mahkeme versin ve kriz aşılsın..." şeklinde yalvarıp yakarmayı andırıyor. Üç ay öncesinin Anayasa Mahkemesi Başkanı'na, kararnamenin Anayasa Mahkemesi'nden döneceği uyarısı yapılmasına rağmen, önerilen yolun "Sen Anayasa'yı ihlal et, gerisine karışma"dan başka ne anlamı var?
"Askeri darbelerin yararları" konusunda "kuramsal" yazılarıyla tanınan bazıları, endazenin topuzunu kaçırıp, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış olan Cumhurbaşkanı'na "usõl hukuku" öğretmeye bile kalkışabiliyor.
Kampanya, iki kollu yürüyor. Kollardan biri, "Yalvarırım imzalayın ve hemen arkasından iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurun. Kararı o versin" derken, diğer kol, Sezer tutumunda direnirse "devrileceği" sinyallerini veriyor.
Sezer'in "devrilmesi" ya da "görevinden uzaklaştırılması" imkânsız. Bunu, bu kampanyayı yürütenler de biliyorlar. Cumhurbaşkanı, sabit bir "vatana ihanet" durumu dışında hiçbir şekilde görevinden alınamaz bir konumda. "Hukukun üstünlüğü"nde titiz, halkın ezici çoğunluğunun sempatisini bu kadar kısa bir sürede elde etmiş ve kamuoyunu yansıtan yazarların çok büyük bölümünün de desteğini sağlamış üç aylık bir Cumhurbaşkanı'nın "devrilebileceği"ni sanmak, gündüz gözüyle hayal görmekten farksızdır.
Hükümetin, güvenemediği TBMM'nin daha üç ay önce seçtiği Sezer'i, "vatana ihanet"ten ötürü aşağıya indirebileceği hayal sınırlarını bile aşar.
Bir yol daha var: Belden aşağı vurmak. Gerçekleri çarpıtmak ve Cumhurbaşkanı Sezer'in kişiliğini yaralayacak bir yayım kampanyasına yönelmek. Bu yol Sezer'in devrilmesine götürmez ama amaç, Cumhurbaşkanı'nın asabını bozup, "lanet olsun" duygusu uyandırmak ve istifa ettirtmektir.
Yakın tarihte, bugün Ahmet Necdet Sezer'e yöneltilen kampanya, bir "gerilla savaşı" biçiminde Turgut Özal'a da yöneltilmişti. Ancak, arada çok temel bir fark bir var. Turgut Özal, 10 yıllık bir iktidar süresinin yıpranmasını üzerinde taşıyordu. Kaldı ki, Ahmet Necdet Sezer, Özal'ın üzerine gelinmesine bahane olan "açıklar"a sahip değil. Kaldı ki, Turgut Özal'ın da "milletin vicdanında" sahip olduğu yeri, yüzyılın en görkemli halk hareketi olan cenaze töreninde gördük.
Türkiye halkı, Sezer'in şahsında özlediği "devlet başkanı"nı bulmuştur. Sezer, bundan bir buçuk yıl önce bir araya gelebilecekleri tasavvur edilemeyen ve ne kadar bir arada kalabilecekleri de belli olmayan bu hükümetin başkanı ve ortaklarından çok daha uzun süre, Türkiye sahnesinde kalacaktır. Zira, bu kampanya da ortaya koyuyor ki, "asabı bozulan" Sezer değil. Ortada bir "kriz" de yok. "Kriz", bunca zamandır her türlü hukuk dışı keyfiliğe, nüfuz ticaretine ve tabii ki yolsuzluğa alışmış suret-i haktan görünenlerin, Çankaya'da "hukuk kalesi"ne toslamaları sonucunda girdikleri "asabiyet" hali. Bu yüzden, çocukça yöntemlerle "belden aşağı vurma" yolunu seçtiler.
Başbakan'ın fiziki sağlığı iyi görünmüyor. Ama şimdi hem kendisinin, hem de arkasında saf tutan "mutlu azınlığın" ruh hali de iyi görünmüyor. "Hukukun üstünlüğü"nü üstün kılma konusunda kararlı davranan bir Cumhurbaşkanı karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Panikliyorlar. Panikleyince de, ister istemez, saçmalıyorlar.
Türkiye; hoyratlığa, keyfiliğe, hiçbir değer tanımamaya, yalancılığa, göz göre göre haksızlık ve adaletsizlik peşinde koşan "güç sahipleri"ne karşı bir ilke ve namus abidesi olarak zerafetle dikilebilen bir "devlet adamı" görmeye hasret kalmıştı. "Devletin hukuku"na karşı "hukuk devleti"ni savunacak bir "devlet başkanı" aranıyordu.
Sezer ile işte bunu buldu...