Neyle geçindiği saydam olmayan bir yığın mesleksiz demagog, eline mikrofonu geçirdiği zaman, "milli kültür" üstüne, çoktan pörsümüş bir laf salatasını yeniden başlar alt üst etmeye...
Ne "evrensel kültür"le, "milli kültür" arasındaki kavram içeriğini koyar ortaya; ne de "evrensel kültür"le, "milli kültür"ler arasındaki köprülerin nasıl kurulduğunu...
Konuyu biraz daha somutlaştıralım.
"Milli kültür"lerin cılızlığını yahut gürbüzlüğünü son toplamda belirleyen en temel gösterge, "anadil"in sözlü ve yazılı olarak kullanım berraklığıyla zenginliğidir...
65 milyon Türk, kaç kelimeyle konuşuyor anadilini ve ortalama olarak 1 Türk'ün yılda yazdığı yazıların toplamı kaç kelimedir?
Ya peki, Parlamento kaç kelimeyle konuşuyor Türkçeyi?
Bu soruların yanıtları; "milli kültür"ün cılız mı, gürbüz mü, olduğunun ölçülerini hemen heykelleştiriverir.
Şimdi gelelim başka bir soruya; Türkçe neden gitgide kısırlaşıyor?
30 yaşından küçük 40 milyon gencin kullandığı Türkçe, 60 yıl önceki İstanbul'un kullandığı Türkçe'den çok daha zayıf ve özensiz..
Gitgide böylesi bir dil kuraklığına uğramışlığın nedenleri henüz gündeme bile gelmiş değil; belki de hiç gelmeyecek...
Söylemek zor geliyor ama Türkçe, 22. Yüzyıl'da büsbütün eriyip kaybolacakmış gibi görünüyor..
Zaten bu konuların uzmanları da, halen konuşulmakta olan dillerden yüzde 90'ının, önümüzdeki yüzyıl içinde kaybolacağını haber veriyorlar.
60 yıl önceki İstanbul Türkçesi'nin erozyona uğramasının baş nedeni, 19. Yüzyıl sonunda Tanzimat edebiyatıyla başlayan İstanbul romanlarının ilgi dışına itilmesi ve gözlerden uzak tutulması...
Kendimden söz edeceğim için özür dilerim ama, ben TV kanallarından birinin yöneticisi olsam, "Bir zamanların ünlü yazar ve romanları", yahut "20. Yüzyılda yazar serüvenleri", "yahut "Roman ve öykülerdeki Türkiye", yahut "Cumhuriyet döneminde çile çekmiş yazarlar" v.s. başlığıyla özel bir program koyardım TV yayınlarına...
O zaman hem İstanbul Türkçesi'nin süzülmüş güzellikleri çıkardı ortaya, hem de yazarların kazana kazana telif haklarından ne kazanmış oldukları; yani Türkiye'nin hiç üstünde durulmamış olan bir başka ayıbı...
Ayıbı diyorum, çünkü örneğin özel truplar tarafından adı değiştirile değiştirile taşrada çalıntı olarak oynanmış tiyatro piyeslerinden kimsenin haberi bile yoktur...
Söylentilere göre rekor da galiba bizim "Tahtaravalli" piyesindeymiş. Adı "Rastıklı Raziye", "Ispanaklı Safinaz" diye değiştirile değiştirile yüzlece kez sahnelenmiş... "Dilekçe" de öyle... Piyesler basılıp yayınlandı mı; çalınmaları da "mukadder" oluyor Türkiye'de...
Vazgeçtik yüzde 15'i, vazgeçtik yüzde 10'u, yüzde 5'lik bir telif hakkı ödenmiş olsa; bugün ben de Batılı yazar yaşıtdaşlarımla aynı durumda olurdum.
Sait Faik, tüm öykülerinden kaç para kazandı biliyor musunuz?
Sadece 400 kağıt...
Ya 30'u aşkın romanından Orhan Kemal ne kazandı?
1 milyon bile değil...
Adalar Kaymakamı Mustafa Farsakoğlu lütfedip eve telefon etti. Hüseyin Rahmi'nin Heybeli'deki evi onarılıp müze halinde düzenlenmiş, bu gün açılıyormuş...
Tuhaf ama nedense çocuk gibi sevindim... Hüseyin Rahmi de su katılmadık bir İstanbul yazarıydı. Salt kalemiyle geçinmişti. "Utanmaz adam" şahyapıtını yazdığı zaman, onun da başı belaya girmişti... Rahmetli babaannem dahi Hüseyin Rahmi'nin "Eşkıya İninde"sini okumuştu.. Hele artık konuşamayan zavallı annem, hemen hepsini...
Perşembe günkü Yeni Binyıl'da Aslı E. Perker'in Aydan Gündüz'le yaptığı bir röportajda, eski anıların yelkenlerini rüzgarlandırdı.
Aydan Gündüz, 1900-1940 arası değeri bilinmemiş yazarlar üstüne bir kitap hazırlıyormuş. Röportajda Reşat Enis'in üstünde durmuş özellikle...
Reşat Enis, hakkı yenmiş yazarların simgesi olan kalem.. Yazdığı romanlar hemen toplatılırdı ve o hayatını düzeltmen olarak kazanmaya çalışırdı gazetelerde..
Vaktiyle Fethi Giray'ın yazdığı bir şiir geliyor aklıma -ki o da toplatılmıştı- aşağı yukarı şöyleydi:
Ey Babıali patronları
Yüzünüzü kapatın ellerinizle...
Mahmut Yesari Bey geçiyor
Babıali caddesinden...
Ankara demagogları, ortak talandan pay kapma yarışındayken; bizim Türk yazarları, kendi hayatlarını armağan etmişlerdir Türkiye'ye... Unutulmaları doğaldır...