Türkiye'nin köşe yazan "Dört" yazarından biri Perihan Mağden, "Dört Mevsimlik Kadın" dediği Hülya Avşar'ı meğer ne kadar kıskanırmış..
Yani pes..
Dört Mevsimlik Kadın, "Man for All Seasons"dan mülhem olmalı.. Bu deyiş, romanı okuyan, ya da filmi izleyenler bilirler, bizdeki "Her devrin adamı" anlamına gelmiyor. Tam tersine, bilge, akıllı, mantıklı, ilkelerinden ölüm pahasına ödün vermediği için kellesini 8. Henry'nin celladına uzatan Sir Thomas More için kullanılıyor.
Perihan Mağden'in yazısını okuyunca anlıyorsunuz ki, onun benzetmesi, bizdeki anlamda ve Hülya'yı aşağılamak için yapılmış.
Kadınlar niye birbirlerini bu kadar aşağılamaya bayılırlar, Duygu Asena ve Seda Güler dostlarım bir araştırmalı.. Eğer benim "Kıskançlık" deyişimi beğenmiyorlarsa..
İnsanların kendi kendilerini "Diva" ilan etmelerine ses çıkarmayanların ülkesinde Hülya'nın günahı "Ben akıllıyım ve güzelim" demesi..
Peki yalan mı?..
Güzel değil mi?.. Geçin, Türkiye'nin en çekici, en seksi, en istenen kadını değil mi?.
Ya akıl.. Asıl orası tartışılmaz..
Başta, eşi Kaya, istediği tüm erkekleri bildiği gibi kontrol etmiyor, yönetmiyor mu?. Medyayı canının istediği gibi parmağının ucunda oynatmıyor mu?..
TV şovları, konserleri, özetle yaptığı her şey olay olmuyor, gündemde baş köşeye oturmuyor mu?.. Filmleri ödül üstüne ödül kazanmıyor, izlenme rekorları kırmıyor mu?.
Yıllardan beri, bu ülkenin resimleri ve haberleri en çok yayınlanan, en çok izlenen kadını değil mi?.
Şov dünyasının bir insanı için bütün bu saydıklarım çok önemli değil mi?.. Hülya yıllardan beri, zirvede kalmayı başarmıyor mu?..
Peki nasıl başarıyor Perihan Hanım?..
Hülya'nın mesela Sharon Stone gibi danışmanlar ordusu yok. Herşeyi kendisi yapıyor. Arabayı kullanırken iki elinde iki telefon olması bu yüzden.
Ordu ile gezen ve yaşayan Sezen'e karşı, Hülya tek başına yapıyor herşeyi..
Kocası başta, herkesle ve herşeyle tek başına başa çıkıyor. Savaşını tek başına veriyor. Kararlarını soğukkanlı verecek kadar akıllı. Medyanın gazına gelip ortalığı toz duman etmiyor. Pireye kızıp yorgan yakarak kurulu düzenini darmadağın etmiyor. Hatalar için bir hoşgörü sınırı var. Bu sınır daracık da değil üstelik.
Ve de hepsinden önemlisi Perihan Hanım..
Şov dünyasındaki bu çok parlak yaşamına rağmen, kendi hayatını da yaşıyor. Yani yaşamı, Perihan Mağden'in sandığı gibi tribünlere oynamaktan ibaret değil. Tribün oyunu, Mağden'in tribünlere yazması gibi mesleki.. Bu oyun bitince kendi hayatına dönüyor. Pek az kişinin bildiği, gördüğü "Kendi" hayatına.. Kızına bol vakit ayırıyor. Spora bol vakit ayırıyor. Kitap okumaya bol vakit ayırıyor. Sinema, tiyatro, konser başta kültür olaylarına bol vakit ayırıyor..
Hülya'nın bunların hepsini hem de çok muntazam yaptığını kaçınız biliyorsunuz mesela.. Yıllarca zirvede kalmanın sırrı bu zaten.. Hem vücudunu, hem beynini formda tutuyor devamlı..
Hülya'nın bu kadar vakti nasıl bulduğunu, zamanlarını darmadağınık, plansız, programsız geçirenler anlamazlar.
Pek az şey yaptıkları halde, onlara enaz 48 saatlik gün gerektiğini iddia ederler üstelik..
Oysa Hülya, gerçekten hemen hiçbir şeyini eksik bırakmadığı yaşamını 24 saate sığdırıyor.
Hülya Avşar, gerçekten "Woman for All Seasons!.."
Kendini beğenmiş mi?..
Evet..
Beğenmesi için fazlası ile sebebi varken niye beğenmesin ki?..
Geçen hafta, geçmiş depremi, muhterem medyamızın da tam desteğiyle milletçe hatırladık.. Bazı karşıt görüşlere rağmen, o gün bi arkadaşımdan ödünç istediğim smokinleri giyip (başka türlü karalara bürünmem imkansızdı) tam 3'ü 2 geçe, (sabah pazardan aldığım düdüğü kaybettiğimden) oğlumun izciliğinden kalma borazanı öttürerek, görevimi şahsen yerine getirdim..
Düdük yerine borazan çalmam Çok daha anlamlı oldu..
Gelecek hafta da biraya zam yapmaya hazırlanan bira üreticilerini anmayı düşünüyorum. Bira tahliye musluğuma siyah bi kurdele takıp o geceyi öyle geçireceğim.
Bu gibi anlamlı eylemlerin çok etkili olduğuna ve olacağına eminim.. Gelecek yılki deprem anması için, ilgili komiteye, şöyle bi teklif götürme niyetindeyim Bakalım sen ne diyeceksin: "Mao'nun yapmak isteyip de yapamadığını" yapalım diyorum..
Hani 1970lerde, 1 milyar çinli'yi aynı anda zıplatıp, meydana gelecek sarsıntıyla, California'da deprem yaratmayı planlamıştı. Ömrü yetmediğinden mi yoksa aynı anda sıçrayan bir milyar çinli'nin California'dan çok Çin'e zarar verebileceği endişesinden mi ne bu proje gerçekleşmemişti.. İşte, daha ufak çapta da olsa biz bunu yapabiliriz diye düşünüyorum.. Kocaeli, Yalova Bolu depremi bütün şiddetiyle yaşayanlara ek, 10 milyon İstanbullu da gelecek sene aynı tarihte saat tam 3'ü 2 geçe aynı anda yataklarından aşağı zıplayabilirler. Böylece meydana gelecek sarsıntıdan sonra hem kalan binaların depreme dayanıklılığı ölçülmüş olur, hem İstanbul'un gerçekten sağlam zeminleri nereleriymiş meydana çıkar, hem de "o günü hatırlama" işlevimizi, büyük ihtimal, gerçekten tam içinde yaşayarak yerine getirmiş oluruz.
Abuzittin'ciğim hatırlayacaksın iki hafta önce Mersin'de tek evlik bi deprem oldu. Eski bi evin duvar sıvalarını balyozla dökmeye kalkanlar, binayı çökerttiler. Selma Uğurdil ile 12 yaşındaki oğlu enkaz altından çıkartılamadı. Selma kadının taş yığınları arasından gözüken ızdırap ve endişe dolu yüzü, gazetelerde "hayata son bakış" başlığıyla verildi. Selma kadın ve 12 yaşındaki oğlu iki kolon arasına sıkışmıştı ve 8 saat öyle kaldılar..
Neredesin depreme hazırlanan Türkiye?
8 saatte iki kolonu kaldırmaktan aciz Türkiye? Nerede belediye başkanları, nerede vali, nerede ilgili bakanlar, nerde başbakan!? Hani askerler, sivil kurtarma örgütleri?
8 saatte 2 kolon kaldırılamaz mıydı? Kaç gündür bekliyorum bir yetkili, ilgili çıkar da Selma kadının ardından devlet adına özür diler diye. Çıt yok! Eskiden Ecevit böyle konularda çok duyarlıydı.. Şimdi O da değişti, acayipleşti. Acaba diyorum bu Ecevit bizim bildiğimiz Ecevit'in dublörü mü?.. Hani Yeltsin'in Putin in dublörleri varmış ya.. Şimdiki de Ecevit'in dublörü olmasın?
En iyisi biz siyahlara bürünüp düdük çalalım kardeşim. Bak sen de birayı seversin gelecek hafta siyah kurdele bağlamayı unutma.. Hatta tanıdığın başka biracılara da bağlat.
Böyle bi eylem ne kadar etkili olacak göreceksin.
Münasip yerlerinden öperim şekerim.
Kardeşin Güneş
Buraya kadar tamam..
Tamam olmayan..
Benim başıma bu üçtür geliyor.. Susamlı, haşhaşlı galeta, ya da kalın grissiniler var..
Akşam üzeri kahve ya da çayla, insanın açlığını gideriyor..
Onlardan alıyorum..
Birgün eve geldim..
Bayat.. Birkaç hafta sonra bir daha.. geçen hafta bir daha..
Efendim bilmem ne fırınında yapılıyormuş.. O benim
sorunum değil. Ben
Migros'tan alıyorsam, Migros'a güveniyorsam, onlar da sorumluluklarını bilmeli..
Bizde bu tür sorunlar
genelde şöyle çözülür:
"Şikayet mi var.. O malı satmayın.."
Hayır, o malı satacaksınız.. Ama doğrusunu satacaksınız..
Ben kendi çözümümü buldum.. Galeta alınca, önlerinde açıp bir tane yiyeceğim. Bayatsa, hemen orada iade edeceğim..
Sizin aklınıza başka çare geliyor mu?..