Deprem felaketini andık. Darısı trafik felaketine. Meclis adına görev yapan Trafik Güvenliği Komisyonu'nun amacı aslında iki felakete birlikte dikkat çekmekti.
İstanbul'daki toplantıya Bolu, Düzce, İzmit, Yalova, Bursa gibi illerimizden Emniyet ve Belediye yetkililerimizi mimar, mühendis ve kent plancısı oda yöneticilerini, ceza hukuku profesörlerini davet etmemizin nedeni de buydu.
Özellikle 17 Ağustos ve arifesi seçilmişti. Bu arada medyanın ilgisi için de toplantı salonu olarak 5 yıldızlı bir salon veya Köşk yerine Yıldız Parkı içindeki restore edilmiş bir eski AHIR belirlendi. Padişah döneminden kalma ahır en az 125 yıllıktı ve doğal olarak 25 yaşındaki bir yapıdan daha sağlamdı.
Çözümüne katkı yapmaları için de kırk dolayında gazete ve TV kanalına davet yapıldı.
Deprem felaketinin lanetlenmesindeki öncelik nedeniyle bu davete ancak iki kuruluş katılabildi. Komisyonun açılış notlarını mesleğin "kendi haberini kendin yaz" ilkesi uyarınca özetle yazıyoruz:
17 Ağustos tarihi yüreklerimizde, zihinlerimizde derin yaralar açtı. Binlerce insanımızın ölmesi, on binlercesinin yaralanması karşısında çaresizliğe düştük.
Çünkü önlenemez bir doğa olayının karşısındaydık. Çarpık yapılaşma acılarımızı daha da yoğunlaştırdı.
Depremin yaraları zamanla belki kabuk bağlayacak.
Ama depreme eş değer bir başka felaket var ki, bunun kabuk bağlamasına olanak yok.
Çünkü her gün, her an yaşıyoruz.
Depreme eşdeğer olan bu felaket her aileyi vuruyor¥
Oysa bu felaket bir doğa olayı değil.
Kendi elimizle yarattığımız bir felaket. Trafik felaketinin aldığı toplam can birkaç yılda deprem kurbanlarını kat kat aşıyor.
Marmara ve Trakya'daki 17 ilimizin durumunu değerlendirirsek.
Trafik alanında yaşanan felaket din, dil, bölge, cins, ırk, yaş farkı gözetmiyor.
Herkesi vuruyor, ama en çok da çocuklarımızı vuruyor.
Kaza kurbanlarının üçte birini 15 yaşın altındaki çocuklarımız oluşturmaktadır. Bu yüzden trafikte çocuk güvenliği konusuna özel bir önem vermekteyiz. Esenlik içinde ulaşım hakkı yurttaşlarımızla birlikte, her yıl ülkemizi ziyaret eden 10 milyon dolayındaki yabancı konuklarımızı da kapsayan bir can güvenliği sorunudur.
Bir seyahat özgürlüğü sorunudur.
Bir Anayasa sorunudur.
Ama tüm bunların öncesinde uygarca ve insanca yaşama sorunudur.
Yurdumuzun her köşesinde, ulaşımda ve trafikte can güvenliği sağlanmadan, yurttaşlarımızın salimen her akşam evlerine dönmeleri için gerekli olanaklar ve ortam yaratılmadan devletin, yurttaşlarına karşı sorumluluğu yerine gelmiş sayılmaz¥
Elbette bu arada yurttaşlarımıza da insan ve yurt sevgisi adına büyük görevler düşmektedir.
Devletin önereceği, öngöreceği ulaşım düzenine sahip çıkmak ve trafik ortamını uygarca, hakça paylaşmaktır.